Etrafını aydınlatan, aydınlattıkça eriyen bir mum vardır. Etrafını aydınlatır lakin dibini karanlıkta bırakıverir. Acaba böyle olmak mumun kaderi midir? Yoksa gerçekten mum kendini bitirirken, dibinde olup bitenlerden habersiz midir? Bazı insanlar da mumla aynı kaderi mi paylaşmaktadır?

Kader; şüphesiz sonun belirli olması değildir. Sona giden yolda konulan kurallardır, ölçünün belirlenmesidir. Kimler oyunu kuralına göre oynar, ölçüye dikkat eder, haddini aşmazsa kazananlar onlar olacaktır. Kuralına uyularak oynanan oyunun sonucu her ne kadar şer  gibi gözükse de, şer gibi görünenin ardında binler hayırlar vardır.

Trafikte kural; kırmızı ışıkta durmak, sarı ışıkta hazır olmak, yeşil ışıkta ise geçmektir. Bu kurala uymak ortak aklın ürünüdür. Uymayan da olası cezaya ve kazaya hazır olmalıdır.

Örnek olmak, iyi model olmak elbette en önemli eğitim metodudur. Örnek olma gayreti içinde olanlar, mum gibi eriyen değil, tazelenen, etrafına ışık saçan olmalıdır. Kendini devamlı yenileyendir. Hata yapan, hatasını anlayıp özür dileyen ve iyisini yapma gayretinde olandır.

Dik duruşlu olup asla eğilmeyendir. Kınayanın kınamasına bakmadan, doğru bildiği yolda yürüyendir. “El gün ne der” düşüncesi ile doğru bildiklerini terk etmeyen, Allah sevgisini kaybetmeyi göze alamayandır. Örnek olmayı istediklerinin nasıl olmalarını istiyorsa o şekilde  hareket edendir.

İmtihanlarımız genellikle korkularımızla olur. Bütün gayretler korktuklarımızdan emin olmak adınadır. Kaybetme korkusu da korkuların en dehşetlisidir. Eşini, aşını, işini, evladını, toprağını, makamını, statüsünü, cemaatini kaybetmeme adına ne kadar çok doğrulardan yüz çevrilir.

Doğru bilinenler, içten gelen sesler kaybetme korkusu ile ötelere ertelenmiştir. Çünkü zamanı değildir. Her ne kadar doğrular tam kabul görse de her yerde söylenmemelidir. Söylenirse “erken öten horoz” misali boğazı kesilecektir…

Kaybetme korkusu olanlar her zaman olacaktır. Korkularının esir aldığı bedenlerde de bu canlar yüktür. Yük olan da asla yük almayacak, sorumluluğunun farkında olmayacak, etrafındakilere belki bilmeyerek zarar verecektir.

Bundan dolayı, sözün bittiği noktalar vardır. Artık diller lal oluverir. Gözler konuşur. Zira gözler yalan söylemez. Acılar yürekten gözlere akar. Yaşanmış onca fedakârlıklar, güzellikler, söylenen güzel sözler görünmez olmuştur.

Her insan olaylara ve hayata kendi penceresinden, toplumunun yüklediği ön görüleriyle, bilgi ve alışkanlıklarıyla, örf ve adetleriyle bakar. Onca söylenen sözlere, onca yaşanan güzelliklere rağmen çoğunlukla doğru sözler, beklentiler, hayaller havada kalır.

Sözlerin hatırda kalmayıp dinlenmemesi, her ne kadar gönül kırgınlığı oluştursa da, her ne kadar mum dibini aydınlatamasa da aydınlanan yüreklere şahit olmak her zaman ümit vericidir. Uzaklardan gelen sesler, sözünü duyan ve dikkate alan yürekler derdi olanı heyecana boğacaktır. Zira yaşanan, tecrübeyle bina edilen sözler dinlenmek ve hayata geçirmek içindir.

Her ne kadar mum dibini aydınlatmıyor desek de, mumun olduğu yer aydınlıktır. Aydınlığın olduğu yerde cehalet, karanlık yoktur. Karanlığın şerri vardır. Şerrinden sığındığımız da bizi ışıklar ile, kurallar ile aydınlatmaktadır.

Aklını iyi kullananlar da kabul ettiği doğrular üzerine hareket edenler, sözü olana kulak verenler, kulağı olana da sözü olanlardır. Zira söz dinlemek insanın yapabileceği en büyük erdemdir. Sözü olan da sorumluluğunun farkındadır. Bu durum da bu ferdi yerinde durdurmamaktadır.

Celalettin Rumi’nin güzel bir sözü vardır. “Siz ne söylerseniz söyleyin, sizin söyledikleriniz muhatabınızın anladığı kadardır.” Anladığını ve tasdik ettiğini, önemli olduğunu söyledikten sonra bir çok mazeretler sunmak  acaba neyi ifade etmektedir?

Yaşanan bu kadar acılara gözler ve kulaklar şahitken, ateş evlerin içine kadar girmişken, bize dokunmayan yılan kalmamışken suya düşen kişi hangi yılana sarılacak?...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sadik 2017-11-04 23:10:45

Guzel yazi. Tesekkurler