Çünkü sevdiğimizi unuttuk. Bu nedenle de sevdiğimizin bizden neler istediğini unuttuk. Ve kendimizi asıl sevmesi gereken değil, sevilmesi gereken konumuna koyduk. Böylece de olgunluğu ve güzelliği hep kendi yaptıklarımızda arar olduk.

Evet bir şey; ya bizzat güzeldir, ya da neticesi itibariyle güzeldir. Okumak bizzat güzeldir. Hatta güzelliği dışarıdan bir şeye bağlı değildir, kendinden gelmektedir. Dolayısıyla kirsiz ve menfaatsizdir. Karşılık beklemeyen bir güzeldir. Çıkar üzerine kurulmayan bir aşk ve dostluktur.

Biz insanlar, marifet deryasına varmadan malumat çöplüğünde oyalanıp durmaya başladık. Okumanın sevdasını ve şeker şerbet tadını hep başka yerlerde arar olduk. Sonra da dönüp vefasızlıktan ve aşkların sadakatsizliğinden şikayet edip durduk.

Evet biz okumuyoruz. Çünkü okuyacak zaman bulamıyoruz. İşimize ayırdığımız zaman, aşımıza ayırdığımız zaman ve eşimize ayırdığımız zaman üçgeninin dışında kalıyor kitap okumak.

Evet okumuyoruz. Çünkü okuma ihtiyacı hissetmiyoruz. Olduğumuzu ve artık başkalarının olgunlaşmasına dahi katkı sağlayacağımızı sanıyoruz. Elimizdeki kirli ve müfteri olan, başkasının emeği olan internet bilgilerini hemen cebimizden çıkarıyor ve sunuyoruz. Tetkik etmeden ve elekten geçirmeden. Hem de çok şey biliyormuş edasıyla.

Evet okumuyoruz. Çünkü ellerimiz kitabın sıcaklığını kaybetti. Kağıdın geldiği serüveni unuttu. Topraktan ağaca ağaçtan kağıda ve kağıttan kitaba kadar olan serüvendi okumak. Ama şimdi ellerimiz ya demirin soğuk ama süslü yüzüyle temas ediyor ve canımızı yakıyoruz ya da bütün kimyasalların süslü birleşimiyle bir araya gelen bir oluşumu ellerimize alıyor ve sağlığımızı tehdit ediyoruz. Okuma faaliyetinin güzelliğinden çok haz ve hevesin bataklığına saplanıyoruz.

Okumak istemiyoruz. Çünkü bahanelerimiz çok fazla. Başımızı kaşıyacak vaktimiz yok. Toplu taşıma araçlarında çok zaman kaybediyoruz. Orası okuma yeri mi canım? İş yerindeki boş vakitlerimiz ise bizim doğal, kendimize ayırmamız geren vakit. Okuma, ekstra zaman ister. Sakin sessiz ve stressiz bir yer olmalı. Öğrencilik derseniz zaten hep okuyoruz, hocalarımız bir sürü ödev veriyor. Onları saymıyor musunuz? Eve geldik ve şimdi okuyabiliriz. Aman canım hele şöyle rahat bir yemeğimizi yiyelim ve televizyonda biraz gezinelim. Yatmaya giderken bir şeyler okuruz. Lakin ya televizyon, ya telefon, ya da bilgisayarın başında uyuyakalırız.

Evet okumamak için o kadar çok bahanemiz var ki, saymakla bitmez. Ama okumak için bu sevdamız yetmez. Çünkü makineleştik. En azından makinelerin emri altında köleleştik. Makamımıza gelen misafirlerin yüzüne sürekli bakamıyoruz. Çok meşgulüz ya da onun mahkumuyuz. Konuşurken öğrencimizin yüzüne bakmıyoruz. Çok hassasız ya da onun mahkumuyuz. Hastamıza fazla vakit ayıramıyoruz. Hatta ameliyat arasında bile bir kenara çekiliyoruz. Çok yorgunuz ya da onun mahkumuyuz. Mahkeme salonunda bile o elimizde. Hem de umursamaz bir tavırla bütün kalabalığın önünde. Çok önemli bir karar için kullanıyoruz ya da biz de onun mahkumuyuz. Komşularımızla bir araya geliyoruz. Bir müddet sonra her birimiz bir koltuğa çekilip susuyoruz. Derin düşüncelere dalıyoruz ya da biz de onun mahkumuyuz. Sevdiklerimize kavuşmanın hayalini kuruyoruz. Ve nihayet onlara kavuşuyoruz. Kavuşmadan önce nice planlar yapmıştık. Ama kavuştuktan sonra hepsini unuttuk. Bir müddet sonra sus pus olduk. Çok mutluyuz ya da onun mahkumuyuz. Hatta bizler için tertip edilen bir toplantıdan kısa süre sonra ayrılıyoruz. Çok rahat bir şekilde o makinayı elimize alıyor ve çıkıyoruz. Çok önemli işlerimiz var, ya da onun mahkumuyuz.

***

Evet okumak için hangi sebebi gösterebilirsiniz bu kadar herkesin okur yazar olduğu bir memlekette? Konuşmaya başlayınca allame-i cihanız! Çünkü emeksiz ve zahmetsiz olanları kendimize mâl etmekte üstümüze yok. Ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyor. Yalan söylemekten utanmıyoruz.

Aslında niçin okumuyoruz sorusu yetersiz kalıyor bu hastalığımızın teşhisinde. “Neden okumuyoruz?” sorusu daha doğru bir cevap buldurabilir bu eksikliğimize. Kanaatime göre biz kirlendik. Hem de insanlık tarihinde olmadığı kadar kirlendik. Gözlerimiz görmez, kulaklarımız duymaz, burnumuz koku almaz, ağzımız konuşmaz, ellerimiz dokunamaz daha da elim olan his ve hayalimiz ötelere gidemez oldu. İnsanlık tarihinde sanki hiç bu kadar kirlenmemiştik. Evet bu kirliliğin tek ve sürekli temizleyicisi hep kitaplar olmuştur. Kitapsız olanlar ise tarihin karanlığına gömülmüştür.

***

Evet biz cidden okumayarak kirlendik. Hatta bütün bu kirliliği doğal bir şey zannettik. Onunla bir müddet avunduk. Şimdi de dibe vurduk. Sureten medeniyiz ama fiillerimizde cehaletin ve gabavetin en dip yerlerindeyiz. Şair Latifi’nin dediği nokta üzereyiz.

Nitekim eğlencesidir mâl u servet câhilin

Ehl-i irfânın da mâl-i bî- şumârıdır kitâp

Ne zaman kendimize karşı dürüst olursak, o zaman okumaya başlarız. Çünkü ne olduğumuzu anlarız. Yetersizliğimizin yeterlilik olduğu aldatmacasından kurtuluruz. Tekrar kitapla dost oluruz.

Çok zor durumdayız. Ama insanlığımızı kurtarmak için bunu başarmalıyız.

Okumak... Okumak... Okumak... Nefesimiz kesilene kadar okumak...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-30 00:11:51

Yazarimizin kalemine ve gönlüne sağlık. Dinimizin ilk emride okumaktir.

Avatar
Ölmez 2017-12-30 13:07:30

Okumayı öğrenmek için nekadar çok emek veririz.Daha sonra okumamak ...

Avatar
Yukarışeyhlerli 2017-12-30 23:02:44

Sayın Hocam, kaleminize kuvvet. Gerçekten okumuoyoruz. İlk emri “oku” olan bir dinin okumayan bireyleriyiz.

Avatar
Kasım ŞEKER 2017-12-30 18:37:03

Sayın hocam birde işin şu yönü var. Bir eğitimci olarak bende okuyorum. Bugüne kadar okuduğum kitaplar içerisinde bir kitap varki herhalde ölene kadar bir daha o kitap kadar beni etkileyecek başka biri olmayacak diye düşünüyorum. Neden mi dersiniz? Çünkü elime her roman alışımda daha önce bahsettiğim kitaptaki tadı arıyorum. Bu tadı bulamayınca da sıkılıyorum belki çoğu zaman kitabı bitirmeden başka bir kitap alıyorum. Bunda da diğerinde de ötekinde de aynı oluyor. Ama 'Esaret 1916' insan nasıl 17 yada 18 aşık olurya işte böyle bir kitap.
Sayın hocam demek istediğim kitap insanı sürükleyebilmeli. Kitap insanı kendine aşık etmeli

Avatar
Eyyüp Aksoy 2018-01-01 21:02:00

Kaleminize sağlık Hocam.