Modernleşme sürecinde İslam düşüncesi de kendi içerisinde epey bir seyrü sefer yaptı. Bu süreçte, Abduh’dan Fazlurrahman’a, Nasr’dan Cabiri’ye kadar farklı yelpazede düşünce üretimleri yapıldı. Bunların hepsini ayrı ayrı önemseyerek ve kritik ederek yola devam edilecektir. Modernleşme sürecini Müslüman düşüncenin tavrı açısından iki farklı safhada ele almak mümkündür. Birinci safha; Batı karşısında kesin yenilmişlikle öykünme ve olan biteni anlama. İkincisi, Batı düşüncesini kıyasıya eleştirme. Fakat bu eleştirelliğin içeriğini büyük oranda refleksif yani savunmacı bir tutum oluşturmakta.

Aslına bakılırsa, Batı ile ilişkilerimizde öncelikli adım, bu savunmacı tutumdan vazgeçerek, bilimsel temelde bir eleştirisi ile buna eşlik eden inşai düşünce süreci olmalıdır. Savunmacı tutum, “bizde neden yok” mentalitesiyle ve köklerine inmeden uzaktan yapılmış sitemleri ifade ediyor bir anlamda. Belki Müslüman dünyanın ciddi bir sömürgeden geçtiği hatırda tutulursa, bu sitemlere belirli oranda hak verilebilir. Ancak ilmi, siyasi, ekonomik vb. düzlemlerde bu sitemin, yerini stratejik planlama ve çalışmaya bırakması gerekiyor.

Savunmacı tutumun belki bugün en önemli paradokslarından birisi, Batı’ya öykünmenin hız kesmeden devam etmesidir. Batı öykünmeciliği, bu topraklara değmeden ama kendi toplumunu Batı’nın penceresinden okumaya devam ediyor. Nihayetinde ülkemizde sosyal bilim çalışmalarında Müslüman dünya, Batılı teorilerle açıklanmaya devam ediyor. Söz gelimi; yeni okumalar için teori ve tezler üretilebilmiş değil. Öte yandan Batı düşüncesinin ciddi bir kritiği de henüz yapılabilmiş değil.

Kanaatimizce öncelikle bugüne kadar üretilen düşünceleri kritik etmekle başlamalıyız. Hatta buna İslam düşüncesinin üretimleri de dahildir. Buna eşlik eden süreç ise yeniden inşa için kavramlar, teoriler ve tezler üretmektir. Bu ikisi beraber yürümek zorundadır.

Öncelikle bu konuda ciddi zafiyetlerimizin olduğunu belirtmeliyiz. Bunun ilk göstergesi; Bilim dünyasında düşünce üzerine köklü kritik yapma konusundaki isteksizliktir. İkincisi ise, Batı’da üretilen düşünceler karşısındaki savunmacı tutumun tüm düşünce dünyasını temellük etmesi, düşünce dünyamızda bir “yoklar” listesinin ortaya çıkmasını sonuçlamaktadır: “İslam’da demokrasi yok. İslam’da şu yok, İslam’da bu yok.” Bu zamanda kadar en net anladığımız şeylerden birisi İslam’da neyin olmadığıdır. Fakat bize yoklar listesi çıkaranlar devlet, yönetim, insan, tabiat, düşünce, toplum gibi anahtar kavram etrafındaki sorunlarımız söz konusu olunca, neyin var olduğunu söylemiyorlar. Aslına bakılırsa nasıl bir perspektiften bakılması gerektiğini ve genel kaideleri bile söylemiyorlar.

Bu tavrın Müslüman düşünce hayatındaki sonucu; teori, tez ve kavram üretmeyi ve hatta yaşamın kendisini muhayyel bir geleceğe ertelemek olmuştur. Yani gelecekte bir Asr-ı Saadet oluşunca her şey düzelecektir. Bu mentalite, üretememesinin tüm sebebini içinde yaşadığı olumsuzluklara fatura etmekte; bir kere bu olumsuz durumlar sona ererse her şeyin düzeleceğini savunmaktadır. Açıkçası bu bize içi dolu olmayan muhayyel bir dünya, gelecek ve yaşam önermektedir.

Müslümanlar İslam’ın evrensel bir hakikati ifade ettiğini savunmaya devam etmektedirler. Dünya insanının bu gerçeği niçin görmediğinden yakınıp durmaktadırlar. Fakat öncelikle insanlara nasıl bir gelecek öneriyorsunuz sorusunu cevaplamak gerekmez mi? Peki Müslümanların özgürlükten başlayarak en hayati kavram ve sorunlara dair acaba bir önerileri var mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.