Allah’ın yeryüzünde insanlığa bahşettiği nimetlerden mahrum kalmamak için, insanların birbirlerini açlık, yoksulluk, sefalet ve yokluğa mahkum etmemeleri ve böyle gayri insani tutumları birbirlerine karşı takınmamaları gerekmektedir.

İnsanın, kendisini psikolojik, biyolojik, sosyal, ekonomik ve manevi açılardan tam bir güvenlik içinde hissetmesi gerekmektedir. İnsanın gece yatağına  güvenle gitmesi, başını yastığa güvenle koyması, çok doğal bir insani ihtiyacı ifade etmektedir. Ekonomik ve sosyal güvenliği sağlanmamış bir insanın, manevi ve psikolojik açılardan kendini güvende hissetmesi mümkün değildir. Allah, insan ve toplum arasında bir güven, esenlik ve özgürlük ilişkisi bulunmaktadır. Bir yerde tek bir kişinin bile aç olarak yatması, Allah, insan ve toplum arasındaki güven ve kulluk ilişkisinin bozulmasına neden olmaktadır.

Kişilerin, aç ve ihtiyaç halinde olan insanlardan yüz çevirmeleri, “Aç olanı Allah doyursun, onlardan bize ne!” şeklindeki  gayri ahlaki bir tutum takınmaları, İslam ve insanlığa aykırı bir yaklaşımdır. Aç ve ihtiyaç halinde olana yardım etmemek, “Onları Allah doyursun!” demek, şirkin bir  karakteristiğidir. İnsanlığın hidayet rehberi olan Kur’an-ı Kerim, müşriklerin bu karakteristiğini şu şekilde ifade etmektedir: “Onlara: ‘Allah’ın size verdiği rızıktan sarf edin’ denince inkar edenler, inananlara: ‘Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım?’ Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız” derler.” (Kuran, 36:47) Aç ve ihtiyaç halinde olanların  doyurulması ve ihtiyaçlarının giderilmesini insani ve sorumluluk olarak görmeyip, bu sorumluluğu Allah’a yükleme şeklindeki bir tavır ilahi, insani ve ahlaki olanı birlikte inkar ettiği için Kur’an, bu tutumu açık bir sapkınlık olarak nitelemektedir.

İnsanın insanla yardımlaşması, fizyolojik ihtiyaçları başta olmak üzere insani ihtiyaçlarının karşılıklı hayır davranışlarıyla karşılanması, insanın büyüme ve gelişme yöneliminin bir gereğidir. İslam’ın üçüncü şartı olan zekat, insani büyümeyi ve gelişmeyi amaçlamaktadır. Zekewa kökünden gelen zekat kavramı, Allah’ın verdiği nimetler kullanılarak birlikte insani büyümenin gerçekleştirilmesi anlamına gelmektedir. Allah’ın insanlara verdiği kaynakların ihtiyaç sahiplerinin gelişimi için kullanılmayıp israf edilmesi, derin bir insani çöküş ve çürüme anlamına gelmektedir. Zekat, yeryüzünde adalete ve dengeye dayalı bir ahlaki insani ilişkiler oluşturmayı amaçlayan fıtri bir ibadettir.

Zekat, insanın psikolojik, sosyal, zihniyet, ontolojik ve duygusal açıdan derinleşmesi, genişlemesi ve özgürleşmesini ifade etmektedir. Zekat, insanı   mal bağımlılığı ve hırsından kurtarmakta, insanın mala kul olmasına engel olmaktadır. Mal sevgisi ve hırsı, insanın duygu, düşünce ve davranışını yozlaştırmakta, kişinin hep daha fazla mal etmeyi amaç edinerek hayatını israf etmesine yol açmaktadır. İslam, zekat  ibadetiyle malın diğer bir insanın gelişimi için harcanması halinde anlamlı, verimli ve hayırlı bir araç olduğu bilincini insana ibadet olarak kazandırtmaktadır.

Kişi, çoğu zaman kendisinin alemin merkezi olduğu vehmine kapılmakta, obsesyon düzeyinde kendisine hayran olma ve tapma sapkınlığı ve çılgınlığı içine girebilmektedir. Zekat, kişiye dünyanın merkezi olmadığını, kendisine   yönelik narsist bir hayranlık ve tapınma tutumu içine girmenin anlamsızlığını göstermektedir. Zekat, kişiye kendisiyle tevazu ve ahlaka dayalı bir ilişki kurmasının imkanını sağladığı gibi, kendisiyle beraber diğer insanları sevme ve onlara saygı duyma erdemlerini kazanmanın yolunu öğretmektedir.

Kişinin fakir veya zengin olması, Allah’ın insan için belirlediği bir kader değildir. Allah, insan için yeryüzünü her türlü zenginlik, bolluk ve nimetle doldurmuştur. Yeryüzünde yaşanan fakirlik, yoksulluk ve sefalet, insan ürünü bir durumdur. Zekat, kişinin fakir veya zengin olmasının Allah’ın kaçınılmaz  kaderi olmadığını, yeryüzünde yoksulluk ve fakirliği ortadan kaldırmanın insanın sorumluluğu olduğunu göstermektedir. Allah, zekat ibadetiyle insandan neden olduğu yoksulluk durumuna müdahale etmesini istemektedir.

İslam, kişiye insanlarla hayra, gelişime, kalkınmaya, büyümeye neden olacak  olumlu, verimli ve dinamik ilişkiler kurmasını emretmektedir. İslam’a göre diğer insanlarla kurulan her olumlu ilişki, bir hayır ve gelişme kaynağıdır. Rahmet Peygamberi, iyilik olarak insani ilişkinin kapsamını ve niteliğini şu şekilde ifade etmektedir: “Kardeşinize tebessüm etmeniz hayırdır. İnsanların yolunun üstündeki taşları, dikenleri ve kemikleri kaldırmanız hayırdır. Yolunu kaybetmiş birine yol göstermek sadakadır.” İnsani nitelikte yardımlaşmayı ve  gelişmeyi ifade eden bütün ilişkilerin hayır olarak değerlendirilmesi, insan için asıl olanın kendisine ve diğer insanlara  hayırlı olan bir yaşam sürmek  olduğunu göstermektedir.

Zekat, insanın insana karşı olan fıtri, insani ve ahlaki sorumluluğudur. Zekat, hiçbir kurumun veya otoritenin tekeline bırakılmaz. İnsan, ihtiyaç halindeki kişilerin insani durumlarında iyileşme, gelişme ve büyümeye neden olacak hayır nitelikli ilişkiler geliştirme sorumluluğu taşımaktadır. Allah’a sahih anlamda kulluk vazifemizi yerine getirmek için zekat ibadeti yoluyla diğer insanlarla  yardımlaşma ve ahlak temelinde ilişkiler kurmalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.