Bütün nesneler tebessüm eder. Somurtkanlık insandan eşyaya geçen bir hastalıktır. Bizler sadece nefes alıp vermeyiz; aldığımız nefesle kanımızı, verdiğimiz nefesle dünyayı değiştiririz. Bütün güzelliklerin sebebi biziz ve bütün çirkinlikler bizden sorulur. Bazen melekleri dinler, bazen şeytana kulak kesiliriz. Bazen çamuru bile utandıran balçık, bazen çiçeği kıskandıran ışık oluruz.

Özü gereği yaratılan her şey sevinir. Boşluğun içine sızan ışık, köpüğün içine yayılan mavilik, akışkanlığın parmaklarına tutunan esneklik hep nesnenin imkan alanı olarak ortaya çıkarlar. İçinde ruh olsun olmasın; yaratılmak, doğmuş olmak, harekete geçmek, varlıkla bitişmek, varlığın bir parçası olmak, varlıkta tecessüm etmek güzeldir. Bütün nesneler güzeldir. Tanrı’nın yarattığı her şey güzeldir. Doğasına uygun davranan, doğasının sınırlarından dışarı çıkmayan, haddini aşmayan her şey güzeldir. Eylemi, özüne uygun kötülüğün bile bir değeri vardır. Diken, dikkate çağırırken güzeldir. Ağrı, korunmayı öğretirken güzeldir. Karanlık, uykuya çağırırken güzeldir. Doğası bozulmayan bütün nesneler güzeldir. Çirkinlik, doğa bozumuyla ilgidir. Doğa bozumu ancak dışarıdan müdahaleyle, nesnenin yüzeyini, özünü temsil etmekten uzaklaştırmayla mümkündür. Ve işte o zaman, tam da o zaman nesnenin özü somurtur, nesnenin yüzü asılır. Nesnenin sevinci kaçar, nesne önce kendinden, sonra insandan kaçar. İnsandan kaçmış nesne nedir? İnsanı tamamlamak için orada, o şekil duran cismin insanın elindeki özgürlüğü almasıdır. İnsanın elindeki imkanları azaltmasıdır. İnsandan kaçmış nesne, ayaklarıyla dünyaya tutunan insanın, dünyayı omuzlarına yüklemesidir. Böylesi bir durumda, insandan nesneye bulaşan somurtkanlık insandan öç almaya başlar. İnsan özündeki parlaklık ışıldadığı sürece bütün nesneler güzeldir. Kirpi güzeldir, kokarca güzeldir, çer çöp güzeldir, bataklık güzeldir, karanlık güzeldir, bamya bile güzeldir. Ama insanın içindeki ışıltı yerini ansızın somurtkanlığa bırakınca, ansızın güneş ruhu terk edince, ansızın yürek buz kesince işte o zaman tam da o zaman nesnenin yüzü asılır. Hangi gül kokusunu esirgemez ki kaba bir elden? Bir aynadır nesne ve insan. Birbirine bakar durur. Gözlerden yüzeye, yüzeyden gözlere akan hep bir ruh halidir. Güneşi karartan gözler de vardır, karanlığa güneş getiren gözler de… Her şey insanda başlıyor, onda bitiyor. Hayat bile dudak kenarlarında başlayıp biten bir yolculuk değil mi?.. İki dudak arasına sızan soluk, iki dudak arasına yapışınca ölmüyor mu insan?

Dünya dahil, bütün nesneler bedenimizin uzantıları, onun bir parçasıdır. Bedenimizde ne varsa onlarda da, onlarda ne varsa bedenimizde de bulunmaktadır. Boşluk, hacim, yüzey, derinlik, genişlik, darlık, dikeylik ve yataylık, yeşerme ve kuruma, oluş ve bozuluş, ırmak ve göl, deniz ve sahra, sabah ve ikindi… Bedenimiz küçültülmüş dünya, dünya büyütülmüş bedendir. Tıpkı parmak uçlarımız, tıpkı kirpiklerimiz, tıpkı omuzlarımız, tıpkı topuklarımız, diz kapağımız gibi beş duyumuzun dokunduğu her şey bizim uzantımızdır. Bütün nesneler bizim uzantımızdır. Onlar, orada öylece, kendi halleriyle, kendi hallerinden razı olarak süresiz dururlar. Rahatlarını kaçıran biziz, seven de horlayan da biziz. Tohumu ağaca dönüştüren de ağacın köküne kibrit çakan da biziz… Gülü kül eden de külden gül yetiştiren de biziz… Tohum da güzeldir ağaç da; kök de güzeldir kibrit de; gül de güzeldir kül de… Çirkin olan, bütün bunlara ters bakmak, bunların üzerindeki diriltici halenin üzerine kocaman bir somurtkanlık yapıştırmaktır. Çirkinlik, olsa olsa nesnenin dış tabakasına yapışmış kirdir. Doğarken hepimiz iyi de, ölürken neden fire veriyoruz… Çocukken hepimiz iyi de büyüyünce neden canavarlara dönüşüyoruz? Dünya biz yokken iyi de neden biz gelince fil tepmiş yonca tarlası? Tanrı’nın elinden çıkanla insanın elinden çıkan arasındaki fark… Allah vergisi olanla insan vergisi olan arasındaki fark… İlhamını Allah’tan alan elin elindekiyle ilhamını iblisten alan elin arasındaki fark…

Öte taraftan, asık suratlı bulutu terk edip saçlarımızı yıkayan yağmur bizdendir. Beton duvarı delip sarı saçlarını yelle buluşturan çiçek de… Kayayı yarıp bayır aşağı denize koşan ırmak da bizdendir, kıyısına çekilip nemini çime ulaştıran çakıl taşı da… Dalı incitmeyen kuş ayağı da bizdendir, yiyeceği taneyi örselemeyen kuş gagası da… İnsan nefesinden şimşek çaktırıp muşambadan bulutlarla yukarıdan aşağı ölüm indiren mızraklı metaller bizden değildir. Nesnenin yerine onun kusursuz temsilcilerini koyup gözümüzü boyamak için didinen eller, emekler bizden değildir. Betonu kaya gibi gösteren, suları ışık oyunu olan parklar, bahçeler bizden değildir.

Ya isimizi bulaştırıp griye beleriz diye uzak duruyorsa yıldızlar? Ya şerrimizden korktuğu için toprağın altında geziniyorsa yılanlar? Ya soyunu biz kuruttuğumuz için kertenkelelerin, böylesine yalnız, böylesine çaresiz, böylesine soluksa kayalar?.. Ya suyunu biz içtiğimiz için balıkların, yuvasını biz yıktığımız için yengeçlerin, böylesine mahzunsa yosunlar, kalamarlar, rıhtımlar… Ya içlerindeki sevinci çekip aldığımızı düşündüğü için bizden öç alıyorsa nesneler?

Çakıl taşlarını öpsek yıldız, yıldızları öpsek her biri bir güneş olmaz mıydı? Belki biz patladık büyük patlamadan önce, belki bütün zulümler köpüklerimizden, bütün acılar sinirlerimizin yongalarından yapılmıştır yine nesneler tarafından? Irmağın içindeki çakıl taşlarının nemini almasak, demir dönüşür müydü kılıca? Toprağın mahremiyetine bu kadar dalmasak petrol karışır mıydı kanımıza?.. Elbette ve elbette bu kadar kötü bakmasak, bizden öç alır mıydı dünya? Sabaha tebessümle başlasak hangi günbatımı yüzümüzü buruşturabilirdi ki? Selamınızı almayan tek bir nesne var mı şu dünyada, insan kardeşlerinizden başka? Nesneler, ah nesneler, sizi anladığımız gün biz de anlaşılacağız galiba…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Alihan Yıldırım 2018-03-07 12:35:47

Ne güzel yazmışsınız hocam elinize ağzınıza yüreğinize sağlık