Ülkemizde her yıl binlerce hayvan kasıtlı bir şekilde işkenceye ve eziyete maruz kalıyor, vahşi bir şekilde öldürülüyor hatta tecavüze uğruyor. Sadece 10 gün içerisinde “Alanya’da 50’ye yakın kedi zehirlenerek, Antalya’da bir köpek av tüfeğiyle öldürüldü. Çorlu’da otlayan sahipli at sapıkların tecavüzüne uğradı. İstanbul’da gecenin bir yarısı içkili mekândan çıkan sarhoşun teki, üzerindeki silahla sokaktaki kediyi kurşun yağmuruna tuttu. Muğla’da sadistin teki işyerinin önüne bağlı olan köpeğe bayıltana kadar demir çubukla işkence yaptı. Ve en son Erzincan Orduevinin kapısında yakaladığı yavru kediyi önce yumruklayan, sonra boğazını sıkan, ardından yere çarpıp, ölünceye kadar vahşice tekmeleyen sarhoş asker elini kolunu sallaya sallaya kışlasına geri döndü.” Adam peygamber ocağında alkol alıp, sarhoş olabiliyor. Bir de bu tip manyaklara silah veriliyor. Mazereti de neymiş “nişanlısı ondan ayrılmış!” Bence nişanlısı hayatının en doğru kararını vermiş, böyle sapık ruhlu bir adamla değil aynı evi, aynı şehri bile paylaşmak büyük bir eziyet olacaktır.

EZİKLER, ÖFKESİNİ HAYVANDAN ÇIKARIR

Yapılan araştırmalar “tecavüzcülerin ve katillerin en büyük ortak özelliliğinin çoğunlukla hayvanlar üzerinde şiddet uyguladığını; hayvanlara işkence eden insanların, daha sonra insanlara da şiddet uygulamaya başladıklarını; hayvanlara eziyetin basit bir kişilik problemi değil, son derece ciddi, zihinsel ve ruhsal problemlerin işareti olduğunu; hayvanlara işkence eden, zevk için öldürenlerin aslında zayıf karakterli, sosyal yaşamda ezik, eksik ve sorunlu karakterler olduğunu”ortaya koymuştur. Bu ezik tipler öfkelerini zayıf olandan yani hayvandan çıkarırlar. Böyle davranarak kendilerini güçlü hissederler. Gaziantep’te kavgada dayak yiyen adamın, hıncını sokaktan geçen köpeğin boğazını keserek almaya çalışması gibi.

MERHAMET ETMEYENE, ALLAH DA MERHAMET ETMEZ

Bizler, yavrusunu emziren bir köpeği rahatsız etmemek için binlerce askerden oluşan ordunun yönünü değiştiren, rahatsız edilmemesi için bir sahabeyi anne köpeğin başına nöbetçi kılan bir peygamberin ümmetiyiz. Müslüman insanın kalbi, insanlara ve diğer canlılara karşı sevgi ve şefkat ile dolu olmalı. Hiçbir canlıyı incitmemeli. Peygamber efendimiz (s.a.v) buyuruyorlar: “Merhamet edene Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler.” Dinimiz sadece insanların değil, hayvanların hakkına da riayet edilmesini, onlara şefkat ve merhamet gösterilmesini emreder. Hayvanları, güçleri yetmeyen işlere koşturmak, dövmek, işkence etmek, aç-susuz bırakmak merhamet ile bağdaşmaz. İşte insani, vicdani, ahlaki ve dini değerlerde bir eksiklik, samimiyetsizlik veya bilgisizlik olunca insanlara da hayvanlara da karşı artık görmekten bıktığımız işkence ve kötü muamele vakıaları da her gün yaşanabilmektedir.

HAYVAN MAL DEĞİL CAN OLSUN

“Hayvanlar masumdur, hayvanlar konuşamaz, hayvanlar avukat tutup kendi haklarını savunamaz, hayvanlar şikayetçi olup dava açamaz, hayvanlar adliyelerde işkence edenlerin iki yakasını tutup, süründüremez.” Savunmasız hayvanlar için tehlike ve risk teşkil eden bu olaylar karşısında artık yöneticilerin, yasa koyucuların olaya müdahil olması, hayvan haklarını savunması, caydırıcı sert müeyyideleri devreye koyması elzemdir. Ceza kanunumuz “mala zarar verme suçu” başlığıyla 151/2 maddesiyle sadece sahipli hayvanları öldürenleri, işe yaramaz hale getirenleri hapis veya para cezasıyla cezalandırıyor. Üstelik can olarak da değil mal olarak görüyor. Sahipsiz olanlara kaşı yapılan işkence ve ölüm filleri ise TCK kapsamı dışında tutulup, suç olarak değil de kabahat olarak görülüp çok cüzi para cezaları veriliyor. Bu haksız uygulamalar artık son bulmalı. Hayvanlar mal olarak değil de can olarak kabul görmeli, ceza kanunları korumasından yararlanmak için öngörülen, “sahipli-sahipsiz hayvan” ayrımı da kesinlikle ortadan kaldırılmalı. Cezalar kamu vicdanını tatmin edecek seviyeye çıkarılmalı.

ADALET İMANLI, İHLÂSLI VE DÜRÜST ELLERDE

Hayvan hakları aynen insan hakları gibi koruma altına alınmalı. Vallahi bu vebal başta yöneticilerimiz olmak üzere hepimizin üzerinde ve boynundadır. Hz.Ömer ve Dicle kenarındaki kurt-kuzu hikâyesini hepimiz çok iyi biliyoruz. Gerek hayvanlara karşı vuku bulan bu işkence, kötü muamele, öldürme eylemlerine karşı caydırıcı ve koruyucu tedbirler alma gerekse de özellikle 15 Temmuz Fetö’cü darbe girişiminden sonra yargıda meydana gelen sıkıntıların hak ve adalet nispetinde giderilmesi hususlarında “imanlı, ihlaslı, erdemli, cesur, ahlaklı ve dürüst olan sayın Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Sayın Selahaddin Menteş beylere büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu iki güzel insan, adaleti önceleyerek, ehliyet ve liyakate önem vererek, halkı ve hakkı gözeterek çok kısa sürede güzel işler çıkardılar ve daha güzel işler çıkaracaklarına inancımız da tamdır. Yeter ki devlet büyüklerimizden destek bulsunlar ve güzel işler çıkaran, hak ve adalet temelli cesur kararlar veren hakim-savcılarımıza da destek olsunlar, arka çıksınlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.