Çok farklı tekil sorunlar üzerine konuşmaya devam ediyoruz. Fakat tekil sorunlar, onların tümel yani külli arkaplanları konuşulmadığı sürece, asıl sorun yerinde durmaya devam etmektedir. Bu bağlamda insanın giderek şeyleştiği, metalaştığı bir süreç, içinde yaşadığımız dünyada tümel bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Colin Cremin “İkominizm” isimli kitabında işte bu konulara dikkat çekiyor. Kitabının isminin “Kominizm” kavramının başına “İ” gelmesiyle oluşması ilginç. Cremin, Phone, pad gibi kelimelerin başına “i” getirmekle başlayan süreci burada metalaşma bağlamında sorunsallaştırıyor. Nihayetinde kominizme dönmeyi önermesi sebebiyle kitabın ismi anlamlı hale geliyor. Bu açıdan kitabın öncelikle iyi bir kapitalizm eleştirisi olduğunu belirtmekte fayda vardır.

Geçmiş yazılarımda Müslümanların henüz yetkin bir kapitalizm eleştirisi yapamadıklarını belirtmiştim. Hatta tam tersine Türkiye’nin özel koşulları içerisinde sağcılık, İslamcılık ve kapitalizm arasındaki yakınlaşmanın, gelinen noktada kapitalizmin nihai zaferi ile sonuçlandığı; kimliklerin onun içinde eridiği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Maalesef bu konuda dünya ölçeğinde solun hassasiyetlerini henüz Müslüman entelektüellerin yakalayamadığını ayrıca belirtmek bir gerçeğe vurgu yapmak bağlamında anlamlı.

Kitap Marcuse’dan bir alıntı yapıyor: “Tüketim ekonomisi denen şey ve şirketlerin egemenliğindeki kapitalist politikalar insanı şehvet ve şiddetle metalara bağlayan ikinci bir insan doğası yarattı.” Burada insan doğasının yeniden yaratılması üzerinde ciddi durmak gerekiyor. Zira yeni bir insan doğası demek yeni bir teoloji yaratılmaya çalışılıyor demektir. Aynı zamanda Jean Baudrillard’a atıfla yeni bir gerçeklik yaratılıyor demektir.

Şu anda dünya ölçeğinde insanın asıl sorunu; bu tüketim ekonomisinin görünmez baskısı altında, metalaştırılmak ve şeyleştirilmek biçiminde gerçekleşmektedir. Yazar bunu giderek insanın toplumdaki yerini sermayenin şartlarına göre belirlediği ( s. 21) önermesiyle anlatmaya çalışmaktadır. Ayrıca kitabında verdiği istatistiklerle önermelerini olgularla desteklemeye çalışıyor. Yazarın şu cümleleri oldukça vurucu: “Genellikle satıcıya söylenen, evdeki tüm fazla eşyayı kaldırması ve duvarları da nötr renklere boyayarak genel olarak evi boş tutmasıdır. Günümüzde birey olmak da böyle. Göze görünmeyen olmak, silik olmak anlamına geliyor: tek boyutlu boyutsuza dönüşüyor insan, Coca Cola Zero’nu varlıksal eşdeğerine” (s. 69)

Kapitalizmin ve tüketim ekonomisinin istediği, ürünleri sürekli tüketen standart insan yaratmak. Bunun için ruhun zaten bedenden ayrılması ve bedene odaklanılması gerekiyor. Bedenler de giderek plastik mekanik varlıklara dönüşmekte ve standartlaşmaktadır. Cremin’in deyişiyle, insanın sermayenin işlerlikleri çerçevesinde kimliksizleşmesi söz konusudur. İşte bundan dolayı insan “özel” olmak istiyor, farklı olmak istiyor. Ancak bu taleplerini de kapitalist işleyiş kitlesel olarak karşılıyor: Farklı isimlere özel Cola üretiyor ama kitlesel.

Şimdi bunların üzerine sormamız gereken soru şudur: Ekonomik yetersizlikler önemli bir sorundur. Zaten Cremin giderek fakirleştirilen kitlelerden bahsediyor. Fakat bunun ötesinde refah düzeyinin genel olarak yükseltilmesi ile sorun halledilir mi? Hayır, çünkü insana sunulan gerçeklik kendi doğası ile aykırılıklar taşıyor. Dolayısıyla metalaştırma insanın giderek biyolojik hayatını sürdürerek, ruhunu öldürüyor.

Eğer Müslümanlar bugün bir çözüm önereceklerse, kanaatimizce önce insanı kurtarmalıdırlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624