16 Nisan referandumunda halk “Parlamenter Sistemin” değiştirilip yerine “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin” getirilmesine salık verdi. 16 Nisan’dan bu yana Türkiye fiilen Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile yönetiliyor. Cumhurbaşkanlığı Erdoğan’ın güçlü liderliği bu dönüşümü hızlandırdı. İntibak esnasında oluşabilecek muhtemel komplikasyonlar Erdoğan’ın güçlü liderliği ve başarılı yöneticiliği ile bertaraf edildi.

Yeni sistemin ete kemiğe bürünmemesi için uğraşan, Cumhurbaşkanlığı Sisteminin başarısız bir sistem olduğunu ispat etmeye çalışan birçok kesim oldu. Bu kesimler, gerek 16 Nisan öncesinde ve gerekse 16 Nisan sonrasında sistemi olumsuzlaştırmak adına Erdoğan’ı hedefe koydu. Doğrudan Cumhurbaşkanlığı Sistemini eleştirmek yerine Erdoğan’ı eleştirdiler ve tek adam, otokrasi, despotizm benzeri argümanlarla “Obsesif-Kompulsif Erdoğan Bozukluğu” hastalıklarını Cumhurbaşkanlığı Sistemine tahvil ettiler.

Oysa 16 Nisan’dan sonra yaşananlar, bu çevrelerin ortaya attığı iddiaların hiç birisini şimdiye kadar doğrulamadı.

Diktatör denilen Erdoğan, kendisine küfür ve hakaret edenleri, kendisi ve ailesini herkesin gözü önünde ayan beyan tehdit edenleri avukatı aracılığı ile mahkemeye vererek hakkını aradı. Diktatör denilen adam, hakkını savunmak için hukuka başvurdu. Fakat iddia sahipleri bu paradoksu nedense hep görmezden geldi.

Türkiye içi yeminli Erdoğan muhalifleri ve Türkiye düşmanı ecnebi yapıların Türkiye’deki sistemin değişmemesi için neden bu kadar büyük iştahla çalıştıklarını bu ülke halkının mutlaka anlaması gerekiyor.

En basit gerekçe, Parlamenter Sistemin en büyük kaçak deliği olan koalisyonlar!

Koalisyonlar, Türkiye’ye operasyon çekmek isteyenler için sızılacak en büyük delik olma özelliğine sahipti. Koalisyon ortakları üzerinden Türkiye’nin yönetim iradesi gizli odak ve kliklere veriliyordu.

Sızmaların olduğu bu delik kapatılınca Türkiye “tam bağımsızlık eşiğini” aşmış oldu.

Şimdi Türkiye’nin eskiden olduğu gibi “hasta bir ülke” olmasını isteyen herkes, hesabını önümüzdeki seçimlere göre yapıyor.

Eğer AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi kaybederse Cumhurbaşkanlığı Sistemi değiştirilip eski sisteme geçilecek ve Türkiye yeniden “bağımlı ve istikrarsız” bir ülke haline getirilecek.

Bu yüzden “ekonomik darbe” ve “kaos” planları yapılıyor. ABD’deki tiyatro mahkeme bu amaca hizmet ediyor. Bazı eski siyasetçilerin ofislerindeki aşırı trafik, seçim barajı tartışmaları, alınan günübirlik pozisyonlar, ısmarlama açıklamalar, “ben buradayım” hatırlatmaları gibi siyasi hareketliliklerin tamamı ciddi hesapların ürünü. Hiç birisi tesadüf değil.

Bütün bunlar, önümüzdeki seçimlere “tarihi bir önem” atfediyor.

Önümüzdeki seçimler en çok da Lider Erdoğan için tarihi öneme sahip.

Çünkü Erdoğan, son yıllarda yaşadıklarıyla Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen bütün lobileri, ülkeleri, karanlık yapıları, çeteleri ve örgütleri gördü. Verdiği mücadeleye hepimiz şahidiz! Erdoğan, savaşın tam ortasında!

Savaşın en önemli ayağı önümüzdeki seçimler!

Bu seçimleri kaybetmemek gerekiyor.

Çünkü bu seçimler Türkiye için “varlık” savaşı!

Bunun için tüm tedbirlerin alınması gerekiyor.

2019’da iki sandığı aynı anda kurmak ve seçimleri aynı günde yapmak yerine Milletvekili Seçimi, Yerel Seçimlerin önüne çekilebilir.

Hükümetin doğrudan 1 Milyon, dolaylı olarak en az 5 Milyon insana dokunacağı “taşeronlara kadro” tahsisi sağlanmışken, 2018’de doğrudan 110.000, dolaylı olarak 1 Milyon kişiyi etkileyecek “kamuya istihdam vaadi” verilmişken, Milletvekili Seçimlerinin Yerel Seçimlerden önce 2018’de yapılması büyük avantajlar sağlayabilir. Ayrıca TBMM’de grubu bulunan iki siyasi partinin baraj altında kalma olasılığı oldukça kuvvetli.

AK Parti’nin Yerel Seçimlerde aldığı oy oranı ile Genel Seçimlerde aldığı oy oranları arasındaki makas ve AK Parti’nin aldığı oy oranı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek başına aldığı oy oranı arasındaki “makaslar” herkesin malumu.

Eğer mevcut şekilde Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimleri aynı anda yapılırsa ciddi riskler ortaya çıkar. %10 barajının düşürülmesi ise süreci içinden çıkılmaz bir hale sokar.

Mart Yerel Seçimlerinde AK Parti’nin aldığı oy oranındaki nisbi düşüklüğün psikolojik yansıması, Kasım’da yapılacak seçimleri mutlaka etkileyecek. Bu etkinin üzerine ekonomik darbelerin yapılması, Türkiye’yi içerden ve dışarıdan sıkıştırma faaliyetleri ve içerdeki çatlak seslerin sahneye çıkartılması Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın seçilmesini engellemez ama Milletvekili Seçimlerinde AK Parti’nin parlamentodaki sayısal üstünlüğünü zora sokar.

Böyle bir olasılık, Erdoğan’ın ülkeyi kararnamelerle yönetmesi anlamına gelir.

Bu ciddi bir tehlikedir.

Zira Meclis’te üstünlüğünü kaybetmiş bir AK Parti, kanun çıkartamaz ve Yürütme’yi kanunlarla destekleyemez. Mecliste sayısal üstünlüğü ele geçirmiş bir muhalefet, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile ilgili bir kanun çıkardığı an Cumhurbaşkanı Kararnamesi kadük olur ve Meclis’ten çıkan kanun esas alınır. Bu tablo “sistemin kilitlenmesi” anlamına gelir.

Siyaset, havada pozitif koku alındığında harekete geçmek, negatif bir koku alındığında önlem almak demektir.

Doğru zamanda doğru hamleler yapmak demektir.

Bu ülkenin geleceğini riske atmamak gerekiyor.

Bu yoldan dönmemek, davayı yarı yolda bırakmamak gerekiyor.

Eğer tüm zalimler, tüm dünya müstekbirleri bir hesap yapıyorsa, bizim de bu hesapları bozacak hamleler yapmamız gerekiyor.

Zaman, radikal kararlar alma ve doğru adımlar atma zamanıdır.

2018’de Milletvekili Erken Seçimi, 31 Mart 2019 ’da Yerel Seçimler, 3 Kasım 2019’da da Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin yapılması tüm senaristlerin kirli senaryosunu kursaklarında bırakır!

Şimdi yeniden düşünme zamanı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-28 11:49:28

Yazarimiza kısmen katılıyorum. En basiti kaç gündür gumdemden düşmeyen KHK çıkan maddeye 15-16 temmuz diye belirtilseydi daha iyi olurdu bu madde yi hazırlıyorlar neden bunu yazmadı aklıma takılmriyor değil amaç Cumhurbaşkanımız i zor duruma düşürmek mi! Neden fırsat olarak zemin veriliyor. Özellikle özel sektörde Borsaya acilmis şirketlerde taşeron kaldırılmalı. Çok önemli bir konuya dikkat çekmek istiyorum TÜSİAD İstanbul borsasında işlem gören Şirketlerin vb. Bir onceki yıla göre karlarını en az %40 artırdılar ALLAH im daha çok versin Asgari ücretli çalışanına en az %25 zam vermeli bu şirketler. Bu konuda Hükümetimiz den adın atmasını rica ediyorum. Yazarımızdan bu konuyu gündeme getirmesini rica ediyorum kendisi Milat Gazetesi Ankara temsilcisi. Bunu kendine ve Halkımıza karsi görev olarak görüp yılmadan usanmadan bu işin üzerine gitmelidir. Selam ve dua ile ALLAH yardımcımız olsun.

Avatar
setteroglu 2017-12-28 23:01:44

Seçim 2018 de yapılır mhp baraja takılırsa 2019da cumhur ittifakı nasıl olacak bunu izah edermisin sayın zilan

Avatar
Mahmut 2018-01-01 21:58:10

Taşerondan kadroya alınanlar zaten akpartiye oy veren kesimdir.yoksa adamın olmazsa o taşeron firmalarda calisamazdin.