Söz grubundan da anlaşıldığı gibi, eğitim sistemimizin üç temel ayağı var: Millilik, eğitim ve sistem…

Milli ne demektir?  Genetik dokuna, iliğine, kemiğine, kanına işlemiş ve ara ara vücudunu dolaşarak etine, tenine, ruhuna nüfuz eden her şey… Bütün içsesler. Doğruyla yanlış, iyiyle kötü, hak ile batıl arasında yol bulmaya çalışırken sessizleştiğinde kulağına hep birincileri fısıldayan sesler…  Ne zaman yalnız kalsan, ne zaman başını ellerinin arasına alıp sükunetle düşünsen seni ziyaret eden o serin akışlar, o serin gölgeler alanıdır milli… Doğruya yönel, iyiyi yap, hakkı tercih et… İnancının buyurdukları, ahlakının gerektirdikleri, törenin ulaştırdıkları ve bütün bunların bugün büründüğü renkler, biçimler, kokular, sesler… Kalabalıktayken, hareket halindeyken, yoldan çıkmışken çekip giden; kendinleyken, durgunken, yola girmişken usulca yaklaşıp gelendir milli olan… Çekirdekten, merkezden, en içeriden başlayıp dışarıya, aileye, akrabaya, topluma, dünyaya yayılan kurumlaşmış ne kadar güzellik varsa hayatına dair bunlardır milli olan. Senden önce olan, seninle olan, senden sonra olacak, seninle olacak olanlardır… Bir ölçüdür millilik… Nefes alıp vermeden esnemeye, yeme içme adabından konuşmaya, susmaya, en yakınından başlayarak en uzağına kadar davranmaya, iş ahlakından dinlenme biçimine kadar geniş bir alanı kapsayan kurallar bütünüdür millilik. Oluşun atmosferi, nesnenin güneşi, bilginin ruhudur ve eğitimin de sistemin de ortak paydasıdır. Onu kaçırdığın, ondan saptığın an geriye kalanlar ne kadar mükemmel olursa olsun ayakları olmayan masa gibi çöküp gider. Medeniyetler rekabetinde de medeniyetler mücadelesinde de medeniyetler çatışmasında da en koruyucu elbisedir millilik, bedene giydirilen zırh, kafaya takılan kasktır.

Eğitimse, ondan sonra gelir. Milli olanı alma, kendine mal etme, içselleştirerek çağın ruhuna uygun hale getirme ve süreklileştirmenin “aracı”dır. Bu kadar çok türevi bulunmasının sebebi araç oluşundan kaynaklanmaktadır. Doğum öncesinden başlayıp ölüm sonrasına uzanan millilik anlayışının doğum sonrasından ölüm öncesine kadarki sunulma biçimdir. Evrenselliğin ve milliliğin sentezi oluşu da bu araç olma misyonundan kaynaklanmaktadır. Ruh ile kainat, akıl ile dış dünya arasındaki teması sağlayan, doğru biçimde kurgulanmasına yarayan, ömür yolculuğunda hız ayarı yapan, kurallar bütününü hatırlatan ve hem kazayı engelleyip hem mesafeyi ayarlayan güzel bir araçtır eğitim. Hem milliliğin hem de dünya görüşünün bir aracı addedildiği için kavram düzeyindeki sapmalar onun doğasını da etkilemektedir. Cumhuriyete kadarki süreçte iç dünya organizasyonundan bilgiye ek olarak sezgi de beklendiği için maarif denmiştir. Böylece eğitimli insandan hem bilgi sahibi olması hem de sahip olduğu bilgiyi sezgiyle birleştirerek organize etmesi beklenmiştir. Cumhuriyet sonrasındaysa Batı karşısındaki aşağılık kompleksinden dolayı bilgiye duyulan açlık sezgi ve bilgiyi bağlamına oturtma, organize etme kısmını rafa kaldırma eğilimini doğurmuş, sadece bilginin kendisinin sahibi olmayı öncelikli hale getirmiştir. Üstelik bu anlayış müfredata, oradan ders kitaplarına ve bilginin öğrenciye sunulma biçimine de sirayet etmiştir. İlkokuldan başlayarak üniversiteye kadarki süreçte öğrencilerin ezbere yönlendirilmesinde bilginin dışarıdan gelen ve dışarıyı besleyen bir aksesuar olarak tahayyül edilişinin büyük payı vardır. Sonuçta maarifteki arefe içeriye dalmayı, içeriye girmeyi, içeriye nüfuz etmeyi muhtevi iken eğitimdeki eğmek, bükmek  ise yüzeysel dönüştürmeyi, eğmeyi, sündürmeyi, yani biçimsel bir dönüşümü ima etmektedir. Hakeza dilimizdeki “arife tarif gerekmez” sözü sezgiyle sentezlenen bilgi organizasyonunun yön bulma konusundaki yeterliliğini ifade etmektedir. Her iki terim arasındaki geçiş, nasıl bir insan modeli istendiğinin de göstergesidir. Tıpkı nesnelere verilen isim gibi kurumlara verilen isimler de onlardan beklenenin bir özetidir aslında. Kavram değişmese de günümüzde verilen eğitimin maarifi de çağrıştıracak bir zeminde sunulması, ezberden yalıtılması ve mutlak anlamda pratiğe değgin olması gerekmektedir. Aracı mutlak kabul etmek araca mahkum olmak demektir. Günümüz eğitim sistemlerinin en büyük sorunu araç ile amacı ve özneyi birbirinin içine geçirerek mesafeyi yitirmeleridir. Mesafe kaybolunca birey silikleşmekte, nesnenin içine giren özne, nesne hakkında hüküm verememektedir. Üstelik araçları siz üretmediğiniz için nesne karşısındaki acziyet nesnenin sizin iç dünyanızı fethetmesi, içeriğinizi boşaltarak kendi kurallarını dayatması anlamına gelmektedir ki bu da özellikle ilkokullarda derhal dijitalitenin kontrol altına alınması gereğini zorunlu hale getirmektedir.

Sistem nedir? Bir bütünü oluşturan parçaların her birinin, bütünün amacına yönelik olarak kendilerine ait işlevi yerine getirmek için çaba sarfetmesi… Sistemi oluşturan parçalar irili ufaklıdır. Bir saati çalıştıran yüzlerce araç gibi bir milli eğitimi ayakta tutan sayısız eleman vardır. Bunlardan her hangi birinin işlevini yerine getirmemesi en basitiyle gıcırtıya sebep olur, en dramatik haliyle de saati durdurur. Bizim milli eğitim sistemimizin sadece karnı ağrımıyor, bütün organlarından bırakın gıcırtıyı, sayısız gürültü yükseliyor, sağduyuyu sağır eden sayısız gürültü... Bugün camiadaki herkesin, her kategorinin belirlenmiş bir işlevi var mıdır? Yok. Sınırlar çizilmiş midir? Hayır. Müsteşarından, hatta nazırından başlayıp öğrencisine, dahası, ailesine kadar uzanan bir çizgide herkesin görev ve yetki alanı belirlenmiş midir? Nerdee?.. Tüzük ve yönetmeliklerden bahsetmiyoruz, işin ruhundan, yani felsefesinden bahsediyoruz ve ne yazık ki enkaz, enkaz, enkaz… Elinizi nereye atsanız tozdan görünmez halde… Ne milli ne eğitici, belki biraz öğretici ama ne de sisteme benziyor…

Müfredat, ders kitabı, öğretmen ve öğrencilerden oluşan bir bünyedir milli eğitim sistemi… Geriye kalan her şey ise dış paydaş… Mesele bünye ile dış paydaşlar arasındaki iletişimi sağlayacak en sağlam ileti modelini bulmaktır ve bu arayışta millilik vasfının saklı olduğu geçmiş mutlaka irdelenmelidir.  Eğitimin yanına mutlaka maarif eklenmelidir, dijitalin yanına mutlaka gerçek yüzey iliştirilmelidir. Nerden mi başlanmalıdır? Bünyenin ritmini sağlayan organların ıslahından… Milli değerlerinizi merkeze yerleştirdiğiniz bir müfredat, ezber yerine bilginin hakikatini öğreten bir ders kitabı, bilgiyle özne arasındaki geçişi sağlıklı yapacak, yaptığına inanan ve inandıran bir öğretmen profili, o bilgiyi aldığında bambaşka birine dönüşmeye inandırılmış –derse gelmeden önce zihnini cep telefonu ve bilgisayarla obezleştirmek yerine- bilgi susuzluğu çeken bir öğrenci ve bütün bunları tepeden bir virtüöz gibi yöneten, bürokratlarının sözlerine emanet değil, bürokratlarını sözlerine emanet eden bir nazır…  Özlenen budur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624