Müsaadenizle “gündem”den uzaklaşacağım.

“Bir yazı”lık izin..

“Kendime” bakmak için!..

Okyanusta fırtınaya yakalanan “gemi” de değil, birer “kayık” gibi tutunmaya çalışıyoruz hayata…

Diyor ki Fahri Kâinat Efendimiz ( S.A.V):

 “Hiçbir kul, kıyâmet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından hesâba çekilmedikçe bir adım dahi atamaz!”

Hesap çetin!..

Cuma namazı sonrasında bir araya geldiğimiz dostlarla “vakit” hesabı yaptık.

Bizim toplumda, günde “ortalama” 4 saat televizyon seyrediliyor ve 2 saat de internetin zararlı, en azından faydasız koridorlarında vakit öldürülüyorsa…

60 yılın 15 yılını bu iki alana tahsis ediyoruz demektir.

Uyku, günde 8 saat hesabıyla 20 yıl ediyor!

Televizyon, internet ve uyku üçlüsü 60 yıllık “verimli” ömrümüzün 35 yılını alıyor.

Günde sekiz saatlik “düşük verimli mesai”nin 60 yıldaki bedeli tam 20 yıl!..

Hesabı toparlayalım:

Televizyon, internet, uyku, mesai:

55 yıl!..

Geriye kalan 5 yıldan; “tabii ihtiyaçlar” payını düşünce, sana bir şey kalmıyor!..

Bilhassa İstanbullular için “yollarda” geçen vakitleri de hesaplamak lâzım, günde dört saat diyelim:

60 yılda 10 yıl!..

Herkesin hesabı aynı değil ama çoğumuzun vakitlerini heba eden bir şeyler var; kimi kahvede, kimi maçta, kimi “kadın programlarında” vs. yiyor kendisini!..

Max Weber’in işaret ettiği “Kapitalizm’in Dinî Nizamı”nı kuran çok iyi kurmuş ve

Gramsci’nin dediği “Rıza Üretimi” modeli tıkır tıkır işliyor…

Hepimiz başımıza gelenlere “razı” biçimde yaşıyoruz.

 “Vakit öldürmek” için zevkle yaptığımız işler var…

 “Tefekkür” desen, mânâsını bilen binde bir, varsa var!..

Söylemlerimiz farklı olsa da, icraatımız özde bir…

Evlâdımız 30’unda evlenebiliyorsa, “kısmetli” demektir…

Evlenmeler geciktikçe nineler ölür, dedeler ölür.

Dedesini ninesini hatırlayanlarımızın oranı hızla azalıyor!..

Köyü ve köylüyü bilen çocukları nerede bulacaksın!..

Sigarayı bırakmış birçok büyüğümüz, ne var ki sigaraya başlama yaşı düşmüş…

Bir de başka belâlar var, uyuşturucu haplar vesaire… Allah muhafaza, yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor…

Fena!..

Dün yasak olan çok şey bugün serbest ama…

Serbest olana “vaktimiz” ve “hevesimiz” yok.

Osmanlıca seferberliği başlatmıştık “Devlet” olarak, kaç kişi istifade etti?..

Kaçımız “vasıflı” eleman sayılırız, en “klas” okulları bitirenlerimiz dâhil!..

Tekrar edelim…

Diyor ki Fahri Kainat Efendimiz ( S.A.V.):

 “Hiçbir kul, kıyâmet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından hesâba çekilmedikçe bir adım dahi atamaz!”

Bir şeyler yapmak gerekiyor…

Zincirleri kırmak!..

“Para” çözer mi işimizi?

Toplumun geliri artan kesimleri, düne göre çok daha mı iyi biliyor vaktin kıymetini?

28 Şubat günlerinde çok daha mı mutluyduk, neydi?..

Ne namazlar kılardık, ruhumuz inlerdi.

Bir yerlere koştururken, bir şeylere yetişmeye çalışırken, “istikameti” kaybetmek ne kötü olur…

Acaba kaybettik mi?..

İnşallah, kaybetmemişizdir…

İnşallah, neyi, niçin yaptığımızı biliyoruzdur…

Geçtiğimiz günlerde dalgın dalgın yürürken, Cevizlibağ Tramvay Hattı’na inmişim…

Araç feryad edince uyandım ve kenara çekildim.

“Az daha gidiyordunuz!” diyenler oldu.

Bir adam da, tuhaf tuhaf gülüyordu halime…

Kurtulmuş vaziyette yürürken, tramvay altındaki bedenimi düşünüyordum.

Birileri seviniyor, birileri üzülüyordu…

Ve ben…

Gidiyordum!..

Not:

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yetkililerine:

Orası girilmeye çok müsait, dalgın bir adam anında gider Allah muhafaza…

Tedbir alınsın lütfen!..

GÖNÜL DARLIĞI…

Gönül âlemi tezkiye ve terbiye oldukça, iç darlıktan kurtulmak mümkün olur.

İçinde haset, kin ve kibir bulunan kimseler, tabii olarak darlık yaşarlar.

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi…” (Âl-i İmrân, 159)

Gönül âlemi tezkiye ve terbiye oldukça, iç darlıktan kurtulmak mümkün olur. İçinde haset, kin ve kibir bulunan kimseler, tabii olarak darlık yaşarlar. Bencillik ve cimrilik de gönlü daraltan en ağır iç hastalıklarındandır. Dünya ve içindekilere diğer bir ifadeyle gel-geç sevdalara gönlü kaptırmak da iç sıkıntısı oluşturur. Mevlânâ Celâleddin Rûmî hazretleri bir gün arkadaşlarından birini üzüntülü görür ve ona şöyle der:

‘Evlad! Bütün gönül darlığı, bu âleme gönül bağlamaktan gelir. Kendini ‘yok’ bilirsen, her renge bakarsın, her lezzeti tadarsın. Öyle bir âleme kanat açarsın ki, orada hiçbir zaman gönül darlığı çekmezsin.”

Sâhibü’l-vefâ Mûsâ Efendi –kuddise sirruh- der ki:

“Nefsin arzularına kilitlenen kimseler, ibadetleri çok dahi olsa, gene huzûrsuzdurlar. Çünkü sadırları (gönülleri) dardır. Beğendikleri yalnız kendi görüş ve fikirleridir. Nerede bulunurlarsa orada bir ikilik çıkarırlar. Çünkü gönül âlemleri karanlıktır. Ne kadar gayret edilirse edilsin, böyleleri ile katiyen ülfet edilmez. Ak’ı gösterdiğinizde, bile bile KARA der, karayı gösterdiğinizde ak diye iddia ederler. Bu tıynette olanlar, kimse ile geçinemezler. Hiçbir devamlı iş tutunamazlar, bütün günleri öfke, sıkıntı içinde geçer. İyilikten ziyâde zararları olur; hem kendilerine, hem de cemiyete!”

( Dr. Adem Ergül, Altınoluk Dergisi)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Davut Yılma, 2018-02-26 00:05:00

Yazınızı sonuna kadar okudum. Derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olurmud.