Kitap okumanın ipuçlarını yakalamaya çalışıyorum. Neden kitap okuruz sorusuyla birlikte niçin, nasıl ve niye soruları da zaman zaman bu yolculukta bana eşlik ediyor.  İnsanlar, kitap okumayı zannımca şu iki cihetten okurlar. İhtiyaç okumaları ve aşkın okumalar.

İhtiyaç okumaları, insanın herhangi bir konuda bilgi sahibi olması gerektiği okumalardır. Buna kariyer, formal eğitim ve benzeri sınıflamaları ekleyebiliriz. Akademik camia bu guruba girer. Meslek kitaplarının o meslek mensupları arasında takip edilmesi de bizim burada bahsettiğimiz ihtiyaç okurlarının sınıfına dâhil olduğunu söylemeliyim. Bilgilenmek, ders çalışmak ve sınavlara hazırlanmak, kariyer, inceleme ve araştırma yapmak için okumanın ihtiyaç kategorisinden yararlanırız.

Fakat aşkın okuma dediğimiz hadise,  kimsenin aslında okumak zorunda olmadığı ve ihtiyaç okumasından doğduğuna inandığım bir okuma çeşididir. İnsanın kendi iç arayışı olarak da değerlendirilebilen bu aşkın okuma, hakikati bulmak adına okuma eyleminde bulunanlar, bazen hicrete bile zorlanırlar. Mağara’ya sığınırlar.   İhsan Süreyya Sırma’nın Nehirler ile ilgili bir kitabını okumuştum. Orada aşkın insanlar Yaradan’ın kitabını okudukları ve okuttukları için cezalandırılma korkusu nedeniyle mağaralara sığınmışlardı. Bu olay bana İslam tarihinin ilk yıllarında sufilerin sığındığı mağaraları hatırlatmıştı.

Aşkın okur niçin kitap okur? Kültürünü artırmak,  daha derin düşüncelere dalmak, damarları tıkayan değerlerden kurtulmak için okur.

Aşkın okur niye okur? Algısını, değer yargılarını, kimlik ve dünya görüşünü daha doğrusu kişiliğimizin gelişmesi için okur. Ötekisini anlayabilmek ve ötekileştirmemek için kitap okur. Ben yerine biz dilini kullanmak üzere okur.

Kutsal kitabımızda bahsi geçen Hz. İbrahim’in hakikati arama arayışını biliriz. Akıl ile aşkı, sır ve hikmeti kalbinin potasında eriten Hz. İbrahim aslında aşkın okuma yapanların ilham kaynağıdır. Dinimizin ilk emri de “oku” olduğuna göre aşkın okuma yapanların karşısına yegâne kaynak olarak Kuran-ı Kerim’in çıkması hiç de şaşırtıcı olmasa gerek.

Peki aşkın okur nasıl okur? İşte meselenin en can alıcı sorusu bu. Bu soruya birisi dese ki "Peki siz nasıl okursunuz?" Şöyle cevap  verebilirdim ancak. Eğer okumanın ne olduğu bilinmezse nasıl okursunuz sorusu ben merkezli olur ve bizi nereye götüreceği belli olmayan bir maceraya girişiriz. Bu esnada aşkın okur, şaşkın okur da olur.

Öğrencilik yıllarımızda bir yayınevinin sloganı vardı.  Meramımızı anlatmak için önemli bir argüman gibiydi. Yani nasıl okuruz sorusuna başka bir cevap verilirse bu argümanı da kullanmıştım. “Bütün kitaplar, gerçek olan bir kitabın daha iyi anlaşılması ve daha iyi öğrenilmesi için vardır.” Bunun için okusak olmaz mı?

Meselenin ve maksadın hasıl olması için şu somut olayı anlatmak istiyorum. Tâ Osmanlı'dan beri devletin ve devlet adamlarının kahvehaneye bazen yasak bazen de tereddütlü bakışları sonucu olsa gerek kahvehane sahipleri bir dönüşüme girdiler. Çoğu ismini kıraathane olarak değiştirdi. Yani okuma salonu. Evet, kıraathaneler belli zamanlarda yaşlılarımızın, emeklilerimizin sığınağı olmuştu. Oralarda bir köşede oluşturulan kitap dolaplarından kitaplar alır ve okurlardı. Gazete ve dergiler de buralara uğrardı. Buralara yeni müdavim olan gençler de kitabî bilgisi olan büyüklerin sohbetlerine dâhil olurlardı.

Son zamanlarda kıraathanelerin filmi bile yapılmıştı. Herodot Cevdet'in meşhur kıraathane konuşmaları hepimizin en severek izlediği bölümlerdi. Bu durum belki bir nostalji olarak karşımıza çıkmıştı. Çünkü biliyoruz ki kıraathaneler artık zamanımızda kitap ile bağlarını koparmış bir mekân haline gelmiştir. Hatta kitaba ve aşkın okurlara cephe alanların yeri olmuştur dersek daha doğru olur.

Durum böyle iken memleketimizde bu durumdan muzdarip olan kurumlarımız ve vakıflarımız eliyle "kitap evleri" kurulmaya başlanmış ve gençleri kitabın yanında çay, kahve ve diğer ikramların da olduğu mekânlar yaygınlaşmaya başlamıştır.

Aşkın okuyucu için ideal ortam tabi ki mağara değil kütüphanedir. Günümüzde kütüphanelere gereken yatırımlar yapılabilseydi ne kıraathaneye ne de kitap evlerine ihtiyaç kalırdı. Geleneğimizde kitapların okunduğu ve aşkın okuyucuların istifade ettiği "kütüphane" isimlerinin çoğalmasını temenni ediyorum. Kitap evleri de inşallah aşkın okurumuz için kas gevşetici bir ilaç gibi olmamalıdır. Kurgulanma amacı araca dönüşmemelidir. Yani okuyucu çay içmek için kitap evine gelmemelidir. Kitap okumak için gelmelidir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahmut BAHÇİVAN 2017-12-05 22:50:46

Değerli Eyyüp Hocam değindiğiniz konularda haklılık payı olmasına rağmen eleştirel bir gözle baktığımda bugün gençlerin ellerindeki internet gözalıcı sosyal hayat bazı zararlı bağımlılıklar gençlerimizin Kitap okumalarına engel oluyor. Hükümet Kitap kafelerle gençleri buraya çekerek okumaya teşvik ediyor. Siverek Kitap Evi Projesinin Koorfinatörü olarak bu projeler anacına ulaşıyor... Selamlae değerleri hocam