Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda sık sık ifade ettiği bir atasözü var; “Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri”.  Erdoğan bu ifadeyi 16 yıllık iktidarları boyunca ellerinin ve gönüllerinin ulaştığı her yeri imar ve ihya etmenin rahatlığıyla kullanıyor.  Erdoğan’ın öncülüğünde imar ve ihya faaliyetlerine yön veren isimlerin başında hiç şüphesiz “Son Başbakan” Binali Yıldırım bulunuyor. Zaten bu hizmetlerin yansıması olarak da millet önüne konan her seçim sandığında teşekkür olarak AK Parti’yi iktidara taşıdı.

Millet bir kez seçim sandığının önünde. Bir tarafta “Cumhur İttifakı” öteki tarafta “Millet İttifakı ve diğerleri.  Her seçimde olduğu gibi yine vaad seferberliği yaşanıyor.

İktidara hasret ana muhalefet Partisi CHP ve diğerlerinin “Bekara karı boşamak kolay” bâbından verdikleri sözlerin haddi hesabı yok. Akla ziyan!..

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce vaadlerine “yerli otomobil” projesini iptalle başladı, bir programda Erdoğan’ı alkışlayan Zeytin Dalı Harekatı ve Afrin kahramanı Korgeneral İsmail Metin Temel Paşa’nın apoletlerini sökmekle devam etti. Bu kadarından bahsetmek kafi; dikkat edin icraatın içinde yapmak yok yıkmak var!.. CHP istikrarını hiç bozmuyor; tebrik etmek gerekir!..

Çılgın vaadleriyle seçimi kazanmayı garanti(!) eden İnce’yle görüşmek isteyen 50 ülkenin büyükelçisi kuyruğa şimdiden girdi bile!.

Gelelim İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener hanımefendiye. Hanımefendi vaadlerini kapatmak ve son elde kalanları satmak üzerine kurgulamış. Dünkü yazımda da ifade ettim; uluslararası dezenformasyon kanalı CNN International’a göre o artık “Türkiye’nin Demir Ladysi”. Lady ne diyor; “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA)’nı inceledik. TİKA’dan sonra AFAD’a geçtik, TOKİ’ye geçtik. Lağım hepsi, lağım. kapatacağım” diyor. TİKA ne ola ki?! TİKA, Türkiye’nin dünyadaki yüz akı! AFAD’ın yaptıkları ortada, TOKİ sayesinde milyonlarca kişi başını sokacak bir yuvaya kavuştu. Bu kadar, fazla söze hacet yok.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “5 benzemez” olarak adlandırdığı, CHP, İyi Parti, SP ve DP'nin oluşturduğu “Millet İttifakı”yla hareket eden Saadet Partisi Cumhurbaşkanı adayı Temel Karamollaoğlu, “Biz Sivas'a o kadar sahip çıktık ki şimdi hızlı treni getiriyoruz diyorlar. Ya mübarek hızlı trenin Sivas'a getireceği bir fayda demeyelim de kolaylık diyelim. Nedir o? Göçü hızlandıracak. Adam otobüsle gidip sıkıntı çekeceğine trene binip İstanbul'a biraz daha hızlı gidecek. Bu hizmet değil…” Haydaaa!..

Sayın Karamollaoğlu Sivas bir asıra yakındır göç veriyor. O zaman hızlı tren mi vardı?!.. Bırakın insanlar hizmetle tanışsın, sevdiklerine konfor içinde kavuşsun... Siz Sivas Demir Çelik’ten, Türkiye Demiryolu Makinaları Sanayii A.Ş. (TÜDEMSAŞ)’tan haber verin. İnsanlara doğdukları yerde iş ve aş verirseniz hiç kimse hızlı tren yüzünden memleketini terk etmez. 1993’te yaşanan elim olaylardan sonra Sivas’ın çektiğini bir Allah bir de Sivaslılar. Vesselam!..

İnsanlar yapılanları görüyor. Artık eski Türkiye’nin alışkanlıkları olan “Her mahallede bir milyoner yaratacağız” (Adnan Menderes),  “Herkes ne veriyorsa Demirel 5 fazlasını verir” (Süleyman Demirel),  “Herkese iki anahtar” (Tansu Çiller), “Bütün köyler kent olacak” (Bülent Ecevit), “Mazot 1 Türk Lirası olacak” (Cem Uzan) türden vaadlere milletin karnı tok!..

Yeni Türkiye icraata bakıyor.

***

ABD YALANCI MÜTTEFİK OLDUĞUNU İYİCE AÇIK ETTİ

“MarshalL Yardımı”ndan beri her fırsatta “demokrasimize düdük çalan” ABD, son yıllarda geçmiş alışkanlıklarını tekerrür ettirememenin sıkıntısını yaşamaya başladı. Irak’ta başlayan, Suriye’de devam eden arkadan dolanma faaliyetlerini PKK ve FETÖ ile zirveye taşıdı. “Yalandan müttefik” olduğunu iyice açık etti. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Füze Savunma Sistemleri’ni alma kararıyla birlikte ABD karizmasını çizdirdi. Sonra NATO kanalıyla, “kararda bağımsızlar, ama sonuçlarına da katlanacaklar” açıklamasıyla aba altından sopa gösterdi. (F-35’le bunun emareleri devreye sokulmaya başlandı) ABD, “vize krizi”yle Türkiye’yi eskisi gibi terbiye etmeye umarken, ani bir kontra atakla 90’dan gol yedi.

Artık Türkiye’yi yöneten muktedirler, “Göklerine hakim olamayan milletler, yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkumdur” ifadesinin ne anlama geldiğinin farkında.

Artık istiklâline ve istikbaline hayatı pahasına sahip çıkan bir Türkiye var.

Yerli Uçak Sanayi’nin sekteye uğratılmasına rağmen, Türkiye bugün hava yolu taşımacılığında uluslararası arenada büyük bir ivme kazandı.

Türk Hava Yolları’nın yolcu sayısı 2002’de10,3 milyon iken, bu sayı 2016 yılında 62,8 milyona ulaştı. Bu yıl ise, direkt transit yolcularla birlikte toplam yolcu trafiği geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,1 artışla 164 milyon 773 bin 277 olarak gerçekleşti.

Türkiye düşmanları çıldırıyor

Havacılık sektöründeki serbestleşme ile birlikte Türk Hava Yolları dünyanın en fazla noktasına uçan şirket haline geldi. Yurtdışı uçuş noktalarının sayısı 60’tan 296’ya çıkarıldı.

2002’de 25 olan havalimanı sayısı, 2017 itibariyle 57’ye yükseldi.

Yıllık 200 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük hava limanı olma özelliğini taşıyan 3. İstanbul Havalimanı 29 Ekim 2018’de açılacak.

İşte bu önlenemeyen yükseliş “karpuzu yiyip, kabuğunu bize reva görenler”i çıldırtıyor.

Türkiye artık montaj sanayi ile uluslararası rakebette varlık gösteremeyeceğini keşfetmiş, oluşturduğu Araştırma Geliştirme çalışmalarıyla yavaş yavaş millî sanayiye geçmeye başlamıştır.

Son zamanlarda Türkiye'ye karşı oluşturulan “silah ambargosu”, bir anlamda “kötü komşu ev sahibi yapar” sözünün tecellisi olarak millî savunma sanayinin güçlenmesinde tetikleyici unsur oldu. Türkiye zoru gördükçe, kendi millî savunma sanayisini, kendi uydusunu, kendi savaş uçağını, kendi helikopterini, kendi İHA’sını, kendi SİHA’sını, kendi kamikaze dronesini, kendi gemisini üretiyor.

Teröristler tavşan gibi avlanıyor

Her ne kadar CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu gibiler, skandal açıklamalarıyla PKK ile mücadelede büyük etkisi olan Silahlı İnsansız Hava Araçları(SİHA)’nın teröristleri tavşan gibi avlamalarından rahatsız olsalar da, Türkiye kendi göbeğini kesme hususunda taviz vermiyor.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ/TAI), Türkiye’nin hava filosunu güçlendirmesine katkıda bulunuyor.

TAI (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii) hazırladığı 10 yıllık bir master planı dahilinde 100 koltuk ve daha yüksek kapasiteli yolcu uçağı projesine 5 yıl içerisinde başlamayı hedefliyor.

 T129 ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri, ANKA İnsansız Hava Aracı ve Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ projeleri birer birer TSK’nın envanterine sokuluyor.

Yeni nesil millî tanklar Altay, Korkut ve Osmanlı karada düşmana korku salarken, denizlerde düşmanın korkulu rüyâsı olacak TCG Anadolu; 231 metre uzunluğuyla, F-35 savaş uçakları, İHA ve helikopterlerin inip-kalkmasına imkân sağlamasıyla, gerektiğinde Hint ve Atlantik Okyanusu’na açılabilecek mukavemetiyle, denizaşırı muharebe aracı olma özellikleriyle TSK’nın gücüne güç katmak için gün sayıyor.

***

BABAYİĞİTLER KOLLARI SIVANDI

KADERİN cilvesine bakın ki, Eskişehir’de “yerli uçak” üretimine ket vuranlar yıllar sonra bu sefer de “yerli araba” üretimini engellemek için devreye girer. Ve “Çılgın Türkler” aynı delikten bir kez daha ısırtılır.

Memleketine sevdalı bir grup “babayiğit” ölüm uykusuna yatan “Ağır Sanayi Hamlesi”ni hayata geçirmek için tekrar harekete geçer.

1960 yılında Eskişehir Cer Atölyesi’nde Türk mühendisler ilk Türk otomobili “Devrim”i üretir. 29 Ekim Cumhuriyet töreninde büyük bir heyecanla görücüye çıkartılan Devrim otomobili; Türkiye'nin kalkınmasını istemeyen mihrakların sabotesine maruz kalarak, tıpkı Nuri Demirağ’ın uçakları gibi seri üretimi yapılamadan kaderine terk edilir.

Bu başarısızlığı(!) dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarihe geçen şu ifadeyle özetler: “Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla deposuna benzin koymayı unuttuk.”

***

Uzun yıllar yerli araba sevdasını dillendirmekten imtina eden “Türkiye’nin babayiğitleri” geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde meydana çıktı. Daha önce çelme takan devlet(!) bu defa yerli araba için önayak olduğunu dünyaya ilan etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Ortak Girişim Grubu; Anadolu Grup, BMC Grup, Kıraça Holding, Turkcell Grubu ve Zorlu Holding isimli 5 babayiğit asfaltı ağlatacak yerli araba için düğmeye bastı. 2019’da prototipi tamamlanacak otomobilin, ticari satışına 2021’de başlanacak.

İnşaallah bir yol kazası yaşanmaz.

***

TÜRKİYE İÇİN DUAYA DURULDU

Türkiye yeni bir dönemin arefesinde. “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!” emir gereği herkes Türkiye için duaya durdu.

Afrika’nın sömürülmekten canı çıkan ve son dönemlerde yatırım ve şefkat ellerini üzerlerinde hissettikleri mazlumların hamisi Türkiye için duada…

İç savaş ve Beşşar Esed’in zulmünden kaçmak zorunda kalan ve bütün dünyanın vebalı muamelesi yaparak kapılarını kapattıkları bir zamanda gönül kapısını ve sofrasını açan Erdoğan için Suriyeliler duada…

Malatyalı 8 yaşındaki Zeynep Fatma, Kâbe-i Muazzama’da Tayyip dedesi için duada...

Medine-i Münevere, Mescid-i Aksa duada…

Mekke'de imamlık yapan Abdurrahman El Ussi duada..

Londra’da yaşayan “Kunta Kinte”nin torunu duada…

İsrail zulmü altında inim inim inleyen Filistinliler duada…

Evlad-ı Fatihan diyarı Bosna Hersek duada…

Yurtlarından sürülen Myanmarlılar duada…

Mustazaflar duada…

Yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar; ifsad edilmiş dünya duada…

Türkiye diz çökerse, ümmetin esir olacağını bilenler duada…

***

VAKİT KİRLİ OYUNLARI BOZMA VAKTİDİR

“Yeni Türkiye”nin her alanda devrim niteliğindeki projelerle gelecek nesilleri özgürleştirme gayretlerinden rahatsız olanlar, her fırsatta fitne butonuna basarak çirkin yüzlerini gösteriyor.

Bu mudur demokrasi, bu mudur milletin iradesine saygı?!..

Vesayetçiler kaybettikleri kaleleri tekrar alabilmek için her yola başvurup; milletin adamlarını alaşağı etme sevdalarından vazgeçmediler, vazgeçmeyecekler.

“Millî Seferberlik” ilân eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısını tevil etmeye gerek yok, her şey net; 80 milyon topyekûn kuşatma altındayız. Oluşturulan “olağanüstü hal”i ve icra edilen kirli oyunları bozmaktan başka çare yok. “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” ruhunu artık sözde değil, özde ve her nefeste hissetmek zorundayız.

Onun için emrolunduğu gibi olmalıyız; “Hak” ile “batıl” mücadelesinde Hak'tan yana tavır koymalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.