Ödüller teşvik, teşekkür ve sorumluluktur

Mehmet Nuri Yardım 31.12.2016


         Genelde her yıl aralık ayının sonunda çeşitli kurum ve kuruluşlar verdikleri ödülleri açıklar. Bu beyanlar umumiyetle bu ay içinde yapıldığı için bir ödül enflasyonu var sanılabilir. Değil, aksine belki de dünyada en az ödül veren ülkelerdeniz. O kadar çok güzel hizmetler yürütülüyor, o kadar değerli faaliyetler yapılıyor, o kadar çok seçkin eser yayımlanıyor ki! Ödüller son onbeş yılda arttı. Bu, doğru bir davranış, hakkı teslimdir. Belki de ihmal edilenlere takdim edilen beratlar, verilen mükâfatlar geçmiş yılların açığını kapatıyordur.

         Eskiden ödüller umumiyetle sessizce ilân edilir ve sahiplerine tenha salonlarda verilirdi. Şimdi bilhassa başta Cumhurbaşkanımız RecepTayyip Erdoğan olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı, TBMM gibi üst seviyede kuruluşların verdikleri ödüller basında da geniş şekilde yer alıyor ve törenlerde bir ihtişam göze çarpıyor. Meselâ Star refikimizin Necip Fazıl Ödülleri'ni düşünelim. Ne kadar anlamlı, güzel ve kalıcı bir hizmet oldu. İnşallah Şairler Sultanı için yapılan bu vefa hareketi, Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Peyami Safa, Cemil Meriç ve Ali Fuad Başgil gibi ilim, kültür vesanat adamlarımız için de ihdas edilir. Türk Edebiyatı Vakfı'nın yıllar boyu gerçekleştirdiği Ömer Seyfeddin Hikâye Yarışması çok hayırlı olmuştu, o yarışma ve ödüllendirmelerden pek çok hikâyeci çıktı. Ahmet Hamdi Tanpınar'a da Bursa Belediyesi sahip çıkıyor ve her yıl önemli bir yarışma ve ödüllendirme yapıyor.

         Bugünlerde Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nin akislerini okuyoruz. Bu merasimlerin geniş şekilde medyamızda yer bulması  güzel ama asıl, törende konuşulanlar dikkat çekiciydi. Meselâ Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sanatta kopya çektik. Gücünüz yoksa sanatınız da olmaz.” şeklinde bir açıklama yaptı ve bu haklı sözler büyük tesir meydana getirdi. Diğer başlıklara göz atıyorum: “Doğru hikâyeler sevgiyi hâkim kılar.”, “Müzik Üniversitesi kurulmalı”, “Artık önceliğimiz eğitim ve kültür”, “Bize saplantılı değil milletiyle barışık aydın lâzım”, “Kültürsüz kalkımnma karanlığa götürür”, “Millet düşmanı aydınlara ihtiyaç yok.” Bunlar bazı gazetelerde çıkan başlıklar. Bütün bu hükümlerin hepsi de doğru, isabetli. Aslında Cumhurbaşanımız uzun zamandır bu konu üzerinde duruyor, “eğitim”le birlikte “kültür”de arzu edilen seviyeye gelinemediğini ifade ediyor. Bu çok mühim bir tespit. Eğitimde de çalışmalar daha çok olmalı, kültür ve sanatta da. Doğrusu ben kültür ve sanat alanında son yıllarda, bilhassa belediyeler ve sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla mühim faaliyetlerin olduğunu söyleyebilirim. Ama arada diyalog eksikliği var. Meselâ Kültür ve Turizm Bakanlığı, belediyeler ve sivil toplum kuruluşlarıyla daha sık görüşmeli. TYB, ESKADER, Türk Edebiyatı Vakfı, Türkocağı, Bilim Sanat Vakfı gibi dernek ve vakıflarla müşterek çalışmalar gerçekleştirmelidir.

         Bu arada Cumhurbaşkanlığı Ödülleri'nde özellikle bazı hazımsızların, karanlık aydınların, ülküsüz, ilkesiz ve ülkesizlerin sırf Külliye'ye çıktığı için büyük sinema sanatçısı Şener Şen'e ağır hakaretler yağdırması acınacak bir hâldir. Bunlar hakikaten müstemleke aydınıdır. Bunlara Türk aydını, Müslüman aydın denemez. Olsa olsa bunlar müsteşrik, şarkiyatçı, oryantalisttir. Ne diyelim, Allah bütün aydınlarımızı bu tür amansız hastalıklardan, yabancı hayranlığı derekesinden ve süfliliğinden korusun, muhafaza eylesin.

         Merkezi Ankara'da olan TYB yıllardır ödüller dağıtıyor, önemli bir hizmet. 4 Mart 2008 tarihinde İstanbul Bâbıâli'de kurulan Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER) de her yılın sonunda ödüllerini açıklıyor. Bu isimler açıklandığında beğenen de olabiliyor, beğenmeyen de. Bu son derece tabii bir durum. Abartılmamalı. Unutulmamalı ki, bu seçmeler kolay yapılmıyor. Yüzlerce romanın, hikâye ve şiir kitabının her yıl yayımlandığı bir ülkeyiz şükürler olsun. Ve bu kadar çok eserden siz sadece birini seçmek zorunda kalıyorsunuz. Elbette hakkaniyetle ve objektiflikle yapılmalı bu seçmeler, nitekim öyle yapılıyor. Ancak beklentiler de var haklı olarak. Meselâ ömrünü çocuk edebiyatına adayan Sara Gürbüz Özeren, Nur Dombaycı ve Nehir Aydın Gökduman'a çocuk ve gençlik edebiyatı dalında ödüller verilmeli. Prof. Dr. Beynun Akyavaş, Belma Aksun, Mustafa Necati Özfatura gibi kıymetli şahsiyetlere üstün hizmet ödülleri takdir edilmelidir. Sırat-ı Müstakim gibi muhteşem bir külliyatı kültürümüze kazandıran Bağcılar Belediyesi mutlaka ödüllendirilmeli. Bu isimleri özellikle zikrediyorum ki, henüz ödüllerini açıklamamış kurumların da dikkatini çeksin diye.

         Velhâsıl, ödüller iyi, ödüllendirme hayırlı bir iştir. Aslında her mükâfat bir teşvik, takdir ve teşekkürdür. Doğru ama aynı zamanda mesuliyettir, sorumluluktur, hatta vebaldir. Hakkı verilmesi gereken bir madalyadır, armağandır. Bu ‘aferin'ler bizi daha çok birbirimize bağlamalı, kenetlenmemizi sağlamalıdır. Ödül dağıtan kurumlar, inanıyorum ki araştırarak, düşünerek, soruşturarak, istişare ederek bu hizmeti yapıyorlardır. Aksi takdirde vebali büyüktür. Hatır belâsına verilen ödüller, vebalin yanısıra ayıp ve günahtır. Çalışmaları ödüllendirilmeyenler bence hiç üzülmemeli. Onlar hizmetleriyle vicdanlarına karşı sorumludur. Kadir kıymet bilenlerden her zaman asıl mükâfatı, yani duayı alıyorlar. Esas büyük ödülü de, en büyük yerden alacaklar. Mükâfatlarımız bol ve hayırlı ola! Ödül alan herkesi candan kutluyorum.


Etiketler: