Bundan önceki 3 yazımızda; insanlık tarihi içinde kadim ancak dünyanın geri kalanı tarafından nispeten yeni keşfedildiği için Yeni Dünya olarak adlandırılan Latin Amerika’yı, tarihini, potansiyelini, bu kıtada yaşayan Müslümanları ve mevcut durumlarını, fırsatlarını ve karşı karşıya oldukları tehditleri ele almaya gayret ettik. Hiç şüphesiz, ABD’deki Hispanicler dahil yaklaşık 700 milyonluk nüfusuyla, 5 milyon dindaşımızın yaşadığı Latin Amerika birkaç köşe yazısı ile ela alınıp değerlendirilemeyecek büyük bir öneme sahip. Bu hususta daha kapsamlı araştırmalar, çalışmalar yapılmalı; paneller, konferanslar ve sempozyumlar  düzenlenmeli; kitaplar, dergiler ve internet siteleri hazırlanmalıdır. Bu son yazımızda da, Latin Amerika’da Türkiye olarak neler yapılması gerektiğini ifade edeceğim.

Özellikle Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN liderliğinde her sahada adeta büyük bir dirilişi ve şahlanışı yaşayan memleketimiz; dış politikada da şahsiyetli, dinamik, aktif ve çok taraflı bir çizgi izlemektedir. Bir yandan asırlarca liderliğini yaptığı İslam Dünyası ile geliştirilen ümit verici ilişkiler, diğer yandan da küresel emperyalizme ve insanlık dramlarına karşı yürütülen siyaset; başta mazlum Müslüman halklar tarafından olmak üzere, çağdaş sömürü sistemlerinin mağduru ve kurbanı tüm halkları memnun etmiş, yegane ümidi haline gelmiştir. Liderimizin özgün ifadesi ile “DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR” sloganı ile özetlenen ve bayraklaşan bu yeni siyaset girişimi ve anlayışı, asırlardır köhne Avrupa tarafından ve son zamanlarda da ABD ve Rusya yayılmacılığının ağına düşen Afrika, Hint Alt Kıtası, Uzak Asya, ve Latin Amerika halkları nezdinde büyük bir etki uyandırmaktadır.

İlkokul öğrencilerine daha birinci sınıfta öğretilen bir çocuk şarkısı vardır. 
Ahmet Kutsi Tecer’in hala melodisi ile hafızamda olan “Orda bir köy var uzakta” şiirinden bestelenen bu şarkının ilk dörtlüğünde şöyle söyleniyordu: 


“Orda bir köy var, uzakta,

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de, tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür.

O köy bizim köyümüzdür.

Gezmesek de, tozmasak da

O köy bizim köyümüzdür.

Muhtemelen Kudüs doğumlu olan Ahmet Kutsi Tecer bu dizeler ile bir hasreti de dile getiriyordu. Ancak büyük bir canavarlar sofrası haline gelen bu günün dünyasında, bu sözler anlamını yitiriyor. Maalesef artık gitmediğimiz köy bizim köyümüz değil. Sürmediğimiz tarla bizim değil. Sulamadığımız, bakımını yapmadığımız bahçe bizim değil. Tabiat boşluk kabul etmez derler. Bizim olmadığımız yerde muhakkak başkaları olacaktır.

Ecdadımız Osmanlı, esasen bizzat kendisini yıkmak için başlatılan coğrafi keşifler çağında hem içte hem dışta büyük tehdit ve tehlikelerle mücadele ettiği için Latin Amerika’ya gereken önemi verememiştir. Bunun sonucu olarak da kuvveti üstün tutan ve haklılık sebebi olarak gören zulüm düzenlerinin temsilcileri tarafından bu mazlum coğrafya talan edilmiş, bu masum insanlar Kuzey’de Kızılderililerden başlayarak, İnka, Aztekler, Mayalar ve Olmekler büyük soykırımlara tabi tutulmuşlardır. Yeryüzünde adaletin temsilcisi olmak durumunda olan Müslümanlar da ne yazık ki bu zulüm ve katliamları durduramamışlardır.

Sömürü ve zulümler form değiştirse de, bu masum halklara büyük acılar yaşatmaya devam ediyor. Bir taraftan yoksulluk ve yolsuzluklarla, bir yandan ahlaki dejenerasyon ve uyuşturucu kartelleri ile, bir yandan ABD ve/veya Rusya kuklası yönetimlerle ve kilisenin yıkıcı etkisi ile mücadele eden halkların bir can simidine, bir Salvador’a/kurtarıcıya ihtiyaçları vardır.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi son 15 yılda, Cumhurbaşkanımızın yürüttüğü şahsiyetli ve aktif dış politikanın bir ürünü ve gereği olarak tarihte ilk kez Latin Amerika’ya hak ettiği önem verilmeye başlanmıştır. Küba, Meksika, Peru, Ekvador, Kolombiya, Arjantin, Şili gibi ülkeler ziyaret edilmiş, karşılıklı ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkiler alanlarında çığır açıcı adımlar atılmıştır. Bu hususta maalesef, özellikle anti Amerikancı ülkeler ve halklarla ilişkiler bakımından İran’dan gerideyiz. Ancak kısa süre içinde bunu telafi edeceğimize inanıyorum.

Biz adalet sancağını 1000 yıldır şerefle ve hakkıyla taşıyan bir millet olarak yeryüzünün bu önemli coğrafyasını ve halklarını ve özelde de 5 milyon Latin Amerikalı Müslümanı daha fazla ihmal etmeyeceğiz. Bu bizim inancımızın da gereğidir. Teknoloji, ulaşım, ticaret ve iletişim imkanlarının geliştiği bu günlerde artık mesafeler kısalmıştır. 100 yıl evvel ancak gemi seyahati ile 1 ayda kat edilebilen Türkiye-Latin Amerika mesafesi bugün sadece 14 saatte kat edilebilmektedir.

Türkiye mümkün olan en kısa süre içinde bu bölge ile en üst seviyede uzmanlardan oluşan ekipleri ile diplomatik, kültürel, siyasi, ekonomik, sportif ve manevi ilişkilerini geliştirmek sorumluluğu ve zorunluluğu ile baş başadır. Latin Amerika EL TURCO ERDOĞAN ve adamlarını bekliyor. Yeri geldikçe, Latin Amerika ve bölge Müslümanları hakkında yazmaya devam edeceğim.

İKİ DOĞU ve İKİ BATI’NIN RABBİNE EMANET OLUN...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.