İlk emir “Oku!” deriz. Ama bunu neredeyse “Okula git” şeklinde anlarız. Modern dönemin yorumudur bu. Okula gitmek, okullu olmak modernliğin ve çağdaşlığın baraj kriteri kabul edilir bu kültürde.

Okullaşmak bir eğilime tutunmaktır. Ve genellikle yönlendirilmiş eğilimlerdir. Çünkü istisnasız bütün okullarda öğrenciler “istendik davranışlar” doğrultusunda eğitilir. Bu anlamda “okullaşmak” aslında “ekolleşmek” ile eş anlamlı oluyor. Ekol, okul ile aynı köktendir, bir yaklaşım tarzı, bir düşünce tarzı ve bir yaşam tarzı içeren hayat felsefesidir.

Buna göre okumuş olmak okullu olmaktır. Okumuş olmak öğretileni bilmek, gösterilen ve gönderilen mesajı alıyor olmaktır. Okur yazar olmak cahil olmaktan çıkmış olmak ile eş anlamlı kullanılır. Böylece modern yaşamın organize araçlarını anlayabiliyorsanız sizi gelişmiş, çağdaş ve modern olarak nitelendiriyor. Eğer okullaşmadıysanız, okur-yazar değilseniz sizi “cahil” olarak nitelendiriyor. Çünkü gösterileni ve gönderileni okuyacak donanıma sahip değilsiniz.

Bununla şunu demek istiyor modern yaşam temsilcileri: Beni bilmeyen ve anlamayan cahildir. Aydın kendini bilen, evreni yöneteni bilen değil artık, kenti, toplumu, sermayeyi ve gücü yöneteni bilen demektir.

***

Okullu olmak ile okumak arasındaki ilişki “oku!” emri ile yakından ilişkili değildir. Oku emri ilk ayet olarak geldiğinde aslında bir yazıyı okumayı işaret ettiğini söyleyemeyiz.

Çünkü henüz ortada okunması için gösterilen bir yazı yoktur. Öyleyse “Oku!” emri ile kast edilen şey bir metni değil olayları, kişileri, yüzleri ve dünyayı okumaktır.

Bu da okumaktan çok düşünmek, anlamlandırmak ve ibret almak demektir.

İnsan doğasında Aristoteles’in dediği gibi doğuştan bir merak dürtüsü bir bilmek isteme dürtüsü vardır.

Bu merak duygusunu eğitim yoluyla beslemek yerine köreltmek bu anlamda “Oku!” emrine karşı bariyer kurmak anlamına da geliyor. İnsanın dünya ve içindekileri “olması gerektiği gibi” anlamak yerine “işine geldiği gibi” yorumlamak için eğitilmeleri sadece dünyanın değil insanın da araçsallaştırılması anlamına geliyor.

Bu iki “okuma” tarzı arasındaki fark eğitim politikalarının, eğitim müfredatlarının ve eğitim felsefesinin şekillenmesinden bilim, ekonomi ve yargı sistemine kadar her şeyin farklı yorumlanmasına ve yapılandırılmasına yol açacaktır.

Varlığa yönelik bakış açınız sizin “okuma” şeklinize bağlı olarak yol alır.

Okumak nedir?

Okumak önüne konulmuş olan şeyin nasıl bir mesaj içerdiğini anlamaktır. Elbette bunun için söz konusu şeyin içerdiği mesajın dilini biliyor olmak gerekiyor. Bu dil öncelikle sembollerden oluşur. Semboller bazen üretilmiş bazen de doğada vardır. Üretilmiş semboller insanın iletişim kurmak için kurduğu sun’i diller, kelimeler ve bu kelimeler için üretilmiş harflerdir.

Dilin imkânı, dilin zihinle ilişkisi üretilmiş değildir, verilidir. Ancak dilin kültürlerdeki araçları farklıdır. Yeryüzündeki farklı dillerin ortaya çıkışının nedeni bu farklı yorumlamalardır.

Bu bakımdan mantık anlamındaki dil, doğada, yani insan doğasında hazır bulunan ve verili olandır. Buna anlamlılık da diyebiliriz.

Bu bakımdan iki türlü okuma vardır diyebiliriz. Birincisi, doğada hazır bulunan nesnelerin ve olayların dilini okumak anlamında okur-yazarlık. İkincisi de insan-insan ilişkisinden imkân sağlamak için üretilmiş olan sembolleri çözme ve anlama bakımından okur-yazarlık.

İkincisi her zaman egemen kültürler üretir, diğer insanlar da bunu anlamaya çalışır. Bu bakımdan teknoloji dili, bilgisayar dilleri, bilim dili ve günlük dil bu kategoriye girer. Bu dillerin her biri kendi okulunda öğretilir. Güçlü olan, dili üreten dilini öğretmek için ortam hazırlar.

Ancak birinci tür okuma, ortalama zekâdaki her insanın bildiği bir dildir. Ancak bu dilin kullanımı için zihin ve insanın iç doğasına yönelik bir gayret ve seyahat gerekir. Bu seyahat başarılı geçirildiğinde, olayların ve nesnelerin dili anlaşılacaktır. Olaylar ve nesnelerin doğru anlaşılması ile yanlış anlaşılması arasında yaşam tarzı bakımından farklılıklar vardır. Dünya görüşü dediğimiz şey, dünyayı nasıl gördüğünüz ve ona nasıl anlam yüklediğinizle ilgilidir.

Verilmiş dili unutan insanlık birbirini anlamak için üretilmiş dile başvurdu. Ama herkes kendi dilini üretti. Üretilen diller sonuçta bir araç olduğuna göre onu araçlar üretenlerin ihtiyaçlarını gidermek içindir. Her toplumun ihtiyacı farklı olduğu için üretilen dil de evrensel ihtiyacı gidermek için değil, kendi yerel ihtiyaçları için üretilmiş araçtan ibaret kaldı.

Amaç yerel olunca, araç da yerel kalır. Yerel aracın arkasında güçlü ve evrensel güç olduğu vakit ise, yerel aracın evrenselleştirilmesi için zora başvurulmuştur hep. Tarih boyuncu bugünkü İngilizce konumunda yaygınlaşan bütün dillerin arkasında, dilin böyle bir güç-araç ilişki dengesi olmuştur. Geçmişin Grekçesi de, Latincesi de böyledir.

İnsanlığın ihtiyacı olan şey evrensel ve doğal olan “insan” dilini geliştirmektir. O zaman dünyayı, nesneleri ve olayları doğru okur herkesin ortak yararına anlamlar çıkarırız dünyadan.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İhsan Dabanlı 2018-03-23 11:39:24

oku emrini hiç bu acıdan düşünmemiştim. oldukça yeni bir perspektif veren makale için teşekkürler

Avatar
ABDULKADİR ÇETİN 2018-03-26 19:54:11

Bu emrin sadece bir yazı okumaktan ibaret olduğunu biliyordum. Buna artı olarak da çok okumak gerektiğini, merak giderici yolların hepsinin bu emirden geçtiğini biliyordum. Yazının temel iletisi olan oku emrinin insanları, insan yüzlerini manalandırma işlevinin olduğunu da şimdi öğrenmiş oldum.