“Ben muhalifim!” demenin havalı bir tarafı var. Özellikle sol çevrelerin, çok sevdiği bir tanımlama. Fakat bunun içini doldurmaya geldiklerinde de ezberlenmiş klişelerini sayarlar.

Haksızlığa, zulme, insanların ezilmesine diye başlarlar sıralamaya. Sanki bunların tersini söyleyen birileri varmış gibi.

Dünyayı sömürüp, kanını emenler de silah üretip satanlar da, Afrika’da elmas madenlerinde çocukları yok pahasına çalıştıranlar da, oradaki yoksullara iş sağladıklarını söyler, demokrasi der, özgürlük der, der de der. Kimse, ayranım ekşi demez.

Nitekim “beyaz adam, gittiği her yere demokrasi ve medeniyet götürüyor.” şablonu, biz çocukken belgesellere bile yansırdı. “Ne iyiliksever insanlar!” diye izlerdik.

O soğuk gülümseyişleri, ölçülü ve nazik halleriyle, onların geri kalmış ülkelere yardım için gittiklerini sanırken, arka planda büyük bir soygun olduğunu, çok sonraları anlayacaktık.

Bir de bu demokrasi, özgürlük, adalet gibi kavramları, kurumsal bir çerçevede takdim etmek için adını, “Evrensel Batı Değerleri” koyup, hepimizin, hayranlıkla, ilgiyle benzemeye çalıştığımız ikonlarımız oldular.

Zamanla, bu değerlerin sadece kendileri için geçerli olduğunu, 3.dünya dedikleri ülkeler için ise elma şekeri olarak kullanıldığını da görecektik. Karıştırmak istedikleri ülkeleri yine bu kavramları kullanarak karıştıracaklardı.

Örneğin, demokrasi ve özgürlükler adına darbeler yaptıracak ve darbecilerle bir problemleri olmayacaktı. Onlar için, o ülkelerin yönetimleriyle uyumlu çalışmaları yeterliydi.

Uyum varsa, diktatör de olur, darbeci de fark etmez. Ne zaman uyum sorunları başlar, elma şekeri uzatılır halka. Rengi güzel, görüntüsü hoş, cezbedici de olunca, çoğunlukla halklar bu oyuna gelirdi. Bir bakmışsınız, Tahrir ya da Taksim gibi meydanlarda başlar demokrasi talepleri (!).

Sözde muhalifler, bu güzel kavramların onlara verilmiş bir “elma şekeri” olduğunu, Sisi gibilerle tanıştırılınca anlasalar da iş işten geçmiştir artık.

Hani canım ne oldu! Tahrir’de demokrasi ve özgürlük diye bağıranlara! Maalesef, Mısır’ın en eğitimli, seküler kesimleriydi bu meydana koşanlar.

Daha sonra çok azı özeleştiri yapmıştı. Bir oyuna geldiklerini ve algıların kurbanı olduklarını söylemişlerdi.

İşte benzer olaylar burada da yapılmaya çalışılıyor. Yine, kuklalar en eğitimli ve seküler kesimlerden oluşuyor. Nasıl bir eğitimse, analitik bakmaktan acizler.

İlginç bir şekilde, sanki hepsinin damarlarına bir uyuşturucu zerk edilmiş gibi oldular. Bu uyuşturucunun adı nefret. Tüm bünyeyi sardı nefretleri.

Ne akıl kaldı ne yetenek. Koca koca profesörler, doktorlar, hukukçular, birikimli, gezmiş görmüş adamların, insanı güldürecek söylem ve ifadelerinin, ergen çocuklar gibi içi boş muhalif tavırlarının arkasında bu hastalıklı nefretleri var.

Hatırlarsınız bir bildiriye imza atmışlardı bunlar. Ben de köşemde bu bildiriyi ve her cümlesindeki çelişkiyi, anlam ve kavram kargaşasını yazmıştım. (http://www.milatgazetesi.com/1128-imza-ve-hal-i-pur-melalleri-makale,77104.html)

Daha sonra bir kısmı, okumadan imza attığını söylemişti. İmzacılar, sıradan insanlar değildi ve üstelik bu bildiriyi farklı dillere çevirerek, yurt dışında yayınlatıp, açıkça ülkeye müdahale edilmesini bile istemişlerdi.

Aytekin Yılmaz, geçenlerde sayfasında bu imzacıların neden aynı zamanda PKK’yı eleştirmediğini sorduğunda, gelen yanıtların, muhaliflikten ne anladıklarını ve bunların yüzünden üniversitelerde neden bilim, ilim yeşermediğini çok net anlayabiliyoruz.

PKK’ya vergi vermiyorlarmış ama devlete veriyorlarmış; tabii eleştirirlermiş. Öyleyse, mafyayı, ABD’nin yaptıklarını, çeşitli suç örgütlerini de eleştirmeyin! İşte bu kafalar, bu sığlıkla ders anlatıyor çocuklarımıza.

Muhalifler ya!

Onlara göre tek bir savaşacakları kişi var; Erdoğan.

Tüm kötülüklerin sebebi olarak bir kişiyi hedef gösterip, günah keçisi ilan etmek için, bu ülkeyi ve tarihini hiç bilmemek gerekiyor ya da o tarihten memnun olmak...

Oysa, sorunlarımız oldukça fazla. Bunların çözümü için, yapıcı eleştiriler, yol gösterici analizler gerekiyor. Hamaset ve nefret, iletişimin bittiği yerdir. Bize lazım olan, problemlere alternatif çözüm önerileri getiren muhaliflik. Salt karşıt olmakla olmuyor.

Maalesef, bu nefretçilerin, gerçekte hiç bir sorunun çözümü umurlarında değil. Tam tersi, sorunlar çok olsa da, nefretimizi kussak diyorlar.

Çünkü onlar “muhalif”! İçi boş “muhalif”!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.