Süreyya Hoca, hoşuna gitmeyen bir durumu kolayca kabul edenlerden biri değildi. Bu yüzden yaptığı bir işi Muhsin sıfatına layık olmak için yapardı. En iyi sınav, en iyi hoca… Süreyya Hoca için artık rahatlıkla söylenebiliyordu. Okuluna faydalı olmak için de çabalayan bir kişiliği vardı. Bu nedenle yarın yapılacak ortak sınavlarda hazırladığı sorular titizlikle hazırlanmıştı. Yazılı sorularını müdüre götürmeden önce bir arkadaşına okutmuştu. Bir iki düzenleme gerektiren eksiklik dışında başka soru hatası yoktu. Ve öylece idarenin yolunu tuttu.

Süreyya Hoca, yarın ki yapacağı sınav için bütün yazılı kâğıtlarının fotokopisini çekmiş ve her sınıf için ayrı ayrı dosyaya koymuştu. Yalnız okul müdürüne imzalattığı mühürlü yani resmî kâğıdı bir türlü bulamıyordu. Resmi kâğıdın ön yüzü vardı ama arka kâğıt bir türlü bulunamıyordu. Mühürlenen ve imzalanan taraf ta burasıydı.

Aslında kâğıdı arkalı önlü çekmek istemişti Hoca Hanım. Fakat ilk denemesinde kâğıdın önü ile arkası başka yöne bakmıştı. O, bu durumu estetik bulamadığından kâğıdın ön ve arka yüzünü ayrı ayrı çıkartıp bunları bantla yapıştırmayı düşünmüştü. Böyle de yapmıştı. Fakat işin garibi bu sefer de bant bulunamıyordu. Onun aradığı bant ne müdür ne de müdür yardımcısında vardı. Öğretmenler odasına gitti. Oradan da eli boş dönmüştü. Kalkıp bir bant için kırtasiyeye gidecek vakti de yoktu. Zaten zil çalmış, eve gidecekti.

Süreyya Hoca, her işte olduğu gibi resmi evrak işlerinde de kendini bahtsız görüyordu. Yine bu sefer de fotokopi çekerken bismillah demediğini düşünüyor, Düşündükçe de üzülüyordu. Yazılı kâğıtları öğretmenler odasındaki dolabına koyduktan sonra tekrar fotokopi odasına gitti. Yarabbi, senden umut kesmekten sana sığınırım, dedi ve bir salavat-i şerife getirdi. Şimdi kâğıdı bulacağından emindi. Az önce fotokopinin ön yüzüne koymuştu. Nereye gitti meret? Başkaları da buraya gelmemişti. Araya araya bulunmaz, bulunsa da işe yaramazdı. Kim bilir mühürlü kâğıt hangi çöpe buruşturulup atılacak, hangi öğrenci onu yırtacaktı. Ya da hangi öğretmen gereksizdir diye arkası yazılı fotokopiler bölümüne atacaktı.

Mühürlü kâğıdı ikinci arayışında da bulamayan Süreyya Hoca, üzgün ve bezgin bir şekilde öğretmeler odasına dönüyordu. Koridorda okulun en şen ve şakrak hocası Sabri ile karşılaşmıştı. Sabri hoca meslektaşının bu durumunu merak edip sorar.

-Mühürlü kâğıdımı kaybettim, hocam hem de imzalı. Diye cevap verir Süreyya Hoca. Sabri Hoca, düşünür biraz ve ona:

-İsterseniz beraber bakalım. Belki hatırlamıyorsunuzdur.

Süreyya Hoca, tamam der gibi başını sallar ve beraber fotokopi odasına giderler. Her tarafı ararlar ama mühürlü kâğıt yoktur. Bu üçüncü arayışta da mühürlü kâğıt bulunamaz. Genç hoca bu duruma çok üzülür.

Sabri Hoca, üzülme, der ve şunları ekler.

-Mayakovski de Tahran’da sazını kaybetmişti. O da senin gibi üzülmüştü. Ama sazını bulduğunda da çok sevinmişti.

Süreyya Hoca biraz tebessüm eder gibi yaptı. Sonra, Mayakovski de kimdi? Saz nereden çıktı. Ne alaka? Diye daha da üzgün bir hale bürünmüştü. Sabri Hoca’nın espri yaptığını unutmuştu bir an. Mühürlü kâğıdı kaybetmenin üzgünlüğüyle eşyalarını da masadan alarak okuldan çıktı. Arabasına binerken de bu kâğıt nereye gitti diye kendi kendine söyleniyordu.

Ertesi günün sabahında Süreyya Hoca üçüncü ders saatinde dersi olan hocaları programdan öğrenmiş ve onlara sınav kâğıtlarını teslim etmişti. Hocalar derse çıktıktan beş dakika sonra da kendisi sınıflara çıkarak sorular hakkında bilgiler verdi ve öğrencilerin anlamadığı soruları anlayabileceği bir şekilde ifade etti. Ardından öğretmenler odasına gelip sınavın bitmesini bekledi.

Süreyya Hocanın o gün dersi olmadığı için kendisi de öğrencileri de çok rahattı. Çünkü kendisi rahat rahat sınıfları gezip gerekli açıklamalarda bulunuyor, eksik kâğıtları hemen fotokopiden çıktısını alıp sınıfa götürüyor ya da nöbetçi öğrenci marifetiyle gönderiyordu. Bir süre sonra sınıflardan birinde bir hoca telefonla Süreyya Hocayı arayıp öğrencilere dağıtılan kâğıtlardan birisinin arkasının olmadığını söylemişti. Nasıl olabilir diye kendi kendine konuşuyordu. Çünkü sınıflarda öğrencilere kâğıtları kontrol etmelerini istemişti. Hocalar da kâğıtları verirken gerekli uyarıyı yapmıştı. Sınavın yarısına kadar gelinmiş ve kâğıt eksik…

Hemen yeni bir yazılı kâğıt götürüp eski kâğıdı almak istemişti. Bir de ne görsün öğrencinin elindeki kâğıt kaybolan mühürlü kâğıttı. Ve sınıfta bulunan hoca Sabri Hocaydı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.