Bir seminer esnasında ortaokul ve liseye giden öğrencilere bir anket düzenledim. En sevmedikleri 3 kelimeyi yazmalarını istedim: 1.sırada 'çalış' , 2.sırada 'ders' , 3.sırada 'okul' kelimesi çıktı. Anketi düzenlediğim gruba bunu velileriniz ile görüşünce sonuçları anlatacağım sözünü verdim. Veli seminerinde paylaştım ve özellikle 'çalış' kelimesini kullanmayın dedim. 1 hafta sonra öğrencilerle tekrar görüştüğümde, onları daha rahatlamış ve seminerin etkisini hissetmiş olarak gördüm. Fakat  çocuklar dedi ki ‘’Hocam çok teşekkür ederiz, velilerimiz bu hafta 'çalış' demediler ama bir sorun var.” Nedir dedim. Çocukların cevabı çok enteresandı: “Odanın önünden her geliş gidişte çalış der gibi bakıyorlar!..’’

    Okulların açılması ile beraber 3 aylık aranın ardından, yüzyıllardır süregelen savaş, tekrar kaldığı yerden başladı. Ne savaşı mı? Ödev savaşları! Öğretmen-öğrenci, anne-baba-çocuk arasındaki kıyasıya mücadele. Ne kazananı var, ne kaybedeni. Sonuç sadece yıpranan ilişkiler…

    Konuya farklı açılardan bakmak istiyorum. Birincisi ödevdeki insan, zaman ve mekan kavramları; ikincisi de olayın kahramanları; öğrenci, öğretmen, veli …

    Öğrenciler okullarda ortalama günlük olarak 6-8 saat ders alıyorlar. Evden çok okulda vakitlerini geçiriyorlar. Okul tam gün ise eve ve kendilerine kalan vakit gerçekten çok az oluyor. Olayın başkahramanı öğrenci, dolayısıyla verilen ödevle ilgili öğrencinin fikri alınıyor mu? Aslında ilk önemli ve temel mevzu bu, ödevi verirken öğrenciyi ihmal edip onu ıskalıyor muyuz acaba (insan) ? Ödevlerin ne kadar sürede bitirileceği hesaplanıyor mu acaba( zaman) ? Öğrenciler en çok kendilerine vakit kalmadığında şikâyetçi oluyorlar. Birde ödevlerdeki  ‘ev’ ifadesini kaldırıp olayı sadece bir yere sıkıştırmasak diyorum (mekân). Tekrar ve soru çözme kısımları okulda yapılsın; araştırma, proje kısımları da serbest ve geniş zamana yayılsın.

      Öğretmen tarafından verilen ödev, dersin kazanımlarına uygun olması elbette önemli. Öğrenci konuyu tekrar ederken;  yorulmadan, çok uzun vakit harcamadan, eğlenerek görevini yapmalı. Ödevler öğrenciyi düşünmeye, araştırmaya itmeli. Az, öz ve faydalı olmalı. Öğrenci ödevlerini çabuk ve hızlı bitirdiğinde veliler hemen söylenebiliyor;  ‘’Senin ödevin yok mu?  Niye çalışmıyorsun?‘’ Veliler de öğretmenler üzerinde baskı oluşturuyor. Bazen fazla ödev verilmesinin sebebi veliler olabiliyor: “Evde hiçbir şey yapmıyor, boş boş oturuyor’’ gibi.

     Ödev verilirken sınıftaki tüm öğrenci profilleri düşünülerek hareket edilmeli. Keşke mümkün olsa da her öğrenciye ayrı, ona uygun ödev verilse. Özellikle küçük sınıflarda bir öğrencinin 1 saatte yaptığı ödevi diğeri 3 saatte yapıyor. Bu da bir yorgunluk ve bıkkınlığa sebep oluyor. İlerleyen sınıflarda ödevden, dersten ve okuldan nefrete dönüşüyor. Fayda amaçlı bir çalışma zarara dönüşüyor.

   TIMSS (Trends in International Mathematics and Science Study-Uluslararası Matematik ve Fen Trendleri Araştırması) 2011 sonuçlarını inceledim. 42 ülkede yapılan bir araştırmada fen ödevlerine harcanan zaman sıralamasında 5. , sınavdaki başarı sıralamasında 21. sıradayız. En az ödev veren ülkeler, sınavlarda daha başarılı; G.Kore, Japonya ve Norveç gibi... Dikkate değer değil mi?

    Ödevlerin yapılma süresi dışında niteliği de önemli tabi ki. Ödev, öğrenciye anlamsız gelmemeli ve hayatın içinden olmalı.  Ödevler keşfetmeyi sağlamalı ve eğlenceli olmalı. Ödevler kontrol aracı değil öğrenme ve keşfetme aracı olmalı.

   Gazanız mübarek olsun...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.