NATO’nun Norveç’te düzenlediği “Trident Javelin-2017” tatbikatında yaşanan skandalı ilk fark eden Ebru Nilhan Bozkurt adında bir binbaşıydı. O, “Askeri Casusluk ve Şantaj Davası”nda yargılanan sanıklardan biriydi. Tarihin en garip casusluk davasındaki amaç, FETÖ’nün kumpasıyla ordu içinde kendi elemanlarına alan açmaktı.

O dönem görevden alınan Yüzbaşı Nilhan, Anayasa Mahkemesi’nin, bu davadaki sanıkların haklarının ihlâli kararını vermesiyle, yeniden görevine dönmüş ve ilerleyen süreçte binbaşı olarak Deniz Kuvvetleri’nde önemli bir göreve atanmıştı.

Binbaşı, skandalı, tatbikat için özel şekilde simüle edilen “chatter” ve “facepage”de inceleme ve analizler yaptığı sırada anladı. Her gün takip ettiği “chatter” üzerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan adına sahte bir hesap açıldığını, bu hesap üzerinden Erdoğan ile düşman kuvvetler arasında sahte mesajlaşmaların yapıldığını farketti.

Sahte hesapta Erdoğan, T.C.’nin  füze konusunda anlaştığı Başkan Blixen’e ( Putin ima ediliyor) teşekkür ediyordu. Böylece düşmanla işbirliği yapan Erdoğan ve Atatürk fotoğrafı ile birlikte tatbikatta hedef olarak gösterilmiş oluyordu.

Binbaşı, gördüklerini derhal komutanlarına haber verince Erdoğan’ın tepkisi haklı olarak sert oluyor ve şunları söylüyor: “… Norveç'teki NATO tatbikatında sergilenen terbiyesizliği sizler de takip ettiniz. Bazı yanlışlar vardır ki onları aptallar değil ancak alçaklar yapar. Bu da işte böyle bir hadisedir. Şahsımı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü hedef alan bu terbiyesizliği, NATO içinde bir süredir varlığını müşahede ettiğimiz çarpık bir bakış açısının dışa vurumu olarak anlıyorum.”

NATO Genel Sekreteritarafından Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı aranarak, Türkiye’nin kendileri için önemli bir müttefik olduğu vurgulanıp, bir daha böyle bir şeyin yaşanmayacağı garanti edilerek özür dilendi.

Hedefe Atatürk’ün de konulmasıyla ilk defa muhalefet ile iktidar aynı tepkiyi verdi. Fakat, inanılmaz tepkiler de vardı. Örneğin, bunun Erdoğan’ın bir oyunu olduğunu söyleyen capsler dolaşmaya başladı. Köşe yazarları arasında, bunu kimin yapmış olacağına dair yazılar yazıldı. Bir taraf, NATO’dan çıkılması gerektiğini savunurken bir tarafta da bunun FETÖ’nün Rusçu kanadı olabileceği söyleniyor,en çarpıcı örnekleriyle Y. Oğur, bu provokasyonun rahatlıkla Rusya tarafından yapılabileceğini anlatmaya çalışıyordu.

Hatta bir yazıda, yüreğim ağzımda birtakım eleştirileri okurken sonuna geldiğimde, Hükümet’in NATO üyeliği ve bağlılığımızı tartışmaya açmadan bu krizi çözme gayretine vurgu yapmasıyla rahatlayıverdim. Eleştirilen Hükümetin sözleri değil meslektaşlarıymış.Yine, bizimkiler birbiriyle uğraşıyormuş meğerse! “NATO, kasten yaptı”, “Ruslar yapmış olabilir!”, “FETÖ’nün sabotajlarındandır”, “NATO’dan çıkalım-çıkmayalım” vs.

Oysa köşelerde daha çok hamasetle yürütülen tartışmalar yerine, tüm seçeneklerin olma ihtimalini kabul ederek, bir perspektif koymak daha doğru olmaz mı? Kim yaparsa yapsın, amaç ne olursa olsun bundan bağımsız, bir süredir inşa edilmeye çalışılan yeni dünya düzeninde Türkiye’nin yeri ve konumu hakkında, uzmanların görüşlerini ortaya koymak, bu ölçüde tartışmak, ülke için kazanç olacaktır.

İki kutuplu düzende, safları belirlemede rejimler ve ekonomi modelleri belirleyici unsurdu. Ancak SSCB’de, glasnost ve perestroyka girişimiyle rejim çöktü ve ekonomi modeli değişiverdi. Bugün sosyalist Çin bile serbest ticaret ve finans sisteminin küreselleşmesi sonucu, dünya ekonomisine entegre olmuştur.

İlişkileri belirleyen ilk faktör çoğunlukla ekonomi.Artık ülkeler arası ilişkiye, eski düzenin dayattığı siyah beyazdan ziyade, grinin tonları hakim olmakta.  İki konuda ortaklaşıp, 3 konuda farklı olmak ilişkiyi kesmeyi gerektirmiyor ve uzlaşılan noktalarda devam ediliyor.

Dolaysıyla, Türkiye için, NATO’dan çıksın Şangay’a tabi olsun gibi düşünceler, eski dünya düzeni için mümkün olabilirdi. Türkiye gibi coğrafi ve stratejik konumu olan bir ülke, çıkarı doğrultusunda  tüm bloklarla ilişki geliştirebilmeli.  Aslında yapılan da bu.

Eski düzene angaje olmuş kafalar, bunu bir kırılma olarak görse de Türkiye, hem NATO’da kalıp hem de Avrasya’da iyi ilişkiler geliştirerek denge politikaları izlemeli.

NATO, ABD ve AB, Türkiye’ye karşı nahoş tavırlar takınsa bile, hatta dolaylı yollarla Türkiye’yi uzaklaştırıp, yeri geldiğinde müdahale ortamı yaratmaya çalışsalar da, bize yakışan, grinin tonlarını iyi kullanmak olmalıdır.

Türkiye'nin düzende, önemli ticari anlaşmalar, yollar, boru hatları, coğrafi ve demografik yapısıyla bir cazibe merkezidir.

Yeter ki, masaya doğru kartları koymasını bilelim.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tulay Gulacti 2017-11-26 16:02:09

Şahane bir yazı olmuş Tebrikler .