Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağardı şeklinde bir atasözümüz var, malum. Yeni dönem için çarenin dünden artakalanlarla yapılamayacağını belirtir. Yeni dönemin, yeni koşulların yeniden bir çözüm üretimini zorunlu kıldığını ve sorumsuzluk edip müflis tüccar gibi eski defterleri karıştırmanın kimseye fayda getirmeyeceğini söyler. Söz, gerçekten de bu yönüyle eskiye dönük abartılı rağbeti bir sorumluluk kaçkınlığı, bir kolaycılık, bir kendini kandırma teşebbüsü olarak kodlar. Bir çaresizliği, tükenmişliği, umutsuzluğu ve kaçışı simgeler. Müflis tüccar eski defterleri, yenilgiyi kabul ettiğinde, mevcut durumla baş edecek bir takati kalmadığında karıştırmaya kalkar. Dolayısıyla canlanma, yeniden başlama arzusunu değil ağır bir hezimetin sindirilmesini sağlar karıştırmak. Kritik süreçlerde ve kriz anlarında eskiye rağbetin, eski defterleri karıştırmanın refleksif bir hal aldığını, dört bir yandan açık veren bünyeyi savunma amaçlı işlev gördüğünü de belirtmeliyiz. Eskiye rağbetin arttığı şu günlerde bitpazarında dolanıyor ve eski defterleri karıştırıyor oluşumuz hazırlıksız yakalandığımız bir kriz anında olduğumuza delalet ediyor. O halde bir taraftan kritik süreçlerden geçiyoruz, kriz anındayız. Diğer taraftan bu kritik sürece ve kriz anına hazırlıklı değiliz.

Son dönemlerde tekrar egemen bir söylem halini almaya başlayan Kemalist Ulusalcı dalga hepimizin malumu. Üstelik özgüven ve meşruiyet iktidar aygıtlarına bağlı bir şekilde de gelmiyor. Muhalefette olduğu hatta on on beş yıldır pek bir hırpalandığı, itibarsızlaştığı bir sürecin ardından bu geri dönüşle karşı karşıyayız. Bugün özgüvenle konuşanlarda bir farklılaşma olmadığına göre Kemalist Ulusalcı dalgayı meşru ve muteber kılan şeyi onların dışında aramamız kesinleşiyor. Yıllardır kendisini hedef alan bu söyleme dönük eleştirilerine çekince koyan hatta bu siyasetin ana kodlarını teyit eden uygulamalar bizim cenahtan geldiğine ve bu yönde çağrılar değişik mahfillerden bizim cenaha yapıldığına göre tuhaf bir ilişki ağında ve tuhaf bir pozisyonda olan bizleriz. Bu camianın hafızasında çakılı duran onca şey hiç yaşanmamış gibi hatta belleklerini şahit gösterenlerin nerdeyse suçlu ilan edildiği ve onlarca yıllık bir siyasi pratiğin makulleştirilmesini ve meşrulaştırılmasını anlamak mümkün değil.

Mevcuttaki tıkanıklığı aşmak için eskiyi parlatmanın kendini kandırmak olduğu aşikâr. Krizde olmamızın sebebi bugün temize çekilmeye çalışılan o eskinin bir kadirbilmezlikle tukaka edilmesi değil tersine o eskinin ve şüphesiz o eskiye dönük geliştirilen ve bugünü taşımakta zorlandığı açık olan siyasetteki kifayetsizliktir. İki kifayetsizliği birbirine eklemleyerek hakikate sırt çevirmek yeni bir musibete davetiye çıkarmaktır. Türkiye’nin sorunlarını çözmek demek dün sorun oluşturan düzeneği temize çekerek bugün çözülen siyasete kaynak yaptırmakla olmaz. Kriz anında refleksif bir tepki olarak arkaik ezberlere sığınmak çözüm değil daha önce denediğimiz ve sonuçlarını tecrübe ettiğimiz bir kapana gönül rızasıyla avdet etmektir. Kriz anında akla ilk gelen yol çözüm değil ancak taktik bir nefes almanın üssü olabilir en fazla.

Bugün maalesef Kemalizm tartışmasında onlarca yıl yaşananlar unutuluyor, hafıza resetleniyor, bir siyasetin bugünü bile ifsat eden etkileri görmezden geliniyor. Maşeri vicdanda makes bulması düşünülmeyen hatta söz söyleme meşruiyetleri kalmamış olanlar maalesef yapılıp edilenler yüzünden bugün göğüslerini gere gere bize adalet, ahlak, siyaset dersleri vermekteler. Bizi bu dersin muhatabı kılanlar, bunları yeniden bir otorite merkezi haline getirip itibar kazandıranlar seviyesiz kaldıklarının idraki içerisindedirler umarım. Yapılanlar ve yapılamayanlar nedeniyle camianın söylemsiz, defolu bir pratikle şaibeli kılınmaya mahkûm, çıkarları ve sorumsuzlukları yüzünden bu ülkenin ana damarının söz söyleme meşruiyetini ve üstünlüğünü katlettiler, İçini boşalttılar. Siyasal desteğin mutlak anlamda eleştiriyi dışladığını ve pür bir sadakati içerdiği yanılsamasına kendisini kaptıranlar her yanlışı şerh etmenin telaşında savruldular. Bugün özenle paklanıp önümüze konulan Kemalizm, ‘acep tekrar başımıza musallat olur mu?’ korkusunun hatta bu korkunun iktidarca stratejik şekilde mahirce kullanılmasının farkında değilmişçesine bugün şuuraltımızda korku-tehdit odağı olan yapıyı temize çekiyoruz, nasıl kıymet bilemeyen nankörlermişiz şeklinde nedamet getiriyoruz, nedamet getirmeye çağrılıyoruz. Döneme ve dönemin aktörlerine ilişkin pek çok şaşkın, ne yaptığını bilmeyen ilkokul talebelerine nasihat eder gibi bize Mustafa Kemal’in ve Kemalizm’in faziletlerini anlatıyor. Yıllarca cehaletimiz(!) nedeniyle nankörlük ettiğimiz bu kutsal figür ve kutsa dönemin engin hoşgörüsüne, çağrılıyoruz. Meğerse yaşadıklarımız, meğerse yüklü şuuraltımız birer yanılsamadan ibaretmiş.

Ciddi olmakta fayda var. Depreşen korkular ve çözülen ilişki ağı üzerinden annesinin eteğine sarılan çocuklar gibi davranmaktan vazgeçmeliyiz. Burası çetin mücadelelerin, alt üst oluşların yaşandığı bir dünya. Sorunlar sonsuza değin çözülmezler. Sorunları o şekilde çözecek bir mekanizma da söylem de yok! Ama sorunlarla yüzleşme, efradını cami ağyarını mani şekilde kavrama ve tartışma kültürünüz olursa, bireysel abanmalar ve dış tehdit fetişleştirmelerinden kaçabilirsek sorunlarla baş etme imkânımız olabilir. Aksi takdirde yeni güne yeni şeyler söyleme zaruretinden kaçıp dünün kendine ayrı kalmamış siyasetlerinden kendimize derman arama kandırmacasında zelil düşeriz. Elimizde işlevsiz bir dün var, çözülen bugün var. Ciddiyetle işe koyulursak yarınımızı var edebiliriz bunu yapmayıp işlevsiz dün, takatsiz bugünden yarını çıkarmaya çalışırsak korkarım bir biz de kalmayacak.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Gündüz 2017-11-09 15:34:38

Sayın yazar elinize sağlık. Tam da ihtiyacını hissettiğimiz ses buydu.
Hüseyin Zavalsiz!
Okumadığın ya da anlamadığın yazının altına yorum yazman hoş olmamış!

Avatar
Ali Ekber 2017-11-09 16:19:11

Hüseyin Zavalsiz; Dam üstünde saksağan vur beline kazmayi

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-09 00:39:11

Hindistan nükleer silah elde edince Pakistan için tek yol kalmıştı. O da bu silaha sahip olacaktı. Pakistan liderleri bu konudaki kararlılıklarını "Kuru ot yiyeceğiz, aç kalacağız ama nükleer bomba yapacağız" sözleriyle ortaya koymuşlardı. Bizde ülke olarak ekonomik krize alıştık yeterli bağımsız olalım dışa bağımlı olmiyalim kendi kararlarımızı kendimiz alalım. Bir söz vardır kötü komşu insanı ev sahibi yapar. Gerekirse domates yeriz salata yeriz en azından çiftçilik yeniden canlanır Ekonomik kriz diyerek bizleri yildiramazlar. Biz soğan ekmek yeriz ot da yeriz Hamdolsun. Yeterki Vatanımız sağolsun.Artik Türkiye eski Türkiye değil. ALLAH im Erdoğan gibi liderlerin sayısını artırsın böyle liderleri diğer İslam ülkelerine de nasip etsin. CHP, HDP ve İYİ Partiye tavsiyem Vatanımıza sahip çıkan Batı'nın sözcülüğünü yapmayın.

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-11-09 10:31:34

Düzeltme: Vatanımıza sahip çıkın. Bati nın sözcülüğünü yapmayın.