Halep, Bağdat, Şam, Kerkük, Musul ve diğer İslâm şehirleri… O diyarlar inananlarındır. Bugün o mübarek topraklara kem gözler dikilmiş, yollarını kirli ayaklar kirletmiş, medeniyetiyle birlikte talan ediyorlar. Bu feryatlar diner, bu acılar geçer, bu devran döner. O şirin iller, o gül yüzlü iyi insanlar bizim!

         Asırların medeniyeti kök salmışken şehirlere… Camiler, kütüphaneler, çarşılar, medreseler ve muhteşem sanat eserleri mazinin ihtişamını taşırken, bugün o zarafeti ‘tek dişi kalmış canavar'lar yok etmeye çalışıyor… Bu çığlıklar susar, bu ağlayışlar biter, bu zulümler sona erer. O beldeler elbette müminlerin!

         Masumların gözyaşları akarken bazı vicdanlar paslanmış. Çocuklara kıyılırken insanlıktan çıkılmış. Yaşlılara dahi zulmedilirken iz'an ve idrak sukut etmiş. Ama bu kanlı mevsim geçer, bu zemheri soğuğu unutulur, şerha şerha açılan yaralar elbette kapanır. O yürekler, o dilekler, o bebekler bizim!

         Bir devir gelmiş ecdat o topraklara kök salmış. Selahaddin-i Eyyübî gibi sultanlar Haçlılara kök söktürmüş. İslâm'ı ve Müslümanları saldırganlara karşı korumuş. Sonra da medeniyeti en ücra yerlere taşıyıp götürmüş. Hiç kimse unutmasın ki, o türbeler, o makamlar, o hatıralar, o kahramanlar bizim!

         İmdat isteyenlere kulaklar sağır, yolda düşenleri gözler görmüyor. Soykırımı, dünyaya nizam verenler fark etmiyor. Ama mazlumun ahı hiç yerde kalmaz. Katliama seyirci olan, gamsız duranlar var. Kılları kıpırdamasa da bir çok kişinin. Yine de o mahzun bakışlar, o yürek yakışlar, o soylu duruşlar bizim!

         Diller susarken silahlar konuşuyor. Masum insanların üstüne atılan silahlar lavlar saçıyor. Ve bütün bir insanlık bir film gibi bu alçaklığı seyrediyor. Kalleşçe yapılan saldırılara insanlar lâkayt. Ormandaki vahşi hayvanların yüzü bile kızarıyor. Herkes bilsin o çocuklar, o yavrular, o melekler, o civanlar bizim!

         Söylenecek sözler tükendi. Verilecek hükümler bitti. Sabır taşları çatladı. Artık tahammül sınırları da aşıldı. Dağlara sığınan, çöllere varan, yollara düşen, insanlığa küsen, kadere inanan, Yaradana el açan Ortadoğu coğrafyasının kadim sâkinleri ve sahipleri olan o kardeşler, o bacılar, o nineler, o yavrular bizim!

         Bir çok Müslüman'ın basiret gözü kapanmışken, şuurlar kaybolmuşken, cehenneme dönen topraklardan habersiz yaşanırken, yılbaşı kutlamalarına hazırlık yapılıyor. Ama yine de ümidimizi yitirip pes etmiyoruz. Bu şuur, bu sebat, bu sabır, bu azim, bu dirayet, bu olgun kalp ve bu iman bizim!

         Acılar katmer katmer. Melal ise umman ummandır. Merhamet hissi körleşen dünyada bedenlerle birlikte vicdanlar kanatılıyor. Ama bu tabloyu bile ibret gözüyle seyredenler var. Bu yıkılmış camiler, çökmüş kubbeler, hüzünle okunan ezanlar, yürek yakan selâlar, dayanılmaz figanlar ve bu hicranlar bizim!

         Gün oldu kelimeler tükendi. Vakit doldu nefesler çıkmaz oldu. Edilecek kelâm, verilecek selâm kalmadı. Kahırlarla doldu göğüs kafesleri. İsyanlarla ayağa kalkıldı. Masum çocukların sığındığı hastaneler bile, bombalarla havalara uçuruldu. İdrakler sustu, akıllar durdu. Ama yine de tükenmeyen ümitler bizim!

         Bağdat ki bir zamanlar ilim irfan merkeziydi. Hoyratlar söylenirdi Kerkük'te günbatımında. Musul'un yürek yakıcı türküleri gençlerin dillerinden düşmezdi. Şam, duygu yüklü şarkıların terennüm edildiği bir beldeydi. Halep ağıtlarını yükseltiyor şimdi gökyüzüne. Ama kalbi yaralı insanların derdi bizim!

         Bağdat Diyarbakır'ın öz be öz kardeşidir. Musul Mardin'in ezelden aşinasıdır. Kerkük'ün ve Urfa'nın hoyratları aynı ağızlardan yayılmıştır yeryüzüne. Şam Konya'nın ezelî dostudur. Halep Antep'in ikizidir. Bu şehirler, ayak bastığımız yerlerdir. Sevip konakladığımız beldelerdir. Bu öz hasret bizim!

         Zulme uğrayanların ağlayışları bizi kahrediyor. Acı çekenlerin feryatları yüreklerimizi parçalıyor. Çaresizleri görüp yardımcı olamamak elbette kanımıza dokunuyor. Hele anneler! Annelerin inleyişi, feryadı, bedduası ve o vicdan delici bakışları bizi kedere sürüklüyor. Ama yine de o canlar, o kentler bizim!

         Biz ki İslâm'ın evlâdı, Selçuklu'nun ahfadı, Osmanlı'nın mirasçılarıyız. Zalimin zulmünü kârda bırakmayız. Geçmişte Haçlı güruhu ile Moğol sürüleri üstümüze ordu ordu gelmiş, yılmamışız. İran hep arkamızdan pusular kurmuş, ihaneti bozmuşuz. Maziden aldığımız dersler var. Bu tarih, bu coğrafya bizim!

         Ey dünyanın ileri gelenleri, ey mazlumun arkasında durmayıp zalimin yanında saf tutanlar! Ve ey çocuk katillerine bile ses çıkarmayanlar! Sanmayın ki, bu devran böyle sürüp gidecek! Bekleyin, göreceksiniz. Sizin kâbusunuz olan o yüce ruhlu kahramanlar nesli geliyor. Yeni Selahaddinler, yeni Alparslanlar, yeni Ertuğrul Gaziler, yeni Osmanlar, yeni Fatihler, yeni Yavuzlar, yeni Süleymanlar, yeni Abdülhamid Hanlar geliyor. Dünyanın hasretini çektiği o adalet devrini imanla tekrar başlatmak için yeni dirilişler, yeni doğumlar oluyor. O rüzgâr hızındaki küheylanlar, o yalın kılıçlı sultanlar, o beldeler kâşâneler elbette bizim! Halep de bizim, Antep de bizimdir. Şairler Sultanını dinleyelim: “Yarınlar elbet bizim elbet bizimdir. / Gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.