•  Evladım büyünce ne olmak istiyorsun?
  •  Doktor
  •  Ne olmak istiyorsun?
  •  Mühendis
  •  Ne olmak istiyorsun avukat?
  •  Neden iletişimci olmak istemiyorsun?
  •  ….. (Cevap yok!)

“Beni ne doktorlar ne mühendisler istedi de varmadım” sözünü hepimiz çok iyi biliriz. Şu ana kadar “Beni ne gazeteciler, ne televizyoncular istedi de ben gitmedim” cümlesini ise şahsen ben hiç duymadım… Açıkçası sizin de duyduğunuzu zannetmem. Niye çünkü iletişimci diye bir meslek tanımı ne yazık ki yok!

Türk Dili Kurumu sözlüğüne göre iletişimci; “iletişim uzmanı” olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde hemen hemen her şeyin uzmanlığı var. Bunlar neler mi? Sosyal medya uzmanı var, satış uzmanı var, pazarlama uzmanı var, muhasebe uzmanı var, piyasa uzmanı var, gayrimenkul uzmanı da var. Kısacası var oğlu var!

İletişim uzmanlığı neden bir meslek değil? Çünkü herkesin iletişim kurabileceği söyleniyor, böyle ifade ediliyor… Herkes iletişimci olabilir ama bir tek iletişim fakültesi mezunları iletişimci olamaz! İşte sorun da tam buradan kaynaklanıyor…

Bir televizyona gidiyorsunuz iletişim mezunu yok! Bir gazeteye gidiyorsunuz iletişim mezunu yok! Bir halkla ilişkiler ajansına gidiyorsunuz burada da yok. E nerede bu kadar iletişim mezunu? Türkiye’de 70’in üzerinde iletişim fakültesi var. Bunların bir kısmı devlete, bir kısmi ise vakıflara ait. Ve hala açılmaya devam ediyor. Uygulama yok, pratik yok, ekipman yok… Dolayısıyla tek düze giden ve ezbere bağlı bir sistem neticesinde işsizlik sorunu baş gösteriyor ve sektörde alaylı diye tabir edilen alan dışı çalışanlar ön plana çıkıyor. İletişim mezunlarının da bu noktada pek bir çabası olmayınca ortaya böyle bir tablo çıkıyor…

Peki.

Bugün köklü bir iletişim sorunuyla karşı karşıya kaldığımızın farkında mıyız acaba? Ben hiç zannetmiyorum. Ne yazık ki popüler kültür her tarafımızı esir aldı. Duygularımızı istediğimiz gibi yaşayamaz olduk. Sıcak iletişim öldü, emojilerle kurulu bir dil düzenine giriş yaptık. Derdimizi anlatamaz hale geldik. Kelime dağarcığımız gittikçe daraldı. Özgün fikir üretemez olduk. Hazıra dayalı bu sistem yüzünden kalemlerimiz kilitlendi ne yazık ki…

İletişimcilerin en büyük sorunu istihdam. Medya sektörü sanıldığının aksine çok da büyük değil. Ancak her sene binlerce mezun sektöre heyecanla adım atmaya çalışıyor, netice ne yazık ki fiyasko… Birkaçı iş bulabiliyorsa büyük mutluluk oluyor. Peki iletişimciler birlik içerisinde hareket edebiliyor mu? Bu sorunun cevabının evet olmasını inanın çok isterdim ama ne yazık ki cevap: Hayır!

Her koyun kendi bacağından asılır misali, bir vurdumduymazlık, bir tutarsızlık var bizde… İş bulan işine devam ediyor, bulamayan mücadele ediyor. Bu noktada çoğu yerde devletin suçlandığını görüyoruz. Öz eleştiri yapmıyoruz. Elbette haklılık payı herkesin vardır. Gündemi takip etmeyen, dünyadaki gelişmelerden haberdar olmayan bir gençlik var… Hem nalına hem mıhına vuralım… Bu durumu nasıl göz ardı edebiliriz? Verilenle yetinen, araştırma yapmayan, çabalamayan bir gençlik bu… Bir şeyler istemek için bir şeyler yapmak gerekir, efor sarf etmek gerekir. Yani emek olmadan yemek olmaz! Biz bunu istiyoruz… Bizim rakibimiz çok, sadece kendi denklerimizle değil, birçok mezunla rekabet içerisindeyiz.

İletişimcilere pozitif ayrımcılık tanınsın mı? Tanınsın tabii… Ama iletişimciler de bu durumun farkında olsun. McLuhan’ın da ifade ettiği gibi artık “global bir köy” var. Global bir medya düzeni var. Bu noktada daha fazla çalışmak, okumak, araştırma yapmak gerekiyor. TÜİK verilerine göre en yoğun işsizlikle karşı karşıya kalanlar ne yazık ki iletişimciler… Bu durum artık S.O.S veriyor. Devletin acil bir şekilde iletişimcilerin feryadını duyması gerekiyor. Medyanın günümüzdeki rolü ve değeri zaten ortada. Böyle stratejik bir noktada olan bir konu için devlet politikalarının üretilmesinin yerinde olacağını düşünüyorum. İstihdam sorununun azalması iletişimcilerin en büyük temennisidir. Bunun devlet eliyle yapılacağına inanıyorum, inanmak istiyorum. Stajyerlik konusunun da sisteme oturtulması gerekmektedir. Stajyer; emeği sömürülen değil, iş öğretilen kişi olmalıdır.

Medya okuryazarlığı konusu da iletişimciler için kanayan bir yaradır. Bu dersleri iletişim fakültesi mezunlarının vermesinden doğal bir durum bulunmamaktadır. Genç arkadaşlar her sene formasyon alabilmek için mücadele ediyorlar, aldıktan sonra da elde ettikleri formasyonu kullanamıyorlar. 4 yıl boyunca iletişim okuyan, üstüne formasyon alan bir mezun niye bu dersi veremesin? Medyanın, sosyal medyanın gücü bu noktadayken, algı operasyonları, dezenformasyon sorunu had safhaya ulaşmışken bu sorunun tek ilacı medya okuryazarlığıdır. Bu ilacı kullanacak doktorlar da iletişim mezunlarıdır. Medya okuryazarlığı dersi seçmeli değil, zorunlu olmalı ve bu ders iletişim fakültesi mezunları tarafından okutulmalıdır! Tüm kalbimle bu sorunların çözüleceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.

               


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yunus Emre Kural 2017-10-21 22:27:47

Hocam hislerimize tercüman olduğunuz için teşekkür ederiz.En kısa sürede hükümetimizden destek bekliyoruz.

Avatar
Mustafa Tolga Ercedoğan 2017-10-21 23:23:52

hocam biz iletişim mezunlarinin kanayan yaralarina yine ses verdiniz.sahsim adina tekrardan teşekkür ederim.

Avatar
Beyza Gürdeniz 2017-10-22 10:22:06

Hocam yazı harika. Acil önlem şart bu işe.

Avatar
sinan demirel 2017-10-22 19:05:02

ah hocam ah siz de olmasanız bizi kim düşünecek.

Avatar
Tuba Atılmış 2017-10-22 21:24:02

Çok güzel ve doğru bir yazı teşekkürler hocam en azından sesimizi duyuracak birilerinin olması bir nebze de olsa umut oluyo. Bizde durumun düzeleceğine inanmak istiyoruz.