Hatırlanacağı üzere Ödemiş’te bir okul müdürü öğrencileri tarafından öldürülmüş, Çorlu’da bir devlet okulunda öğretmen öğrencileri tarafından ölümden beter hale getirilmişti. Türkiye’de bunlar cılız şekilde tartışılıyorken ABD Florida’dan 17 kişinin ölümüyle sonuçlanan okul baskını haberi geldi. Tüm bu kriminal hadiselerin mekânı, aktörleri ve kurbanları doğrudan eğitim bağlantılı iken dolayısıyla eğitimi tartışıyor olmamız icap ediyorken ABD’den gelen iki haber küresel düzeyde seyreden eğitimi tartışmama yemininin sınır tanımadığını gösterdi: Florida'daki lise saldırısından kurtulan öğrenciler ve aileleri ile Beyaz Saray'da bir araya gelen Trump bu tür olayları önlemek için öğretmenlerin silahlandırılması konusunu değerlendireceklerini söyledi. Ardından Pensilvanya’da bir kilisede ayine silahlarla katılan 250 çiftten Trump’ın öğretmenleri silahlandırma önerisine destek geldi.

Florida üzerinden ABD’den gelen bu kamera şakası modundaki tepkiler, Ödemiş ve Çorlu’da yaşadığımız hadiselere verdiğimiz tepkilerden pek farklı değildi esasında. Bizde de mevzu ilgili öğrencilerin bireysel ve ailevi zafiyetleri üzerinden şahsileştirildi, yürürlükte olan eğitim sistemine laf ettirilmedi. Sosyal hadiselerin tek bir nedene indirgenemeyeceğini, bireysel görülen hadiselerin sosyal boyutlarının olduğunu artık kabul etmeyen yok. Ancak günümüz dünyası kendi kabulleri hilafına yaşam sürdürmede pek mahir. Ya ağzından çıkanı kulağı duymuyor veya zihinsel kabuller ile eylem dünyası arasında bir bağlantı, bir ilişki, bir tutarlılık olması gerektiğini hiçe sayıyor. Öyle olmasaydı şayet, ölüm, silah, katliam, okul, öğretmen, öğrenci, eğitim kelimelerini hiç takılmadan yan yana kullanabilir miydik? Tüm bu kelimeleri kullanabiliyorsak aslında ‘tarihin sonu’nu yaşıyoruz demektir. Malum Japon asıllı Amerikalı Fukuyama, Soğuk Savaş’ın bitimiyle insanlığın Liberalizm üzerinden ‘tarihin sonu’na geldiğini, bundan böyle insanlık tarihinde siyasal-düşünsel önemli kırılmaların yaşanmayacağını, eskinin tortuları ile arasına mesafe koymakta güçlük çeken toplumların da evrimci-ilerlemeci tarih gereği (!) Batı’nın gelmiş olduğu seviyeye kaçınılmaz şekilde geleceğini ifade ediyordu. Bu durum insanlık için biraz sıkıcı olsa da yapacak bir şey yoktu zira yeryüzünde cennet kurulmuştu artık.

Fukuyama’nın ‘tarihin sonu’ fantezisi üzerinden tartışmalar bile yapılmıyor artık. Zira tez, doğrudan tarihsel-toplumsal gerçekliğin sert koşullarında kalbura çevrildi. Guantanamo’dan mülteci krizine, Sera gazından İslamofobiaya uzanan tüm başlıklar geçmişin bugüne vuran tortularından ziyade dünyanın muzaffer ideolojisi olarak lanse edilen yapıdan bağımsız şeyler değil. Tıpkı cinayet, silah, başarısızlık, çete, zorbalık ile neredeyse terkip oluşturan eğitim, okul, öğrenci, öğretmen başlıklarının alana egemen yaklaşım ve uygulamalardan bağımsız değerlendirilemeyeceği gibi. Bu yönde yapılan bütüncül değerlendirmeler yerine maalesef teknik, lokal ve şahsileştiren okumalarla muhatabız. Eğitim-okul-öğretmen-öğrenci-cinayet-katliam-ölüm özdeşleşmesi, açık ki yasal mevzuattan gündelik hayatın işlerliğine, okulun işleyişinden sınıf düzenine, ilişki biçiminden müfredata, zorunlu eğitimden kültürel çözülmeye uzanan geniş bir art alan üzerinden gerçekleşiyor. Fukuyama’nın ‘tarihin sonu’ tezinde yaptığı tüm olumsuzlukları, çarpıklıkları el çabukluğuyla önceki dönemlerin, düşüncelerin boynuna bindirme uyanıklığı gibi bizde de her türlü başarısızlık, olumsuzluk ve çarpıklık bir şekilde eğitim alanı dışındaki unsurlarla bağlantılandırılır. Mesele daima onun dışında bir şeylerin eksik, yanlış gitmesinden kaynaklı görülür. Eğitim alanında örtük bir Fukuyama tezi yürürlüktedir adeta. Zira eğitim bahsinde ‘tarihin sonu’na gelindiği, bundan böyle başka bir şeyin olmayacağı düşüncesi o kadar yerleşmiş ki kimsenin bu alana dair bir şüphe duyması, bir çekince koyması düşünülemez. ‘Bir takım eksiklikler, yanlışlıklar mevcut elbette. Ancak bunların eski alışkanlıklardan, düşüncelerden kaynaklandığı açık. Nitekim bunların aşılması için de yoğun bir gayretin gösterildiği görülmeli’ modu egemen.

Trump’ın öğretmenleri silahlandırma önerisini aşırı, uçuk ve magazinsel bulanlar sanırım mevzuya çok farklı yaklaştıklarını sanıyorlar. Oysa küresel düzeyde Trump ile ittifak halinde yürütülen bir şey varsa o da sorunu sadece ötekinde arayan indirgemecilik ve yüzeyselliktir. Sorun eğitim alanının dışında! Onun mantığının, kurgusunun ve felsefesinin dışında! Tıpkı küresel bir hal alan terörizmin Batı ile hiçbir ilgisinin olmayışı gibi! Meseleleri kavrama düzeyimiz ile kaderimizin ortak çalıştığını unutmayalım. Meselenin neden mesele olduğunu bilmeyenler ona çözüm üretemezler. Öğretmenin silahlanması önerisi, Ödemiş’te ve Çorlu’da yaşanılanların çocukların ve ailelerin şahsi yetersizlikleri üzerinden ele alınması tıpkı terörü suçlayan ancak kendi gerçekliğini görme cesaretini göstermeyen ve göstermek istemeyen ikiyüzlülüğe benziyor. Kıyılarımızı sert bir şekilde vuran bu öncü dalgaları bir bütünlük içinde görüp değerlendiremezsek gelecek tsunamide gerçek bir ‘tarihin sonu’ yaşayacağımız çok sürpriz olmasa gerek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muzaffer Altınsoylu 2018-03-08 08:02:10

Bu yazarın kitaplarını da okumak istiyoruz. Bu birikim ve derinlikli bakış gazete köşelerini çok çok aşıyor.

Avatar
Mehmet Duru 2018-03-08 10:38:08

Hocam kaleminize sağlık...Orijinal tespitlerle dolu ufuk açıcı bir yazı...