Yine bir yılın daha sonuna geldik. Bu yılı “ne” olarak tüketmiş olmamızdan ziyade “nerede” tamamlamış olmamız bizi farklı kılacaktır. Hayatı anlamlı kılacak ilginç bir öykü anlatılır. Hep birlikte bu öyküye kulak kesilelim. Ne dersiniz?

Hakikatin peşine düşmüş bir hikmet avcısı çocuk yaşamın değerini öğrenmek için babasına saf duygularla sorar. Babası yaşamın değerini anlatmak yerine ona yaşamın hakikatini yaşayarak öğrenmesi için eline bir taş verir ve bu taşı pazara götürüp satmasını söyleyerek, bu taşın fiyatını sorana sadece elinin iki parmağını gösterip hiçbir şekilde konuşmadan geri gelmesini öğütler.

Çocuk her ne kadar küçük olsa da söz dinleyen biriymiş. Merakını gidermek için babasının başının etini yiyecek sorular sormaktan kaçınarak gün görmüş, yaşamın hikmetini tecrübelerle öğütmüş babasının sözüne kulak verip pazara yollanmış.

Çocuk pazarda elinde taşla birlikte öylece dikilip dururken iyi niyetli olduğu her halinden belli olan yaşlıca bir kadın yanına yaklaşır ve taşın fiyatını sorar.

Yaşlı kadının niyeti küçük çocuğa yardımcı olmak, hem de rengi hoşuna giden taşı bahçesinde uygun bir yere koymaktır. Ne de olsa sade bir taştır işte. “Ederi ne olabilir ki?” der içinden.

Kadın bunları düşünürken küçük çocuk sağ elinin iki parmağını gösterir. Kadın fiyatının 2 Lira olabileceğini düşünerek hemen almak istediğini düşünür ve elini cüzdanına götürür.

Çocuk babasının öğüdünü tutar ve hiçbir şey demeden geriye döner ve olanları anlatır. Sonra babası herhangi bir açıklama yapmadan, bu kez de aynı taşı bir müzeye götürmesini söyler.

Müzenin görevlisi bu taşı iyice bir inceledikten sonra fiyatını sorar. Küçük çocuk babasının öğrettiği şekilde elinin iki parmağını kaldırır ve başka da bir şey söylemez. Memur fiyatının 200 Lira olabileceğini düşünerek “müzemiz için de uygun bir parça olacak, almak isteriz” der.

Çocuk olanları şaşkınlıkla gözlemekte, babasının kendisine öğretmek istediği şeyleri hikmetle kavramaya çalışmaktadır. Yine hiçbir şey demeden babasına koşar. Babası sükûnetini muhafaza ederek bu defa oğlunu değerli taşlar da satılan bir sarrafa gönderir. Kuyumcu taşı eline alır, bir kaç defa gözüne yaklaştırıp uzaklaştırdıktan sonra hayretle çocuğa dönüp, “evladım bu taşı nereden buldun? Bu dünyanın en değerli ve en nadide bulunan taşlardan biridir. Kaça satıyorsun?” der.

Çocuk babasının öğrettiği gibi yine hiçbir şey demeden elinin iki parmağını kaldırır ve öylece beklemeye başlar. Kuyumcu çocuğun tat olduğunu düşünerek, “anlaşılan 200.000 Lira ödememi istiyorsun bu parçaya” der.

Çocuk yine hiçbir şey demeden ama bu defa kafası iyiden iyiye karışmış olarak babasına koşar ve aynı şekilde durumu anlatır.

Şimdi hayatın ne anlama geldiğini, değerinin ne olduğunu anlatma vakti gelmiştir. Baba oğlunu kucağına oturtur ve “sevgili oğlum” der.

“Şimdi hayatın değerini anlayabildin mi?”

Çocuk bir şeyler anlamıştır ama babasından asıl işin sırrını duymak istemektedir.

“İşte evladım, senin nereden geldiğin, nerede doğduğun, teninin rengi, ne tür bir zenginlik içinde yaşadığın önemli değildir. Asıl önemli olan kendini nerede konumlandırdığın, etrafını hangi insanlarla çevrelettiğin, kendine verdiğin değerdir. Şöyle ki hayatını 2 Liralık taş gibi hissederek ve yine, tüm hayatını seni 2 Liralık taş gibi gören insanlarla yaşayabilirsin. Oysa herkesin içinde bir elmas madeni vardır. İçindeki pırlantayı keşfettiğin gibi, etrafına topladığın diğer insanların kendi değerlerini fark etmelerini sağlayabilirsin. Etrafını, senin değerini bilen insanlardan oluşturabilirsin. Kendini bir pazara, bir müzeye yada bir sarrafa koyabilirsin. Bu insanın kendi seçimi, kendini nerede görmek istemene bağlıdır.”

İnsanı farklı kılan, bulunmuş olduğu ortamı, hayatı paylaştığı çevresidir, çünkü her insan Tanrı’nın yeryüzüne gönderdiği kıymetli bir hazinedir. Bu hazineyi kıymetli kılan da bulunmuş olduğu ortamdır.

Ne olduğun değil, kiminle olduğun, nerede bulunduğun önemlidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.