İnanılmaz bir hızla haza karışan bir demi yaşıyor kabuktan ibaret olan şu dünyalı. İlkeler, soğuk bir tuvalde anlamsızlaşan soyut bir paradosktan öteye gidememekte. Hemen herkes belli ki menfaat mücahidi. Maddeye emir kulu olan belli bi tabakayı anlayabiliriz de, ya o ‘saf kan’ adamlar nerde, o adamlar ki sümbüllere türküler söyleyen. Mücahit dedim de daha çok müteahhit anımsıyor akıllarda. Duygunun coğrafyası neden materyalist zihniyetle mutasyona uğramış, var mı bir açıklama yapacak olan. Düdük, neden riyakâr çakalların elinde, hemen her yerde şu ümmet taşrasında. Kalbini fuhuş çetesine teslim edenlerin sayısı azalamamakta, tam aksine… Diliyle ‘‘melek’’ kerametinde, ameliyle ‘‘şeytan’’ şarabından farksız adamlar pardon kişiler hükmediyor mahalle kahvesine. Hidayet eserleri okuyorlar; lakin şeytan servetini tüketiyorlar. Kafayı sıyırmamak elde değil, müşrikler anlaşılıyor da, amelsiz âlimleri anlamak ne kadar da zordan da öte. Dâva, münafıklığını saklamayanların gayretine ve insafına mı kalacaktı. Koca koca kelli felli adamlar, sanırsın ümmetin ümidi olacaklar, ümidi olacak laflar ediyorlar, kıçı kırık bir makamın esaretinde şerefini tüketiyorlar. İtibar, yabancı bir terim kadim medeniyetlerden günümüze taşınan. Ruh ölmez diyorsun, adamlar paranın ruhundan ışık alıyor dünyasına. Takla atıyor şerefsizler, utanmadan arlanmadan kılıktan kılığa gulyabaniliğe bürünüyor sıradan bir menfaat için, lan soysuz, hani bizim bir dâvâmız vardı, adı ‘hakikat’ olan. Yüreğim kanıyor, içim kaynıyor, kayna kayna nereye kadar suratlarını görmekten bu arsız zombileri görmekten. İşkembe hayalperestleri, uçkur bekçileri, beğeni tayfaları, para-pul cihadındakiler… Hani biz ağaç yapraklarında bile dâvâmızın sancağını görmekteydik, hani satmayacaktık derdimizin keyfiyetini, hani taşıyacaktık omuzlarımızdaki o en yüce ülküyü, hani ihanet olmayacaktı topraklarımızda… Hiç kimse de çıkıp sormuyor bu topraklardaki bu boşluk nedir, yerine oturmayan bu taşlar nedendir diye. Hiç kimse de demiyor ey kalabalıklar ‘kral çıplak’… Herkes bilmeli ki şu ümmet coğrafyasında hepimiz çıplağız, Fatih ve Selahaddin hariç… Niye kimse Selahaddinlerin hülyasıyla uyanmaz ki, ahh ah, kıçı kırık bir makam için uykuları kaçan zavallı, sen de ‘‘bizden’’ olmadığını biliyorsun. Hep aynı ısırıklar, hep aynı yokuşlar ve hep içerden şu düşman. Yaramız büyük, öfkemiz hep düşmana ama yanlış. Gurbette aramayacaksın yanlışı, içinin en içinde devireceksin önce şu sanemleri. Akçelerden feyz alan âdem, ahan da sana nişan ve sen olmalısın nişancı, kendini vurmalısın ve büyük bir nefretle ve öfkeyle, kendini önce kendini, yeniden dirilmek için…

Hazzın hırsındaki ideolojiyi kutsayan bir nefis kölesi olmuş…

İnandığı dinin içinde başka bir din kurmuş, kendi menfaatine fetvalar yağdırmakta…

Sevimsiz soytarılara başkaldıramamanın ağır bedelini ödediğinin farkında bile değil…

Farkında olmanın farkındalığını fark edememe basiretsizliği…

Bu böyle gitmez, gitmiyor zaten, ağlanacak kadar komikliğimiz ortada ya…

Ahhh ah, insan kendine nasıl ihanet etmekte, ahh ah bi dönüş yapsak kendimize…

Söyleyecek çok söz var da, söz azık, söze yazık…

*( Kutlu dâvâmızın tüm samimi yiğitleri istisna, müstesna onu da Allah bilir…)


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin Demirören 2017-10-09 07:58:21

Maalesef aslında yazarımızında demek istediği gibi herkes hep ayrı ayrı hep kendine sarıyor herkes kendi yumağını büyütmenin peşinde ALLAH sonumuzu hayır getire inş'ALLAH AMİİN AMİİN AMİİN YARABBİLALEMİN