İnsan ve iman arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı sorusu, insani varoluşun en stratejik boyutudur. İnsan ve iman arasında sağlıklı bir ilişki kurulmadan, sağlıklı ve sahih bir şekilde insanın varoluşunu gerçekleştirmesi mümkün olmadığı gibi, bütüncül bir insani tecrübede ortaya koyması da zordur. Modern dünyada mümin olmanın zihniyet çerçevesini oluşturmak üzerine düşünmeye, derinlikli ve nitelikli perspektifler üretmeye ihtiyacımız vardır.

Mümin olmak, insanın fıtrat yolu olan Tevhit akidesini akli ve kalbi olarak özümsemek demektir. Aklın ve kalbin bir bütün olarak Allah’a kul olmak şeklinde ifade edilen hayatın asli gayesini içselleştirmesi lazımdır. Allah’a kulluğun dışında alternatif hayat gayelerinin ve anlamlarının peşine düşmek, Mümin olmak durumuyla bağdaşmamaktadır. Mümin olmak, mücahit olmayı, yani sürekli olarak çaba ve ceht içinde olmayı zorunlu kılmaktadır. Rahmet Peygamberi, mücahitliği, insanın aklıyla ve kalbiyle sürekli olarak Allah’a kul olmak için çabalama durumu olarak tanımlamaktadır. Akıllarında ve kalplerinde Allah’a kul olmak için çaba gösteren mümin kişi olmak, gerçek anlamda mücahit olmak demektir. Mümin ve mücahit olmak birbirinden ayrılmaz konumlardır.

Mümin olmak, sürekli olarak insan kalma çabası içinde olmayı gerektirmektedir. Mümin insanın en temel karakteristiği, diğer insanların onu emniyet yani güvenlik, esenlik ve adalet kaynağı görmeleridir. Rahmet Peygamberi’nin ifadesiyle insanların canları ve malları konusunda emin oldukları kişi, mümindir. Mümin’in en temel karakteristiği, insan hayatını korumayı ve insana saygı göstermeyi en asli değer olarak benimsemesidir. İnsan hayatına kastetmemek, yaralamamak ve zarar vermemek, mümin olmanın olmazsa olmazıdır. Mümin olmak ve insan hayatına saygı göstermek arasındaki ilişkiyi ve özdeşliği kaybettiğimiz için, coğrafyamızda kan durmamakta, birbirimizi tavuk boğazlar gibi öldürmeye devam etmekteyiz.

İnsan hayatına ve mülkiyetine saygı gösteren mümin insanın, diline ve eline sahip çıkması gerekmektedir. Rahmet Peygamberi, Müslüman insanı, diğer kişilerin elinden ve dilinden emin olduğu kişi olarak tanımlamaktadır. Söylediğimiz sözler ve ortaya koyduğumuz davranışlar, duygu ve düşüncelerimizin ürünü olarak diğer insanlarla ilişkimizi belirlemektedir. Başka insanların maddi ve manevi varlığını yaralamayan ve zarar vermeyen bir dil kullanmak ve davranış pratiği ortaya koymak, mümin ve Müslüman olmanın bir gereğidir. Diğer insanları ötekileştiren, onları ortadan kaldırılabilecek ve kullanılabilecek nesneler olarak gören bir bakış açısının İnsani, İslami ve İmani olmadığı açık bir şekilde ortadadır.

Mümin, sürekli olarak hicret halinde olmalıdır. Başka bir ifade ile mümin, muhacir olmalıdır. Rahmet Peygamberi, mümini, kötülüklerden ve günahları terk eden muhacir olarak ifade etmektedir. Kötülüklerden, ahlak dışı ve insan karşıtı olandan uzaklaşmak, ahlaka, maneviyata ve insana yönelmek, müminin sahih anlamda hicretidir.

Mümin pozisyonu, Allah ve insan ilişkisinde merkezi bir yere sahiptir. Allah’a kulluğu aklıyla ve kalbiyle özümsemiş kişiye mümin denildiği gibi, Allah’ın güzel isimlerinden bir tanesi de Mü’min’dir. Allah, El-Mü’min’dir. El-Mümin olan Allah, insanlardan kendisine yönelerek mümin kişiler olmalarını istemektedir. Allah’ın güzel isimlerinden olan El- Mü’min, Allah’ın emniyet ve esenlik kaynağı olması anlamına gelmektedir. İnsan, imanın gerçek kaynağı olan Allah’a kul oldukça, emniyeti ve esenliği bulacaktır. İman’da ölçü, kaynak ve merkez, tek Mü’min olan Allah’tır. Allah ve insan ilişkisinde sahih ölçü iman olmalıdır.

Mümin, Allah’ın ve insanın hakikatini apaçık bir şekilde aklıyla ve kalbiyle idrak eden ve içselleştiren kişidir. Mü’min’in karşıtı olan Kafir ise Allah’ın ve insanın hakikatini örten, karartan ve kirletendir. Kafir kişi, Kur’an’ı hidayet rehberi olarak kabul etmemekte, Allah’a kul olmak yerine kendisi için alternatif hayat gayeleri ihdas etmektedir. Kafir, akıl ve vahiy çerçevesinde İslam’ı benimsemek yerine, hurafeler ve uydurmalardan oluşan şirki benimsemektedir. Küfür, insan hayatının her tarafını zorlaştırmakta, insanları sürekli olarak çatışmaya ve şiddete çağırmaktadır. Barış ve yardımlaşma, küfrün ortadan kaldırmaya çalıştığı değerlerdir. Küfür, Allah’a ve insana karşı duyulan derin saygısızlık ve saldırıdır. Küfür, bütün vasıtalarla insanı bilimden, hikmetten, sanattan, akıldan, felsefeden ve ahlaktan uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Küfür, cehaleti, sefaleti ve şiddeti insanın kaderi şeklinde dayatarak insanlığın tam bir yozlaşma, çürüme ve yok olma durumu içinde kalmasını istemektedir. Modern dünyada mümin olmak, küfre karşı Müslüman, Mücahit ve Muhacir olmayı gerektirmektedir. Küfre karşı insanın, aktif Mümin, Müslüman, Mücahit ve Muhacir olma sorumluluğu vardır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.