Ölümü tarif etmek mümkün mü? Bir rüzgâr gibidir, usulca gelir birilerini içimizden aparır, özge âlemlere uçurur. Bizler hayata sımsıkı tutunmuşken, ölüm aniden altımızdan çekiverir onu. Bir anda hatırlatır kendini, bütün hesapları alt üst eder, şaşırtır, seven ve sevilenleri geçici de olsa ayırır.

Ölümü hakkıyla düşünmek, insanı cümle kötülükten alıkoyabilir kanaatindeyim. Acaba bunun için mi, Peygamber Efendimiz, “Mezarlıkları size yasaklamıştım, ama ibret için gidin gezin” buyurdu. O gün bugündür müminler mezarlıkları ziyaret eder. Peki ders çıkarır, ibret alır mıyız? Ölümün hakikatini düşünür, ölümün bizden istedikleri üzerinde kafa yorar mıyız? Serviler altında yatanlar, bizi tefekküre sevk eder mi? Yoksa ziyaretin ardından yine dünya gailesine dalar gider miyiz? 

Selâ yerine mesaj

         Senenin ilk günü pazardı. Bir telefon mesajı geldi. Murat Aşıcı'nın vefat haberi veriliyordu. Heyhat, bugünün vefat haberleri böyle veriliyor artık. Bizim çocukluğumuzda selâlar okunurdu memlekette. Müezzin selâ okuyunca herkes susar ve pürdikkat dinlerdi. Zira memleket küçük, âşinalar çok, vefat eden kişiyi hemen hemen herkes tanırdı. Şimdi Anadolu'da da sanırım vefatlar cep telefonlarıyla bildiriliyor eşe dosta. Bazıları ise sosyal medya ile yakınlarının Hakka yürüyüşünü haber veriyor. Bu acı bir hakikat, ama elden ne gelir? Ölüm geldikten sonra, ne yapılabilir ki? Şöyle veya böyle insanlar duyacak, haberdar  olacak, nasibi olan camiye gidecek, namaz kılıp mevta ile helâlleşecek. 

O, iyi bir eğitimciydi

Murat Aşıcı benim Edebiyat Fakültesi'nden arkadaşımdı. Mezuniyetten sonra akademik hayata girdi ve Marmara Üniversitesi'nde hoca oldu. Atatürk Eğitim Fakültesi'nin İlköğretim Bölümü'nde ders veriyordu. 13 Mart 1961 tarihinde İstanbul'da doğmuştu. Önceleri Fatih'te oturuyorlardı. Atikali civarındaki evlerine ailece gitmiştik, sonra eşi Seher Hanım'la Üsküdar'a geçmişlerdi. Meleknur, Üsküdar'da doğdu, büyüdü. Sessiz ama iyi çalışırdı Murat. Ailede Dil Etkinlikleri / Çocuğum Okuryazar Oluyor ile Okul Çağında Dil Etkinlikleri kitapları Morpa Kültür Yayıncılığı'ndan çıkmıştı. Damla Yayınevi için de Dil Bilgisi ve Temalarla Türkçemi Geliştiriyorum İlköğretim 3 ve Dil Bilgisi Çalışma Kitabı'nın dizi editörlüğünü yapmıştı. Kitapların yazarları Sergül Erol ve Şerife Ertuğrul'du. Kimbilir daha ne kadar çok makalesi yayımlandı dergilerde okuyamadığımız. Zannımca neşre hazır eserleri de vardır. 

 ESKADER üyesiydi

Bazı mahfillerde beraber olurduk. Sohbet toplantılarında, konferans ve panel salonları ile diğer kültürel faaliyetlerde. Sâmiha Ayverdi Özel Anadolu Lisesi'nde düzenlenen yarışmalarda Harun Yöndem, Necmettin Özmen, Seval Yardım'la birlikte jüri üyeliği yapardık. Murat da aramızda olurdu. Az görüşürdük, ama birbirimizi severdik. Bir gün kurucu başkanlığını yaptığım ESKADER'e üye olması için teklifte bulunmuştum, hiç kırmadan hemen formu doldurmuştu. Bu hasbî insanımız derneğin 566'ncı üyesi olarak gönüllerde de  yer aldı. En çok Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı'na gelişinde görüşürdük. Genelde eşi Seher Hanımla birlikte odama gelir, bir parça sohbet ederdik. Maziye dalar, geçmişten bahsederdik, bir de kültür faaliyetlerinden. Yüzü gülerdi, “Gelemiyoruz, ama hayırlı hizmetleri duyup seviniyoruz” derdi.

Son olarak geçen yılın başlarında yine Köprülü Medresesi'nde görüşmüş, gündemdeki meselelerden bahsetmiştik. Devletimizin ve milletimizin kenetlenip yekvücut olmasına seviniyordu. Akl-ı selim sahibiydi, “Başımızdakilere dua etmeliyiz, çok hayırlı hizmetler ediyorlar. İçerde ve dışarıda düşmanımız, hainler maalesef çok. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere idarecilerimiz hayırlı insanlar, yanlarında olmalıyız” diyordu. Vatan, millet, devlet ve din kutsallarıydı. Şuurlu müslüman, iyi insan, erdemli dosttu.

Doçent olmuştu. Cenazede görüştüğümüz Prof. Dr. Mustafa Fayda Hoca, profesörlüğünün de geldiğini söyledi, ne yazık ki bu yeni titri resmileşmeden Hakka yürüdü. Pazartesi günü Merkezefendi Camii avlusu lebaleb doluydu. Haberi alan bir çok tanıdık sima koşup gelmişti. Mustafa Tahralı, Kenan Gürsoy, Memduh Cumhur, Sinan Uluant, Aydın Yüksel, Sait Başer, Çiçek Derman, Bayram Yüksel, Aysel Yüksel, Hüsrev Subaşı, İdris Alhanlıoğlu, Tarık Akçal, Selim Derman, Mehmet Güntekin, Fahrettin Olguner, Cemalnur Sargut, Semahat Yüksel, Hüseyin Doğru, Harun Yöndem, İsmail Yağcı, Cemil Ertonga, Sinan Yardım, Zeki Baki Uzun, Murat Oktay, Şükrü Kılınçarslan ve İbrahim Başer'i hatırlıyorum. Öğle namazından sonra cenaze namazı için saf tutuldu. Dualar edildi, helâllik dilendi ve tabut omuzlara alındı. İlahiler eşliğinde Kenan Rifaî Hazretleri'nin türbesinin yanına getirildi. Burada Mustafa Tahralı Hocanın duasından sonra tekrar omuzlara alında ve avludan cami dışına çıkarıldı. Cenaze arabası, Beşyüzevler Mezarlığı'na doğru yola çıktı. Manevi ağabeylerinden Sait Başer, internetteki sayfasında “Bir yâr-i Vefâdâr” başlığıyla Murat'ın arkasından çok hisli, incelikli ve hüzünlü bir yazı kaleme aldı. Birbirlerini çok severlerdi, sırdaş, serdaş ve gönüldaştılar. Değerlerimizi, müteveffa büyüklerimizi, âbide şahsiyetlerimizi severdi Murat. Ama rahmetli hocası Sâmiha Ayverdi'ye muhabbeti, hürmeti ve bağlılığı farklıydı. Velhâsıl Murat Aşıcı, inançlı, örnek,  Müslüman Türk münevveriydi. Onu özleyecek ve hep rahmetle yâd edeceğiz. Ruhu şâd, kabri nur, mekânı cennet, menzili mübarek, makamı âli olsun.  


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.