Sene 2010 ya da 2011... Türk Dünyası Belediyeler Birliği’nde Strateji Geliştirme Koordinatörü olarak çalışıyorum. Asli kadrom Pendik Belediyesinde. Görevlendirme usulüyle, orada belediyemi temsilen hizmetime devam ediyorum. Genel sekreter olarak vazife yapan ve Pendik Belediyesi’nde başkan danışmanı olan arkadaşımız görevden ayrılınca yerine daha önce Kırgızistan’da Zaman Gazetesi’nin temsilciliğini yapmış Mustafa Başkurt’u dönemin belediye başkanlarından birisinin torpiliyle birliğe genel sekreter yaptılar. Bu kifayetsiz, bilgisiz ve kabiliyetsiz adam sırf cemaat kontenjanından paraşütle genel sekreter koltuğuna oturuverdi. O dönemde AK Parti’iyle cemaat arasından su sızmıyor, şimdi çok iyi yerlerde olan bazı adamlar bunlarla iş tutuyor, ticaret yapıyor, bunların özellikle Ortaasya’daki bağlantılarından yararlanarak işlerini görüyorlardı. Tabii olarak o sıralarda henüz 17/25 fırtınası, MİT krizi patlak vermemişti. Dönemin belediye başkanları bunlardan oy almak için yerel bazda bunları hoşnut edecek adımlar atıyorlardı. Ta ortaokul yıllarından beri tarzlarından, duruşlarından, tuhaflıklarından, içe kapalılıklarından ve iki yüzlülüklerinden nefret ettiğim “Fetullahçı” denen insan tipi, gelip başımıza yönetici oluvermişti. Başımıza yönetici olarak atanan Fetullahçı parçasının bir yandan zulmüne katlanmaya devam ederken öbür yandan da bu tuhaf adamın eksikliklerini, sağını solunu toplayarak kurumun yüzünü kara çıkarmamaya, başkanlarımıza mahcup duruma düşmemeye gayret ediyorduk. Nihayetinde bir ekip çalışmasıydı bu ama kifayetsiz bir adamın peşini toplamak, sıfırdan bir yönetici yetiştirmekten daha zordur. O sıralarda dikkatimizden kaçmayan bir şey varsa o da şuydu. Bu Fetullahçı parçası, birliğin bütün işlerini Fetullahçı işadamlarına, şirketlere paslıyordu. Yanında hukuk müşaviri diye gezdirdiği adam, Eyüp’te yurtdışından gelen misafirlere yemek yedirilen, şimdilerde fetöcülere ait olduğu anlaşılarak kapatılan otel ve daha niceleri... Bütün bunlardan herkesin haberi vardı ama hiç kimse bu duruma itiraz etmiyordu. Ben ve bir başka arkadaşımız, bu adamın görevden alınması gerektiğini birkaç kez ifade etmemize rağmen kimse o günlerde kılını kıpırdatmadı. İşin benim açımdan ilginç olan tarafı şu: Bu kifayetsiz muhterisle sözlü bir tartışma yaşayıp Fetullahçı kafasıyla yapıp ettiklerini yüzüne vurduğumda –ki bunu fiili şiddete dökmeden biraz yüksek tonda yapmıştım– kendi belediye başkanım olan ve bugün halen Pendik Belediye başkanlığı görevini yürüten zat tarafından cezalandırılmıştım. Hakkımda soruşturma açıldı. Ortada fiili bir şiddet yokken sadece bağırıp çağırma gibi basit bir tartışma varken kınama cezası ve maaştan kesme cezası aldım. Gördüğüm psikolojik işkence ise cabası... Benim TDBB’den ayrılmamdan yıllar sonra görevden alınan, paşalar gibi her türlü üst düzey imkanla şımartılan Fetullahçı parçası ise birlikteki görevine devam etti ve krallar gibi yaşatıldı. Yaklaşık iki ay boyunca ortalarda dolandım, kurumuma dönmek istediğimde tarafıma iş verilmek istenmedi. Çay ocaklarında iki ay boyunca sigara içtim, bulmaca çözdüm. Eğer bir başka büyüğümüz araya girmeseydi işten atılmam da an meselesiydi. Şimdi bu belediye başkanı 15 Temmuz mitinglerine otobüs kaldırıyor ve her ne olduysa en aktif anti fetöcü kesiliverdi! Kendisine zaten hakkımı helal etmiyorum. O zannediyordu ki, ben meseleleri şahsileştiriyorum ve kendime buradan bir kazanç elde etmeye çalışıyorum. Oysa mesele o değildi. Dönemin belediye başkanlarından sadece Murat Aydın’ın hakkını yiyemem, bu tartışma ve cezalandırılma sonrasında sadece kendisi şahsıma sahip çıkmış, o Fetullahçı genel sekreteri “sen insanları idare etmeyi bilmiyorsun” diyerek azarlamıştı. Kendisine müteşekkirim.

Yani diyeceğim o ki bizler bir zamanlar bu adamların zihniyetiyle mücadele edip bedel öderken, pek çok insan bunlardan oy, para, makam, şöhret, ve bilimum menfaat devşiriyor ve bu karaktersizleri hoş tutuyorlardı. İşin içinden gelen birisi olarak şimdi bu durumu gördükçe kahroluyorum. Şimdi hepsi birer kahraman anti fetöcü kesiliverdiler. Bunların içinde belediye başkanı, işadamı, eski bakan ve milletvekilleri de var. Yazıklar olsun hepinize! Şimdi bunlar utanmadan bir de diyecekler ki, biz işin bu noktaya geleceğini bilmiyorduk. Unutmayın, geçmişte Fetullahçıları siz şımarttınız ve onlara yaptığınız iyiliklerle 15 Temmuz’un ortaya çıkmasında sizin de katkınız var! Bu hainleri zamanında siz beslediniz, tepemize çıkardınız! Şimdi yalandan yere timsah göz yaşı döküp, günah çıkarmaya kalkmayın! Şunu da unutmayın ki, millet 15 Temmuz gecesi demokrasiye, sandığa, size filan sahip çıkmadı, millet kendi varlığına, iradesine, istikbaline, vatanına sahip çıktı! O gece sağcısı, solcusu, az dindarı çok dindarı, laik-anti laiği, her kesimden insan sokaktaydı. Şimdi bu insanların iyi niyetlerini suiistimal ederek günlük siyasi çıkarlarınıza alet etmeyin. Aklı başında olanlar neyin ne olduğunu görüyorlar!

***

Harem Sahil Yolundan Neden Araç Çekiliyor?

Bugünlerde Üsküdar–Harem sahil yolundan, yani Salacaktan, Trafik Vakfı denen resmi zulüm makinası yol kenarına park etmiş araçları bir bir çekip götürüyor. Orası ezelden beri gariban ve orta sınıfın çay içip bir deniz havası almak için durup nefes aldığı bir yerdir. Sene 90’dan beri orayı iyi bilirim. İnsanlar yolun kenarına araçlarını park ederler, bir deniz havası alıp, biraz yürüyüş yapıp giderler. Geçen gün ikindi sularında Salacak tarafına geçtik. Aracımızı da yolun kenarına koyduk. Arkadaşlar denize girdiler, ben girmedim. Koruma polisi arkadaşımız da bir nefes alıversin diye aracın başında ben durdum. Allah’tan girmemişim, yoksa arkadaşa tahsis edilen ve plakası da ayrıca tahsisli olan aracı da az kalsın çekip gideceklerdi başında durmasak. Allah’tan durmuşum, yoksa aracı kaldırıp götüreceklerdi. Trafik Vakfı iyice gemi azıya aldı ve iyiden iyiye milletin canını yakmaya devam ediyor.

İstanbul Valisi’ne sesleniyorum: Sayın Valim bu zulme artık bir dur deyin lütfen. Kamu gücüyle insanları gereksiz yere bunaltmanın bir manası yok. Orada hastane yok, itfaiye yok, hayati bir durum yok. Hele de tek sıra parkın hiçbir mahsuru yok. İnsanlar o güzelim sahilde on dakika durup bir nefes de almasınlar mı? Yangından mal kaçırır gibi oradan araç kaldırmak da neyin nesi?

***

Sorumsuz Kamu Yöneticileri Sadece Oyalıyorlar!

Bir ay kadar önce de bu köşeden yetkililere seslendim. Üsküdar Haydarpaşa Numune köprüsünün altında bir minibüs durağı var. Durağa girdiğinizde ortalık idrar kokusundan geçilmiyor. Oradaki dolmuşçuların ana avrat kendi aralarında küfürleşmeleri filan da cabası. Başka vatandaşlardan da orayla ilgili şikayet var mı bilmiyorum ama orada bu çirkinliklerden başka ciddi trafik kazası riski de var. Haremden gelen otobüs ve tırların güzergahında minibüsçüler bazen kafalarına göre yolun ortasında manevra yapıp kazalara davetiye çıkartıyorlar. Allah korusun orada bir gün bir TIR bir minibüsü biçerse, demedi demeyin diye buradan bir kez daha hatırlatıyorum!

***

Büyük adamların büyüklüğü!

Büyük adamların büyüklüğü zor zamanda belli olur. Ferahlık zamanında konuşmak kolaydır. Önemli olan zor zamanda konuşmak ve bedel ödemektir. Feraset ve basireti sayesinde gelecekte yaşanabilecek muhtemel krizleri bugünden tahayyül edebilen ve bu krizleri şimdiden bertaraf edebilenler büyük adamdırlar. Bir de büyük adamlar eleştiriye tahammül edebilen ve kibrinden feragat edebilen adamlardır. Kibirden kuleler kurarak burnunun dibinde olup bitenleri göremeyen adamlar aslında zavallıdırlar. Büyük adamlık sonradan takma maskelerle imal edilmez. Büyük adamlık doğuştan büyük bir ruh ve güçlü bir karakter gerektirir. Sonradan asma levhalarla büyük adam olunmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.