İki binli yılların başında ABD’de bulunan İkiz Kuleler olarak da bilinen Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan terör saldırısının ardından dünya siyasal bir dönüşüm sürecine girdi.

İlerleyen yıllarda yine ABD merkezli başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan küresel finans krizi sonrasında da ekonomik dönüşüm süreci başladı.

Gerek siyasi gerekse ekonomik dönüşüm süreci oldukça gergin bir şekilde devam ederken ülkeler ve ülke büyüklüğündeki şirketler oluşacak yeni sistemde güçlü bir konuma sahip olabilmek için mücadele etmeye başladı.

Ülkeler, krizden nasıl çıkacaklarının hesabını yaparken kurtuluşu korumacı politikalarda buldu.

Merkez Bankaları daha önce uygulanmamış politikalar uygulamaya başladı ancak bu defa da küresel ekonomi adeta kördüğüm oldu.

Kriz sonrasında küresel ekonomi hali hazırda daralırken korumacı politikalarla birlikte iyice açmaza girdi.

Küresel ekonomik ve siyasi dengeler yeniden kurulurken ekonomik milliyetçilik hızla yaygınlaşmaya başladı.

**

Gelişmiş ülkelerin gelişme süreçlerini incelediğimizde karşımıza üreticilerini her çeşit dış rekabetten koruyan ekonomik milliyetçilik çıkmaktadır.

Ekonomik milliyetçilik yapan gelişmiş ülkeler içerisinde “rol model” sayılan İngiltere’yi tarihsel olarak takip eden ABD, Almanya ve Japonya korumacı politikaları en yoğun uygulayan ülkelerdir.

Son yıllarda Trump’ın başkanlık koltuğuna oturur oturmaz yaptığı ilk icraatları, adil olmadığını belirttiği ticari anlaşma ve iş birliklerini yeniden gözden geçirmek ve ABD dışındaki sanayicileri tekrar ABD’ye getirmek için politika belirlemek oldu.

İngiltere Başkanı Theresa May’in de ekonomik anlamda attığı adımların ilki yurt dışına kaybedilen imalat sanayiinin tekrardan İngiltere’ye kazandırılması için kapsamlı bir sanayi stratejisi oluşturmak oldu.

**

Ekonomik milliyetçilik sadece tarife dışı engelleri de barındıran bir dizi korumacı ticaret politikası değil aynı zamanda kur savaşlarının da yaşandığı günümüzde yerli üreticilerini kurlara karşı koruma politikalarını da içermektedir.

Kapitalist “Batı” dünyası ekonomik milliyetçiliği “Komşunu fakirleştir, kendini zengin et” stratejileri olarak görse de Türkiye bu şekilde görmemiş kazan-kazan yöntemi olarak görmüştür.

Ekonomik milliyetçilikten maksat uygulanan politikalar ile yerli üreticilerin iç piyasada güçlü hale gelmeleri ve dünya ekonomisinde pay sahibi olmalarını sağlamaktır.

**

Artan küresel ekonomik milliyetçiliğin Türkiye’nin çıkarına olduğu durumları başta savunma sanayi olmak üzere bazı sektörlerde gördük. Savunma sanayinde 15 yıl önce sadece %18 civarında olan yerlilik oranı, bugün %70'e yaklaştı.

Yerli sanayinin gelişmesi için Ekonomi Bakanlığı da harekete geçti.

Ekonomi Bakanlığınca hazırlanan 2017-2019 dönemine ilişkin Girdi Tedarik Stratejisi (GİTES) Eylem Planı'ndan yaptığı derlemeye göre, ithal ürünler yerine yerli üretimin tercih edilmesi için sektörler arasında iş birliği imkânları artırılacak.

**

Ekonomik milliyetçilik Türkiye için neden önemli?

Yerli ekonomimizin güçlü olması sadece milli güvenliğimiz için oldukça önem arz ediyor.

Malum olduğu üzere 2013 yılı mayıs ayından itibaren Türkiye çok yönlü saldırılara maruz kalıyor.

Yapılan askeri, siyasi, hukuki, teknolojik, diplomatik, medyatik/psikolojik saldırıların etkisi mutlaka ekonomik oluyor.

Türkiye ekonomisi son yıllarda önemli bir büyüme ve gelişme gösteriyor. Bu büyüme hızı gelişmiş ülkeleri rahatsız ediyor.

Hedef 2023, 2053 ve 2071 vizyonu ile stratejik bir plan doğrultusunda çalışan Türkiye bu hedeflerine ulaştığında mazlumların sesini şimdikinden daha yüksek sesle dile getirerek zalimleri daha fazla rahatsız edecektir.

Bu hedeflerimize ulaşmamamız için gerek yurt içinde gerekse yurt dışında gerçekleştirdiğimiz faaliyetleri engellemeye çalışacaklardır.

Bunun için ise Reza Zarrab olayı gibi çeşitli bahanelerle İran’a, Rusya’ya uyguladıkları gibi ekonomik cezalara veya ambargolar ile ekonomimize zarar vermeye çalışacaklardır.

Tüm bu saldırılara karşı savunma kalkanlarımızı güçlendirmek için güçlü bir ekonomik kapasiteye ihtiyacımız var. Güçlü bir ekonomik kapasiteye sahip olabilmek için ise yerli ve milli üretimlerimizin katma değerini yükseltmemiz gerekli.

Bir diğer yandan da sermaye ihtiyacımızı karşılamak için tasarruflarımızı artırmalı ve tasarruflarımızın ekonomiye katılımını sağlamamız lazım. Böylece yatırımlar için gerekli sermayeyi yerli ve milli kaynaklardan sağlayabilecek ve kur savaşlarında ekonomimizin savunma kabiliyetini daha da güçlendirebileceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.