Musikî, Kâlü Belâ ile birlikte başladı

Sesiyle, sözüyle, besteleriyle gönüllerimize taht kuran hafız, mevlithan Amir Ateş, Kur’an’ın, ezanın, mevlidin güzel sesle okunması gerektiğini ve bunun Müslümanlığın gereklerinden bir olduğunu söyledi.

Musikî, Kâlü Belâ ile birlikte başladı
Tarih: 22.10.2016 10:28:08

İSMAİL ZELVİ

Huzura doğru programlarının vazgeçilmez isimlerinden mevlithan Amir Ateş ile Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde dinimizde musikinin yerini konuştuk. Üstad Amir Ateş, musikinin tarihini dünyanın yaratılışına bağlıyor. 2 bin bestesi olan hafız, mevlithan Amir hoca güzel sesin İslam'ın sembolü olduğunu belirtti.

-Hocam kısaca sizi tanıyabilir miyiz?

Türkiye'nin en seki derneklerinden Üsküdar Musiki Cemiyeti'nin başkanlığını yapmaktayım. 1942 yılında Kandıra'da doğdum. Esas mesleğim hafızlık, mevlithanlık… Dolayısıyla hafızlık ve mevlithanlık musikisiz olmaz. Musikiyi kendime branş olarak seçtim. 30 senedir TRT'de inanç dünyası programlarında Amir Ateş ilahi korosu ile programlar yapıyoruz. Arkadaşlarımızın Kur'an ve Mevlit okurken nasıl bir yol izlemeleri gerektiğini öğretmenin gayreti içindeyim.

-Musiki ile nasıl tanıştınız?

Kandıra Kur'an Kursu'nda ilk öğrenciliğim yıllarında musiki ile tanıştım. Hafızlığımı bitirdikten sonra İstanbul'a gelerek Nuruosmaniye Camii'nin imam hatibi üstad hacı hafız Hasan Hocaefendi'nin talebesi oldum. Daha sonra talim, tecvid ve tashih-i huruf gibi Kur'an ilimleriyle ilgili ilimleri öğrendim. İlerleyen yıllarda Anadolu yakası Kadıköy civarında, öğrendiklerimi arkadaşlara öğretmek gibi bir misyon edindim. Meşhur Tanburî Kemal Batanay, Neyzen Halil Can gibi Sebahattin Volkan gibi, Sadettin Kaynak gibi hocalardan da feyz almanın gayreti içinde oldum. Ve hele hele 1959 senesinde şu an başkanı bulunduğum Üsküdar Musiki Cemiyeti Başkanı ve hocası merhum Emin Ongan hocanın talebesi olma şerefine eriştim.

Müzik hafızlıkla başlar

-İslam dini ile Musiki'yi nasıl bağdaştırıyorsunuz? Dindarların musikiden kaçınması gerektiği yönünde görüşler mevcut?

Müziğe hafızlık yıllarında başladım. Çünkü müziğin asıl temeli hafızlıkla başlar. Kur'an okuyanların Musiki ile ilgisi olmamalı görüşü tamamen tezat, tamamen yanlış. Teganni demeyeyim ama, nağme ve makam Kur'an'dan başka yerde yoktur. Asıl musiki asıl name Kur'an'dır. “Kur'an'ı güzel sesle okuyunuz, seslerinizi Kur'anla zinetlendiriniz” emri var. Birçok ne idüğü belirsiz, sofuluktan yobazlığa kaçan birileri müziğe karşı çıkıyor. Peygamber efendimiz (s.a.v) sık sık güzel sesle, Kuran-ı Kerim'i güzel okuyan sahabîlerine “Ey Abdullah İbn-i Mesut, Ey Kasım'ın azatlı kölesi Salim, Ey Bilal-i Habeşî, sen ezan siz de güzel Kur'an okuyun” dediği zaman, “Ya Resulallah Kur'an size indi,  siz varken biz okumaktan haya ederiz” dediler. Allah'ın Resulü de “Ben güzel sesle okunan Kuran-ı Kerim'i dinlemeyeyim mi?” diye onlara tavsiyede bulundu. Peygamber efendimiz bir hadisi şeriflerinde, “Cenabı hak güzel sesle okunan Kuran-ı Kerim'i dinler” diyor.

-Musiki'nin geçmişi nereye kadar uzanıyor?

Musikinin evveliyatını sana anlatayım. Şimdi biliyorsunuz İnsanlık yaradılmamıştı. Kainatta İnsanlık diye bir varlık yoktu, Cenabı hak İnsanlık diye bir varlığı yaratmayı murat etti. Evvela Alemi ervah denilen ruhlar alemini yarattı. Orada doğmuş doğacak, ruhlarına seslendi. Bize küçükken derler ki nesin sen, Müslümanım, ne zamandan beri, Kâlu Belâ'dan beri. Kâlu Belâ ne demektir derlerdi. ‘Elestü Birabbiküm' hitabının cevabıdır derdik. İşte Elestü Birabbiküm hitabını cenabı hak öyle bir sesle, öyle bir seda ile seslendi ki, ruhlar meczub oldular. Adeta çıldırdılar. İşte şu anda musiki denilen şey, hâlâ o mübarek sesi, sedayı almanın, onun çılgınlığı ile dönüp dolaşmanın arayışı içindedir. Musikinin doğuşu bu. O zamanlar dünyanın en büyük musikisi en büyük senfoni orkestrası ilahi musikidir. Rahmani musikidir. Suların şırıltısı, kuşların cıvıltısı, güneşin pırıltısı, rüzgarın uğultusu öyle bir senfoni orkestrası oluştururlar ki… Musikinin evveliyatı böyle ilahi bir zamana, zemine, atmosfere aitken musiki nasıl günah olur. İmamı Gazali Hazretleri der ki “Musiki aşıkın aşkını, Allaha, Kuran'a, peygambere, insanlığa, kainata aşık olanın aşkını artırır. Fasıkın da fisku fücurunu artırır.” Eğer kötü niyetli ise kötü düşünceli biri ise onun da kötülüğünü depreştirir. Biz hiçbir zaman kötülüğe talip değiliz, biz iyiliğe güzelliğe talibiz. Musiki ile ilgilenmek, insan gibi ilgilenmek, bunu bir ilim kültür, herkesin iftihar ettiği nağmelerden söz edersek bir sanat ortaya çıkar en büyük sanatlardan biridir.

-Musiki makamlarıyla ezan okuma çok tartışılıyor, güzel ezan okumanın musiki ile bir alâkası var mı?

Ezan güzel sesle okunmalıdır. “Musiki günahtır. Musiki İslam işi değildir” diyenler; güzel ezan duydukları zaman nasıl Allah Allah derler. İş musikinin diğer yönlerine geçince günahtır diye karşı çıkıyorlar. Oysa ki güzel sesle, güzel bir ezan, güzel bir mevlit, güzel bir Kuran okunduğu zaman bambaşka oluyor. 5 vakit namaz var. Sabah, Öğle, İkindi, Akşam ve Yatsı namazı. Her vaktin ezanı ayrı makamlarla, ayrı duygularla okunur. Sabah ezanı saba makamıyla okunur. Şart değil ama bunu ecdadımız teamül haline getirmiştir. Öğle ezanı rast makamında okunur. Saba makamına Ümmü Ebul Makam, Rast makamına da ümmül makam, makamların anası diye isim verilir. İkindi ezanı Uşşak makamında, Akşam ezanı Segâh makamında, Yatsı ezanı da Hicaz makamında okunur. Eğer bunu hatasız yanlışsız olarak okuyabilirlerse bunu beğenmeyen bunu benimsemeyen bir insan düşünülemez. Bu güzelliklerden istifade eden bizler nasıl sevmeyiz güzel sesi.

-Bir dönemler insanlar mevlit dinlemek için camilere koşarlardı, günümüzde mevlitlerin hakkı veriliyor mu?

Mevlit ve mevlithanlık deyince biraz burada üzüntümü ifade ederek mevzuyu ele almak istiyorum. Bizim küçüklüğümüzde yeni hafızlığa başladığımız yıllarda mevlithanlık müessesesi artık arşı alaya yükselmişti. Hafız Burhanlar, Hafız Samiler, Hafız Mecidler, Hafız Ali Rızalar, Hafız Hasan Akkuşlar ayyuka çıkmıştı. Bunların okuduğu mevlide gazetelerde ilan arardı millet. Nerde bugün mevlit var diye. Camilerde yer bulunmazdı. Sultanahmet, Nuruosmaniye, Eyüp'te yer bulunmazdı. Süleymaniye'de… En güzel okuyanlar oralarda okuyorlardı. Mevlit deyince hiç küçümsememek canım boş ver sen de, o da neymiş dememek lazım. Yalnız hiçbir zaman Kur'an'sız mevlit okunmaz. Nerde mevlit varsa orada Kur'an-ı Kerim de okunur. Mevlit, şiir okur gibi değil güzel sesli insanlar tarafından okunmalıdır. Mevlidin okunuş tavrı vardır, makamı vardır. Bir vezni, aruz kalıbı vardır. Bunu güzel sesle zinetlendirip, süsledikten sonra okumak ise mevlihanlıktır. “Allah adın zikredelim” evvela derken mevlit başlı başına bir vaazdır. Diyor ki her işin başında, işe başlarken Allah'ın adıyla başlayacaksın, yatarken, kalkarken elbise, ayakkabı giyerken, evden çıkarken, Allah diyerek çıkacaksın.

-Mevlit okunurken nelere dikkat etmek gerekir?

Mevlitte de 5 fasıl vardır. Allah adın zikredelim evvela faslı sabah ezanı gibi, saba makamında okunur, ikincisi öğle ezanındaki gibi rast makamında okunur, peygamber efendimizin doğumunu müjdeleyen veladet bahsi bu da aynen öğle ezanı gibi rast makamında okunur. Merhaba bahri peygamber efendimizin dünyaya teşrif ettiği anları anlatır ki uşşak makamında okunur. Ondan sonra hüzzam makamında, segah makamında okunan akşam ezanı gibi Miraç bahri var. Peygamber efendimizin hiçbir kula değil, hiçbir meleğe, hiçbir ins ve cinne nasip olmayan Allah'ın huzuruna çıkıp Miraç'ta 90 bin kelam sohbet ettiğini anlatan bir bahirdir. Bu da segah makamında okunur. Saba makamı gibi vakarlı, gururlu, insanı böyle huşu içinde bırakan bir makamdır. Mevlidin sonunda icaz yapılır, muhayyel yapılır, bu bahir de Münacaat bahridir. Münacaat demek Allah'a arzu ve dilekleri arz etmek demektir. Yani Dua etmektir. Şimdi bu güzel dini vecibeleri anlatan mevlidi küçümsersek, bilmeden bu gaflete düşenler gibi biz de onların sınıfına girmiş oluruz.

-Efendim biraz da sizden ve sizin eserlerinizden bahsedelim. İki binin üzerinde besteniz var. Her bir bestenizin özel hikayeleri olsa gerek.

Ben musikiye başladığım yıllarda abuk subuk da olsa bir şeyler yapma gayretine girmiş birisiyim. Bu iş biraz da Allah vergisidir. Bunları ilk ben şarkılarla, türkülerle, ilahilerle, beste yapma gayreti içinde oldum. “Ben seni unutmak için sevmedim”, “İçimde bir dertli bülbül öter”, “Adı güzel kendi güzel Muhammed”, “Bir kızıl goncaya benzer dudağın” gibi şarkıları bestelemenin gayreti içinde olmuşum. Elhamdülillah bir çok bestem sevilen şarkılar arasında yer alır. Ve benden daha çok bestesi olan bestekâr pek yoktur. Şu anda 2 bin civarında bestem var. Ben bunları hiçbir zaman maddi düşüncelerle yapmamışımdır. Sanatımı, kendi duygularımı dile getirmek, insanlara biraz daha güzel şeyler anlatabilir miyim, duyurabilir miyim, dinletebilir miyim gibi düşüncelerle yaptım. Bunlarda özellik vardır, bunlarda güzellik vardır. Bunları daha ziyade aşkımsın, canımsın, ölüyorum bitiyorum gibi değil de, tabii onlar da var, aşk da var, sevgi de var. En çok sevilen şarkılarımızdan “Muhabbet bağına girdim bu gece” peygamber efendimizi anlatan bir bestedir.

-Duyduk ki 15 Temmuz Darbe gecesiyle ilgili yeni bir beste yapmışsınız…

-Ezan, Selâ bizim değerlerimizdir. Gerçekten o gece Selâların okunması çok iyi düşünülen bir ameldir. Sütçü İmam'ın vaazından çok daha önemli bir fonksiyon gördü. Biz de darbeden sonra bir şiiri marş halinde besteledim.

 

------------------------

15 TEMMUZ MARŞI

Haykırırız cihana korkmadık, korkmuyoruz

İşte meydanlardayız düşmanı sokmuyoruz.

Gelsinler top tüfekle, ölsek de diz çökmüyoruz

İmanlı yüreklere bir şey yapamaz zulmet

Sonu hüsrandır zalimin, milletin hakimiyet

***

Mermiler üstümüze yağmur gibi yağsa

Uçaklar akın akın üstümüze aksa da

Tanklar yolları kesse, insanlar yolda kalsa da

Paletlerin altında verilmez hürriyet

Darbecilerin değil, milletin hakimiyet

***

Köprülerin üstünden sel olup akarız

Kadın erkek burdayız feda olsun canımız

Yeter ki ebediyyen yaşasın vatanımız

Her nefis tadacaktır ölümü diyor ayet

Şehitler ölmez, milletin hakimiyet

***

Aklını, vicdanını ruhunu satan adam

Haram aldığın lokma, yediğin lokma haram

Uzak dur vatanımdan seni görünce kanar yaram

Yazıklar olsun sana, dursun boynunda zillet

Affedilmez yaptığınız, milletin hakimiyet.

--------------------------

Musiki şarkı, türkü, sadece ilahi değildir. Milli duygularımızı, dini duygularımızı galeyana getiren, gazâ meydanlarında, savaş meydanlarında Allah Allah diyerek düşmanı adeta rüzgâr gibi fırtınalar arasında boğan askerimize de ruh kazandıran bir şeydir. Kim demiş kötüdür diye. Bunları uyarmak isterim ki, manevi duyguları, ilahi nameleri en güzel şekilde dile getiren ecdadımız musiki ile uğraştı.

-Tasavvuf müziği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tasavvuf şarkılarda, türkülerde, ilahilerde zaten var. Tasavvuf; insanlara nasihat verir, insanı kamilliği telkin eder. Onun üzerine name, melodi, musiki koyduğunda tasavvuf musikisi olur. Tasavvuf musikisi deyimini icat eden biziz. Avrupa'da yıllarca bize karşı çıkan gruplar oldu. Solcular bizi kovmak isterdi, “defolun gidin faşistler” diye “Siz burada ilahi, Kur'an mı okuyacaksınız.” derlerdi. Biz de “Biz burada tasavvuf musikisi icra edeceğiz, sizin bildiğiniz gibi değil. Hele bir dinleyin de görün” dediğimizde dinlerler sonra da mest olurlardı. İlahi grupları benim teşvikimle kuruldu, daha evvel bir iki tane grup vardı. Mesela Fatihli ilahi kardeşler derlerdi, Çarşılı ilahi grubu derlerdi yoktu başka. Ben bunları ne yaptım, topladım bir araya getirdim. Hadi arkadaşlar diye… Rast makamında 20-30 ilahi vardı. Şimdi 20-30 bin tane ilahi oldu. Hüzzam makamında, hicaz makamında da aynı sayılar… Ben onları teker teker topladım, mevcut olmayanları da kendim besteledim. Eskiden yapılmış ama ortada olmayan bizim de duymadığımız ilahiler bir yerlerden alındı çıkartıldı. Meğer 500 yıllık ilahiler varmış. Onların ortaya çıkması bizim gayretlerimizle oldu.

-Efendim gelelim kitabınıza… Yeni kitabınız, şehirlere besteler ismini taşıyor. Kitap hakkında da biraz bilgi verir misiniz?

Musiki denilince akla gelen bazı isimler vardır. Rauf Yekta bey, Sadettin Arel bey, Suphi Ezgi bey bunlar musikimize daha çok ilmi eserler; musiki nedir, name nedir, usül nedir, musikide kullanılan tarzlar nedir gibi bilgiler veren alimlerdir. Onlardan günümüzde yaşayan en değerlisi musiki şinaslardan birisi Zeki Yılmaz bey kardeşimiz. Bütün okullarda üniversitelerde Zeki Yılmaz beyin yazdığı eserler kitaplar okutulmaktadır. Bunlar derslerimize fevkalade bilgi ve güzellikler verir. Zeki Yılmaz Bey musiki kitaplarını yazmakla değil de musiki ile uğraşan, musikide değişiklik yapan kişilerin de yaptıklarını insanlara duyurma uğraşında. Benim onlarca, şehirler hakkında bestelerim var. İstanbul'un güzelliğini anlatan; Ankara'nın, İzmir'in güzelliğini anlatan şiirler sözler var, bunları tek tek bularak besledim. Bursa, İzmir, Samsun, Isparta hakkında yazılmış 80-100 civarında bestelerim var. Bunların hepsini bir kitapta topladık.

- Bize bir beste ile ilgili hatıranızı anlatabilir misiniz?

İstanbul için yazılan şiirlerden bir tanesi Yasin Hatipoğlu tarafından yazılmış, Çok değerli bir dostum. Saraylar Meclis başkanlığına bağlı İstanbul'u gezip sarayları ziyaret ettiği yıllarda, Hidiv Kasrı'na gidiyor. Kavacık'ta, her yeri geziyor, dolaşıyor bir sürü ikramda bulunuyorlar, yemeğini yiyor çayını içiyor, çıkacağı zaman diyorlar ki buraya her gelen giden büyüklerimiz şu deftere bir şeyler yazarlardı. Sizden de böyle bir ricada bulunsak mümkün mü? Ben şair adamım şöyle balkonunuza çıkıp, pencereden İstanbul gibi bir metropolü seyretmeden, temaşa etmeden yazmam diyor. Çıkıyor yukarıya bir bakıyor ki muazzam bir manzara… Ve şu şiiri yazıyor.

“Kasrın açılan penceresinden lebi derya gördüm,

Akşamları İstanbul'un ufkunda hümayra gördüm,

Diller tutulur, bunca güzellikleri tarif edemez

Bir başka yerinden yedi kandilli Süreyya gördüm.”

O şiir bana veriliyor ben de onu besteliyorum, beste bittiği günlerde yakın bir dostun aynı yerde düğünü var. Hidiv Kasrı'nda… Ben de bu şarkının notalarını hazırlayıp arkadaşlara veriyoruz. O şarkı burada okunacak diye Yasin Hatipoğlu'na bir haber vereyim dedim. Sayın başkanım nerdesiniz diyorum, İstanbul'a gitmek üzereyim, İzmit'ten çıktım, İstanbul'a geliyorum. Bir dostun düğünü var sizi de davet edebilir miyiz dedim. “Benim 3 saatlik bir toplantım var ama, daha evvelse geleyim” diyor, Amir ister de ben gelmem mi diyor. O şarkı ilk kez orada okundu. Adeta çıldıracak gibi oldu.

-Efendim biraz da Üsküdar Musiki Cemiyeti'nden bahsedelim isterseniz…

Üsküdar Musiki cemiyetinin önümüzdeki yıl hiçbir derneğe nasip olmamış 100. yılını kutlayacağız. 50-60 yılın üzerinde dernek yok Türkiye'de. Radyoları kuran, konservatuarları kuran bir derneğiz. Konservatuarların ilk tüzüğünü ben topladım. Üsküdar Musiki Cemiyeti'nde bizim 7 sınıfımız var. Meşk, icra, a, b, c, çocuk ve koro gibi sınıflarımız var. Burası musikinin gerçek manada ana sebebini teşkil eden bir yerdir. Sık sık konserlerimiz olur. Hülasa Türk musikisi için en güzel hizmeti vermeye çalışıyoruz.

 

 

 

 


Etiketler: