Bugün sabah namazını camide kılmak için evden ezanlar okunurken çıktım. Apartmanın yirmi altıncı katından asansörle zemin kata indim, oradan uzun selvi boylu tropikal ağaçlar sağ kolumdan akarak, hüzünle duran çocuk bahçesinden sonra sitenin güvenlik kapısına kadar yürüdüm.

Güvenlik memuru sabahın erken vaktinden olsa gerek önündeki masada yastık niyetine çapraz yaptığı kollarının üzerinde uyuyordu.

Hiç rahatsız etmek istemedimse de bariyeri açmak için elektronik kutuya yaklaştırdığım kartımla birlikte ortaya çıkan bib sesinden etkilenip başını doğrulttu. Sonra gayrinizami bir şey olmadığından emin bir şekilde tekrar çapraz duran kolları üzerine başını bırakıverdi. Zaten sitede cereyan eden her anın kayıt altına alındığı karşısında duran dev televizyon ekranından belli oluyordu. Bariyeri elektronik ayarlı kartımla açıp caddeye çıktım.

Ana cadde üzerinde duran, hâlâ gecenin varlığını sembolize eden ışıklar otobüs durağını aydınlatmaya devam ediyordu... Otobüs durağında dikkatimi çeken iki şey oldu biri, boydan boya kaplayan mermer oturaklar üzerinde başı kazınmış bir Budist’in tanrısı Buda’yı avuçları arasına sıkıca tutmuş vaziyette uykusuna devam ediyor olduğu, diğeri de sabahın henüz 5.51’inde işe yetişebilmek için otobüs bekleyen Çinlilerdi. Burada güneşin 7.11’de doğduğunu düşünürsek henüz vakit epeyce erken sayılırdı.

Dünya umurunda olmayan birinci tip, bütün varlığı ile her şeyini bu dünyaya endekslemiş ikinci tip insanı gözlerimle süzüp yoluma devam ettim. Çinlilerin ülke ekonomisinin yüzde doksanına sahip olduklarını hatırlayınca onların bu derece işe erken gitmeyi bir aşk haline getirmiş olduklarını yadırgamadım. İnsan neyi isterse er yada geç istediğine ulaşır. Bu hakikat değişmiyor. Dünyayı isteyene dünya, ahireti isteyene ahiret verilir.

Tropikal iklime rağmen sabahın serinliği yüzümü yalıyor, vücudumda hafif bir titreme meydana getiriyordu, ama sabahın henüz saflığını yitirmemiş taze oksijeni insanın içini ısıtmaya yetiyordu.

Sağlı sollu yem yeşil ağaçlar arasından adımlarımı hızlaştırdım. Ezandan on dakika sonra farza durulduğunu bildiğimden sünnet namazına da vaktim kalsın istiyordum. Çift gidişli gelişli yolun bir tarafından karşı tarafa geçmiştim ki hızla giden bir arabanın epeyce uzaktaki camiye yakın kaldırımın demir parmaklıklarına çarptığını aşırı gürültüden fark ettim. Bir anda, saniye ile salise arası bir zaman diliminde araba alev almaya başladı. Çok geçmeden büyük bir gürültüyle patlama sesi duyuldu, arkasından araba neredeyse görünmeyecek şekilde ateş çemberinin içinde kaybolmuştu...

Korku ve acıma hissinin karıştığı bir ruh hali ile acaba bir şey yapabilir miyim diye adımlarımı sıklaştırıp koşarcasına karşı yolun öbür yakasına geçtim. Ben vardığımda camiye gitmekte olan insanların çok yakın olmayan bir mesafeden yanmakta olan arabayı telaşla seyretmekte olduklarını gördüm... yanıma telefonumu almamış olduğuma üzüldümse de orada bulunanların çoktan itfaiyeye haber verdiklerini öğrenince içim rahatladı.

Benim endişem arabayı kullanan insanın ne olduğuydu. İçerde sıkışıp kalmış, yangına kendini teslim etmiş olabilirdi. Ortalıkta şoför namına kimseciklerin olmayışı korkularımı biraz daha artırdı... Yapacak bir şey yoktu zaten, itfaiyenin gelmesini beklemekten başka...

Şadırvanlara gidip abdestimi tazeledim, caminin ikinci katına çıktım, kazadan dolayı olsa gerek farzın kılınması bir kaç dakika tehir edilmiş olmalıydı. Ben sünneti kılarken kamet de edilmeye başlandı...

Namaz boyunca aklımda yangına teslim olmuş arabanın şoförü vardı. Belirli aralıklarla patlamanın devam edişi namazda cemaati olduğu gibi beni de tedirgin ediyordu. Gerçi itfaiye siren sesleri arasında yetişmiş, söndürmeye başlamıştı...

Tembihattan sonra neredeyse tamamen kül haline gelmiş arabayı uzaktan diğerleri gibi ben de hüzünle seyrettim. Polisler rapor yazıyor, birileri de olanları anlatıyordu... Sonradan öğrendiğimde kaza yapan kişi can havliyle arabadan dışarı kendini attığı gibi kaçmış, kayıplara karışmış, cayır cayır yanmaktan kurtulmuştu...

Kendimce bugünkü canlı hadiseden bir ders çıkarmaya çalıştım. Budist’i düşündüm, sonra Çinliyi, arkasından kaza yapan ve ateşten kaçan sürücüyü...

Acaba neyi düşünmeliydi insan?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624