Kısa bir süre evvel resmen Başkanlık Sistemi’ne geçen ülkemizin (bizce) Başkan’dan sonraki en önemli mevkiine getirilen  Ziya Selçuk Hoca’mızdan o kadar çok şey bekliyoruz ki…

Koskoca bir boşluğu dolduracak…

Dileriz.

Sayın Bakan’ın meslektaşlarımızla buluşmasında kullandığı “Tuzluğu değil, masanın tümünü değiştireceğiz!” cümlesi derin mânâlar içeriyor.

“Tuzluk” demişken…

Eğitim’deki “tuzluklar”dan bıktığımızı ifade edeyim hemen. Sayın Bakan, kimi “tuzlukların” nasıl himaye edildiklerine ve hangi mühim mevkilerin bunlara teslim edildiğine bakacaklardır mutlaka!..

“Masanın tümünü değiştirmek” çok güzel ve çok iddialı bir hedef.

O masanın binlerce yıllık tarihi var, o masada nice yaşanmışlıklar var, o masanın temsil ettiği “muhteşem kültür hazinesi” var…

“Sofra adabı” var, “sofra duası” var, “helâl rızık hassasiyeti”  var.

“Nihale”lere kadar her bir detayın gözden geçirilmesi, sofranın bereketini arttırır.

Bunlar ihmal edilirse, o sofraya, “sipariş pizza”lar gelir…

Kalbe zarar verir bu tür yiyecekler, sistemi ve ürünlerini obez yapar!..

Sayın Bakan’ın basın mensuplarıyla buluşmasında verdiği “adalet” mesajı son derece yerindedir.

“Adalet”in en güzel misalleri de, malûm, kadim medeniyetimizdedir.

Eğitim’imizin bir türlü yerli yerine oturtulamayan “Milli”lik vurgusu, bunları temsil etmektedir.

“Milli Eğitim”den neyi anlamalıyız, “Yerli ve Milli Eğitim Modeli”ni nasıl oluşturabiliriz?..

Bu alandaki birikimlerimiz nelerdir?

Selçuklu ve Osmanlı’nın eğitim miraslarından ne ölçüde istifade edebiliyoruz?..

O kadar ihmal edilmiş bir alan ki bu…

Görebildiğim kadarıyla, bugüne kadar “Eğitim Tarihi” alanında, ne bir sempozyum, ne bir kongre, ne de benzeri bir kapsamlı etkinlik gerçekleştirilmiş…

“Eğitim Tarihimiz”in günümüzde istifade edilebilecek zenginliklerini ortaya koyan çalışmalar son derece sınırlı…

Bu alandaki başucu eser, Rahmetli Osman Nuri Ergin’in -neredeyse- bir asır evvel kaleme aldığı Türk Maarif Târihi adlı beş ciltlik zengin çalışma.

Merhum Ergin’in yanı sıra, “Eğitim Tarihimiz”i ortaya çıkartamaya çalışan ve kayda değer eserler üreten bir avuç ilim adamı görüyoruz; Faik Reşit Unat, Hasan Ali Koçer, Yahya Akyüz, Necdet Sakaoğlu, Cavid Binbaşıoğlu gibi birkaç isim…

“Eğitim Tarihimiz”in üzerinde en az  çalışma yapılan alanlardan biri olması, “yerli ve milli” kaynaklarımıza karşı derin ilgi eksikliğimizi de ortaya koyuyor.

Bir de bildik “saplantı”lar…

 “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş” dönemindeki  “ideolojik” bakış açısından  kaynaklanan bir “boşluk” ve bu boşluğun sebep olduğu “ilim eksikliği” de sıkıntı meydana getiriyor.

“Eğitim Tarihimiz” üzerine kayda değer eserler üretmek isteyen bir araştırmacının Osmanlıca, Arapça, Farsça’ya hakim olması…

Bunların yanı sıra, batı dillerinden bir veya bir kaçını çok iyi bilmesi gerekiyor.

Araştırmacının, Eğitim Bilimi’yle birlikte, Din, Tarih, Coğrafya, Sosyoloji, vs. alanlarda da geniş bilgi sahibi olması iktiza eder.

Dünü ve bugünü, dünün ve bugünün şartlarını kavrayabilecek, kıyaslayabilecek çapta…

Analitik kabiliyete sahip, çok sabırlı ilim adamları lâzım.

Üniversitelerimizde, hatta sivil toplum örgütlerimizde, bunları bir arada barındıran ilim adamlarımız mutlaka vardır.

Bunları biliyor muyuz, kimlerdir, nerelerdedirler, kıymetleri bilinmekte midir yoksa “basiti dayatan” popüler kültür, bunları bir yerlere mi itmiştir?..

“Günlük Politika”nın tozu, dumanı arasında “görünmez” mi olmuşlardır?..

 “Bürokratik Oligarşi”nin çarkları, ezmiş midir nicelerini?..

Bu kadar münbit bir medeniyet havzasından çok az “bilimsel üretim” çıkmasını tabii bir durum olarak görecek değiliz elbet…

Vardır mutlaka, “âlimi” bunaltan durumlar!..

“Cahiller arasında ilim öğrenen kişi, ölüler arasındaki diri gibidir!” buyuruyor Resulullah (S.A.V).

Ne zordur böyle, “ölüler” içinde yaşamak.

BİZE YENİ, YERLİ VE MİLLİ BİR EĞİTİM MODELİ LÂZIM!

Bugün…

Üniversitelerdeki “ilim adamlarımızın” iştiraki ile çok kapsamlı ve verimli bir “Eğitim Tarihi Sempozyumu” gerçekleştirebilir miyiz?..

Geç kalınmış bir alan, yapılsa ne iyi olacak.

Sıkıntı çok;

Sadece bizim değil, modellerinden istifade edebileceğimiz diğer ülkelerin eğitim tarihlerine, geçmişten bugüne tatbik ettikleri eğitim sistemlerine dair kapsamlı araştırmalarımızın olmaması da büyük eksiklik.

Bizi bilmiyoruz ki başkalarını öğrenelim.

   

Farabi, İbn-i Sina, Biruni gibi öncü âlim ve kaşiflerimiz neredeyse hiç tanınmıyordu şu son yıllar kadar.

Düşünün ki;

Farabi ve İbn-i Sina’dan çok sonra gelen Ünlü Rousseau, bu iki büyük alimimizin çocuk eğitimi, öğretme ve öğrenme tekniklerine dair söylediklerini tekrarla yetinmekten öteye gidememiş...

O kadar büyük değerlerimiz var ama bunlara değer vermiyoruz, bunlar aklımıza bile gelmiyor.

Kaşgarlı Mahmud’un, Divan-u Lügati’t Türk adlı eserinden “sınavlarda soru olarak sıkça karşımıza çıkarıldığı” için ismen haberdarız ama  onun eğitim metodları ortaya koyan bir eser olduğunu bilenlerimiz çok az.

İslam Dünyası ve Osmanlı’nın eğitim kurumlarını, hâlâ “seküler paradigma” üzerinden kavramaya çalışıyoruz.

Şu “FETÖ belası”ndan dolayı bizler bile, tarihimizin “kadim” eğitim kurumlarını “toptan reddetme ” yoluna girdik.

Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez Hoca, birer ilim ve irfan yuvası olan “TEKKE”lerin yeniden açılmasını canlı yayında teklif ettiğinde öyle tepkiler geldi ki, “Geçmişimizdeki zenginlikleri aşağılamak, muhafazakârlara da yayılır bir hâl almış!” dedik.

Şimdilerde, “medrese” dendiğinde de, “muhafazakâr” kaşlar bile şüphe ifadesiyle kalkıyor.

Son vakitlerde gündeme yerleşen “kötü misaller”, maalesef “emsal” oluyor ve toptan karalamalar dikkat çekiyor.

Medrese eğitiminin zenginliklerinden günümüze aktarılabilecek olanları keşfedebilmek için, İslam dünyasındaki medreseler üzerine, “ideolojik bakış açılarından uzak” çalışmalar yapılsa, bugüne hiç mi faydası olmaz?

Tıp tarihimizden bugüne ne şifalar var da, eğitim tarihimizden hiç mi yok?..

İslam Dünyası’nın eğitim müesseselerine dair en kapsamlı araştırmaları, Lübnan Asıllı Amerikalı Şarkiyatçı George Makdisi’den tercümelerde buluyoruz.

Bizden çalışmalar çok az, yok gibi.

Bunlar, önemsiz meselelermiş gibi gelebilir.

“Ya kardeşim, sen bize işe yarar işler söyle, KPSS’den bahset, YDS’den bahset, altından, dolardan bahset!” diyenler olabilir.

“Alt yapısında eğitim ve kültür olmayan hamleler, çocukların deniz kıyısında yaptıkları kumdan kalelere benzer. Bir dalga gelir ve yıkılır kumdan kaleler!” dediğime bakılmasa da olur.

 “Sosyal dokusu batınınkinden farklı bir ülkenin ayrı bir sosyal bilimler politikası yoksa, evrensel yönü ağır basan tıp ve mühendislik alanlarında ne kadar ileri gidilirse gidilsin, özgün bir medeniyet inşa edilemez, fikri bir bağımsızlık elde edilemez. Toplumsal barış ve huzur sağlanamaz” dediğimize de bakılmaz.

“Boş iş bunlar, boş!” bakışlarıyla küçümsenmeye de razı olmuş hallerdeyiz.

Bu devirde parayla pulla uğraşmayanı “adam” yerine koymuyorlar, ne yaparsın.

Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk, bu yazdıklarımızın ne kadar büyük, ne kadar önemli, hatta “hayatî” meseleler olduğunu en iyi bilenlerden neyse ki…

Bunca bakan geldi geçti, bunca bakana yalvardık adeta…

Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’in eğitim alanındaki tecrübelerinden istifadeyle, temeli “Yerli ve Milli” olan bir model oluşturmak…

Eğitimde başarıyı “tabletlerde”, “kablosuz internetlerde” değil de, medeniyetimizin köklerinde aramak…

Teknolojiden istifade etmek ama mahkûm da olmamak…

“En büyük hedefim kamuya yerleşmek ve yerleştirmektir!” çerçevesinin çok ötesine geçerek…

Evlatlarımıza, “gönül”, “dil” ve “hedef” zenginliği kazandıran bir eğitim modeline ulaşmak…

Bunları ve çok daha fazlasını bekliyoruz Sayın Bakan’dan.

Sayın Ziya Selçuk, başarılı olursa yaşadık!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Karimiş 2018-07-22 10:54:53

inşAllah sayın bakanda derin bürokratlara boyun eğmez.yıllardır eğtimin içindeyim işinin ehli bir bakan geldi diye düşünüyorum.rabbim yardımcısı olsun

Avatar
Kadir 2018-07-22 12:40:57

Bence en anlamlı sözü "oyunun ortasında kutal değiştirmeyeceğiz" demesi

Avatar
Nihat Gün 2018-07-22 13:45:30

Yazı çok güçlü vurgular içeriyor, al çerçevelet

Avatar
Fehmi Ayaşlı 2018-07-22 18:22:32

sn.bakanımıza başarılar dilerim.ülkemiz tatil cenneti 3.5 ay okul tatili.bu ne abi ya. çağdaş dünyada örneği yok.öğretmen-öğrenci ve aile okuldan kopuk.3.5 ay okul 15 gün tatil ve 3 dönem olmalı.ayrıca yıllık izinolmasın

Avatar
MEVLÜT EROL 2018-07-22 23:35:30

hani,şener şen her ağzını açtığında münir özkul:
"ziyaaa!.."diyordu ya...i̇nşaAllah eğitimin bürokratları münir özkulluk yapmazlar.

Avatar
GÜNER ÖLÇER 2018-07-23 01:20:05

1980 öncesi̇nde i̇nsanlar evi̇ni̇n yaninda ki̇ okula gönderi̇yorlardi. eği̇ti̇mde 1980'i̇ yakaladik. eği̇ti̇m bu sevi̇yeye geli̇rken tüm bakanlar alkişlandi, si̇stemler el üstünde tutuldu.

Avatar
Rahmi 2018-07-23 20:47:02

1996 yılından bu yana öğrenci si olduğum milli eğitim de
3 çocuk yetiştirme cabasindayim alınan eğitim ve öğretim
Mezuniyet ten sonra bir işe yaramıyor
Mezun olan öğrenciler büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor
Okul daki alınan eğitim gerçek hayatta bir işe yaramıyor
Okul dan mezun olan öğrenciler Sudan çıkmış balık gibi ortada kalıyor
Yazınız on numara anlayana
İş Allah tuzluk değiştirmek tem yorulan öğretmenlerimiz
De bir millî eğitim yolunda buluşur da şu ideolojik öğrenciyi
Yetiştirme işinden vazgeçerler selamlar

banner623

banner624