Mekke fethedilmişti.

Peygamberimiz, başında siyah yemeni sarığı, ucunu omuzları arasından sarkıtmış olarak devesi üzerinde Mekke’ye giriyordu.

8 yıllık özlem nihayet son bulacaktı. Tevhid dininin kıblesi, sonunda putlardan temizlenip Hz. İbrahim dönemindeki asliyet ve safiyetine kavuşacaktı.

Peygamberimiz çok heyecanlı idi. İslam’a onca zulüm ve eziyeti yapan müşriklerin merkez üssü Mekke, sonunda düşmüştü. Ya o zulümleri yapanlar? Onlara ne yapılsa, ne ceza verilse yeriydi. Kimsenin itiraz etmeye hakkı yoktu.

Ama o, zerre kadar bile intikam duygusu taşımıyordu. Üzerinde galibiyetin şımarıklığından hiçbir eser yoktu. Tersine Allah’ın büyük bir lütfuna ermenin şükrü içindeydi. Tevazuundan,“Kasva” adlı devesi üzerinde iki büklüm olmuştu.

Mekke’ye böyle bir mahviyet içinde giriyordu. Neredeyse sakalı devesinin semerine değecekti.

O, Allah’ın kendisine nasip ettiği zaferden dolayı, nefsine ufacık ta olsa, bir pay çıkarmaktan korkuyor, zafer ve muvaffakiyetin Allah’tan olduğunu gösteren muhteşem bir alçak gönüllülük sergiliyordu.

Takvimler, o dakika Hicretin 8. Yılının 8 Ocak 630 tarihini gösteriyordu.

Aslında bu alçak gönüllü tavrıyla, Allah Resûlü, tüm galiplere, muzaffer komutanlara, fatihlere, engin bir tevazu dersi veriyordu.

Kabe göründüğünde, Allah Resûlü’nün coşkusu arttı. Tekbir almaya başladı.

Sayıları 10.000’leri aşan diğer müminler de tekbir getirmeye başladılar.

Getirilen tekbirlerle dağlar taşlar âdeta inledi. Sanki dağlardan, hoş geldiniz sesleri geliyordu.

Peygamberimiz Harem-i Şerif’e ulaştığına, önce Beytullah’ın kapısında durdu. Kendilerine nasıl muamele edileceğinin beklentisi içinde, Kabe’nin etrafında toplanmış Mekkeli halka:

-Ey Kureyşliler! Benden ne beklersiniz. Hakkınızda nasıl bir muamele uygulayacağımı sanırsınız? diye sordu.

İnsanlara kendisinden hiçbir zarar gelmeyecek bir yüce gönüllü insan seslenişiydi bu. Kendinden emin, duygularına hâkimdi.

Bu sesleniş, insanların kalbine korku salan kaba sesli bir sesleniş değildi. Aksine en suçlu, en haksız insanlara bile ümit aşılayan, affedilme ışığı saçan tatlı, şefkatli ince ve nazik bir hitap şekliydi.

Kâbe etrafına toplanmış halk, Efendimizin bu seslenişinden bekledikleri sıcaklığı, çok ihtiyaç duydukları müjdeyi almışlardı. Allah Resûlü’nün sorusuna:

-Biz senden sadece Hayır umarız ey kerem sahibi kardeş! Senden bize bir zarar dokunmasını beklemiyoruz…

Allah Resûlü, Mekke’ye İslam’ın girişinin, halkta paniğe, korkuya, tedirginliğe, telaşa yol açmadığını görüyordu.

İslam’ın korkulacak bir din, bir hayat nizamı olmadığının anlaşılmasından dolayı çok sevindi. Halka, bekledikleri ve ümit ettikleri affın müjdesini vermekte gecikmedi:

-Benim halimle sizin haliniz, Yusuf Peygamberin haline benzer.

Size davranışım, Yusuf Peygamberin kendisine her türlü kötülüğü yapan kardeşlerine dediği gibi olacaktır.

Bildiğiniz gibi o şanlı Nebi, kardeşlerine: “Size bugün eskiden yaptıklarınızdan dolayı, herhangi bir başa kakma, ayıplama, hesap sorma yoktur.Allah sizi affetsin.O bağışlayıcıların en bağışlayıcısıdır.” demişti.

Ben de size, diyorum ki:Hepiniz serbestsiniz, affedildiniz.

Geçmişte bize yaptıklarınız size sorulmayacaktır.

Efendimizin ilan ettiği bu genel aff ile geçmişin tüm acıları, üzüntüleri silinmiş; aradan esen ayrılık rüzgarları dinmiş, kalplerde düşmanlık buzları sevgi sıcağı ile erimişti…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-31 01:42:27

ALLAH razı olsun yazarımızdan, kalemine ve gönlüne sağlık. Allah ım bizleri Peygamber efendimizin sunnetinden ayırmasın.