Geçen yazımızda özgürlük meselesi üzerinde durmuştuk. Yazımızı, bir anlamda özgürlüğün çerçevesine dair bazı hatırlatmalarla bitirmiştik. Şimdi özgürlüğün biraz da toplum açısından bazı algılanma biçimleri ile bunların problemlerine değinmeye çalışacağım.

Özgürlük, benim şahsi kanaatimce bütün konuşmalarımızı önceleyen temel bir kavramdır. Zira insanın anlamı özgürlükle birlikte vardır. Biyolojik anlamda insanın varlığı, diğer canlı varlıklarla pek bir farklılık taşımaz. Yemek, içmek ve organizmanın diğer gereksinimleri yerine getirilir. Hayvanlar ise, içgüdü dediğimiz kendi kodlarında varolan reflekslerle hareket ederler. Yaşama güdülerini sürdürürler.

Ama insan bundan farklı olarak irade edebilen, seçebilen, önündeki seçenekler arasında tercih yapabilen bir varlıktır. İnsanın bir görüşü değil de diğerini, bir ideolojiyi değil de başka bir ideolojiyi seçebilmesinin anlamı olmalıdır. Bu durumun günümüzde daha çok üzerinde durulmalıdır. Zira mekanikleşen, tercihleri dışarıdan dayatılan ve bu anlamda zavallılaşan insanların yaşadığı bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Önemli olan bize sunulan seçeneklerin de dışında seçeneklerin olduğunu fark edebilmektir artık.

Ne zaman özgürlükten bahsetsem, mutlaka birileri çıkıp özgürlüğün insanları bozucu bir etki yaptığını öne sürüyor. Özgürlük kavramından aynı şeyleri anlamıyoruz anlaşılan. Üstelik bunların çoğu da muhafazakar insanlar. Peki o zaman özgürlüğü hangi çerçevede düşünmek gerekir? Bunu birkaç maddede izah etmek istiyorum.

Birincisi; Özgürlük dışarıda insanın tercih etmesinin önünde engellerin olmamasıdır. Bir takım baskılar, mecburi tek istikametli sorular vb. insanı sadece bir tercih yönünde zorluyorsa burada bir özgürlükten bahsedemeyiz. Özgürlüğe özellikle “din” bağlamında negatif bakanlar, özgürlüğün insanları yozlaştırdığı gibi bir yargı öne sürüyorlar. Fakat öncelikle belirtilmelidir ki, imanın bir anlamı olacaksa, bu ancak özgürlükle mümkündür. Yoksa kişinin alışkanlık ve kültür gereği Müslüman ya da bir başka dinin etiketini taşımasını nereye oturtacağız? Demek ki bu kişi, imanını bilinçli bir tercihle yapmamış ve tercih etmemiştir.

İkincisi, yozlaşma meselesinden yola çıkarak şunu söylememiz gerekiyor. Özgürlük sorumlulukla birlikte vardır. Özgürlük, toplumda “keyfe ma yeşa” davranmak olmadığı gibi, mutlak bir serbestiyet demek değildir. Kadim geleneklerde ve dinlerde insan dünyaya belirli bir hedef ve sorumlulukla gelmiştir. Dünyada değer üretmek, insanlığa katkı sunmak insanlığın dünyada “sınanma”sının bir parçasıdır. Bugün içinde yaşadığımız dünyada insanlar, çoğunlukla bu sorumlulukları atlayarak “hak” anlamında özgürlükleri talep etmektedirler. Sorumluluklardan azade olmuş bir özgürlük talebinin, uzun vadede dünyayı yaşanmaz kılacağı aşikardır. Anlaşılacağı üzere özgürlükleri kullanmanın bir takım riskleri vardır. Ama dünyada riski olmayan ne vardır ki? Riski var diyerek özgürlükleri iptal mi edeceğiz?

Özgürlüklerin kullanılamaması en fazla ruhlara eziyet vermektedir. Özellikle Rusya’nın hegemonya döneminde bundan zarar görmüş Milan Kundera, jerzy Kozinski ile Portekiz’de Jose Saramago, ayrıca Albert Camus ve George Orwell’ın romanlarında işte o ruh eziyetini çok iyi sezinlersiniz.

Özgürlükten yoksunluk ve konuşamamak, insan ve toplumları susturur. İçindeki hayat enerjisini alır ve kendi içinde büzülmeye sebep olur. Özgürlüğün olmadığı toplumlarda, aslında kamuoyunda tartışma ve konuşma olmaz. Konuşma gibi görünen şeylerin hiçbir sahici gerçeklikleri yoktur. Böylece kocaman bir toplum gürültü çıkaran bir sessizlik haline geliverir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.