Bugünlerde Anadolu’nun dört bir yanındaki üniversite öğrencileriyle geniş katılımlı sohbetler gerçekleştiriyoruz…

Karşılıklı dertleşme seansları…

Bir nevi “Ted Talks” kıvamında oluyor sohbetlerimiz; son derece rahat, herkes her istediğini sorabiliyor, görüş belirtebiliyor, karşı çıkabiliyor…

Daha doğrusu ben böyle bir ortam oluşturmaya çalışıyorum…

Gençlerimiz, zihinlerindeki neyse rahatlıkla açabilsin…

Dertleşelim…

 Aklımız, tecrübemiz yettiğince katkıda bulunalım…

Gönül böyle bir atmosferi arzu ediyor.

Zira, “kıymetli olanı” ancak “özgür beyinler” üretebilir.

 “Endişe”, kişinin tabii yeteneklerini kullanmasını, gerçek performansını sergilemesini engeller.

Bu her durumda böyledir; “hata yapmamaya”, “göze batmamaya” odaklanmışsanız eliniz ayağınıza karışır…

Yapamazsınız!..

Üniversite öğrencisi kardeşlerimizle sohbet ederken, en az bir saat boyunca konuşmamız gerekiyor “barajları” bir ölçüde yıkabilmemiz için…

Yine de hissediyorum;

“Sıkıntılarımızı dile getirsek, taleplerimizi seslendirsek sıkıntı çıkar mı?..” diye düşündüklerini…

Gençleri böylesine “çekingen” davranmaya iten bir hava da var;

“İtiraz” istenmiyor, “yeni fikirler” gerçekten de yeni iseler, “ters” tepkilere hedef oluyor.

Araziye uyan, “yalaka”, “karaktersiz”, “omurgasız” tipler işlerini görürken…

Siz…

“İki günü eşit olan ziyandadır!” hükmünü rehber edinip, yeni şeyler yapmaya kalkıştığınızda…

“Eski köye yeni adet” getirdiğinizde…

 Sıkıntıya düşebiliyorsunuz…

Böyle olunca da…

Çokları “şartlara” göre pozisyon alıyor…

 “Yürüyene selam çak, ‘duran’ı boya!”

Bu “emir demiri keser” yapıları için bir ölçüde anlaşılabilir ama üniversiteler için böyle bir durum olmamalı…

Üniversite yönetimleri, gençlerin sesine daha fazla kulak vermeli…

Onların “donanımlı mezunlar” olabilmelerine katkı için gayret göstermeli…

Gençlerle sık sık bir araya gelip…

Birlikte çözüm yolları aramalı…

Düşünün; bizim sistem nasıl oluyor da, bir gence 20 yıl boyunca  “lisan” öğretemiyor?..

Bırakın akıcı konuşmayı filan…

Yurt dışında market alışverişine yetecek kadar olsun, lisan öğretemiyor!

Bu ne beceriksizliktir!..

Geçtiğimiz günlerde,

Kanal 7 Ankara Temsilcisi ve Yeni Şafak Yazarı Mehmet Acet’le birlikte, bir sohbete katıldık.

Acet, 300 kadar üniversite öğrencisine “İçinizde ‘bir lisan’ bilen var mı?” diye sordu…

Beklentisi, en az 20 öğrencinin el kaldırmasıydı…

Cevabı aldıktan sonra, “Peki ikinci lisanı bilen var mı?” diye soracaktı…

Lâkin, bir kişi bile el kaldırmadı!..

300’de sıfır!..

Gerçekten de, çok çok özel bir liseden mezun değilseniz ya da yurt dışında yaşamamışsanız, bir “lisan”ı öğrenmiş olmanız çok zor.

Niçin böyle?..

Üniversite yönetimleri;

belediyeler, sivil toplum örgütleri, iş adamları vs., ile bir araya gelerek bir takım çözümler üretemez mi?..

Çok mu zor?

Bir ilahiyat Fakültesi mezunu nasıl olur da “Arapça” bilmez.

Çoğu mezun, grameri biraz bildiklerini ancak konuşmaya gelince şiştiklerini söylüyor…

Niçin?..

*****

Hayat Dersi Şart!..

Gençler..

Vizeydi, finaldi, bütünlemeydi…

Habire “ders” çalışıyorlar.

Ders çalışmak elbette şart ama bir de “hayat dersi” var…

Dışarıda “karşılaşacakları gerçeklere” uyumlu bir eğitim modeli?..

Üniversite okunuyor da sonrası ne olacak?..

ODTÜ, Boğaziçi, Bilkent, TOBB gibi üniversitelerin “kaliteli” bölümlerinden birini bitirmiş iseniz bir ölçüde işe yarıyor.

“Vasat” yerlerden mezun iseniz…

Hele üniversite yıllarında çalışmamışsanız “piyasanın talepleri” karşısında şişip kalıyorsunuz…

Bu da…

Daha okul yıllarında ümitsizlik girdabına kapılmanıza yol açıyor.

Üniversite yönetimleri, gençlere “okurken piyasa tecrübesi edinmeleri” telkininde bulunabilir…

İş adamlarıyla, sivil toplum ve belediye yönetimleriyle bir araya gelerek, “part time iş imkânları” sunabilir.

Okurken harçlıklarını çıkartmalarını sağlayacak organizasyonlar gerçekleştirebilir…

Cezaevlerindeki mahkumların bir kısmına sağlanıyor bu güzel imkân, üniversite öğrencileri niçin mahrum kalsın?..

Maalesef, birçok üniversitenin yönetimi, ellerindeki imkânları yeterince kullanmıyor…

Gençlerimiz..

Çok kıymetli gençlerimiz, eğer babadan büyük servete konma durumları yoksa…

Çok iyi bir üniversitenin çok iyi bölümlerinden birini bitirebilme durumları yoksa…

“İdeal” olarak “devlete kapak atabilmeyi” görüyor…

KPSS’den çok yüksek puan çekip, sonrasındaki “tanıdık” arayışlarında da başarılı olabilirlerse, devlete kapak atmış olacaklar.

Yoksa…

Yoksa çok zor!..

Ben üniversiteli kardeşlerime, “kimseden bir şey beklememelerini” ve içinde bulundukları ortamda mutlaka var olan “fırsatları” arayıp bulmalarını tavsiye ediyorum.

Güneş herkes için doğar ama ondan bazıları istifade edebilir.

İmkânı olan üniversite öğrencileri,  yurt dışından eğitim için ülkemize gelen öğrencilerle arkadaşlıklar kurabilir…

Üniversitede böyle bir imkân varsa, mutlaka değerlendirilsin…

Bu,  bir “lisan”ı kapmanın pratik yolu.

İnternet üzerinden çalışır, arkadaşınla pratik yaparsın…

Bir de…

İmkân varsa, okurken mutlaka çalış…

Hukuk mu okuyorsun; bir tecrübeli avukatın masasının tozunu almaktan başla, mutlaka mesafe alırsın…

Kendi çözümlerimizi kendimiz üreteceğiz şimdilik…

Başkanlık Sistemi oturursa, dinamik üniversite yönetimlerine kavuşuruz diye ümit ediyoruz…

Ve unutmadan…

İyi çalışan üniversite yönetimleri de var elbette…

Bu yazıda “genelleme” yapmışsak eğer…

Hepsinden özür diliyoruz!..

*****

Köln’de Arakan Konferansı!

Biz de orada olacağız kısmetse…

Almanya’daki Kardeşlerimizi Bekleriz

Hasene Derneği Arakanlılara uygulanan soykırımı gündeme taşımak ve Arakan’da yaşanan krize farklı açılardan çözüm üretmek maksadıyla Uluslararası Rohingya Krizi ve Çözüm Yolları” başlıklı bir konferans düzenliyor.

Konferansta, Rohingya’nın tarihi, Rohingya Müslümanlarına karşı işlenen suçlar gibi konuların yanı sıra çözüme dair insanî ve hukukî çıkış yolları üzerinde de durulacak.

Eski büyükelçiler, eski bakanlar, akademisyen, tarihçi, gazeteci  ve aktivistler…

Hasene Derneği Genel Müdürü Mesud Gülbahar, Almanya’daki kardeşlerimizi 2 Mayıs 2018 tarihinde başlayacak konferansa davet ediyor.

Açıklaması şöyle:

Rohingya Müslümanlarına karşı işlenen sistematik insan hakları ihlalleri geçmişte olduğu gibi bugün de Rahin eyaletinden Bangladeş, Malezya ve Tayland gibi ülkelere göçe sebep olmaya devam etmektedir. Myanmar’da Rohingiyalar, Myanmar vatandaşlığı alamıyorlar, bu yüzden de haymatlos (vatansız) olarak kabul ediliyorlar. Pek çok uluslararası gözlemci bölgede, infaz, insan kaçırma, keyfî tutuklama, zorunlu çalışma cezası ve işkence gibi çok ağır insan hakları ihlalleri bulunduğunu bildirmektedir. Bu ihlaller her ne suretle olursa olsun Rohingya Müslümanlarının yaşamını ve güvenliğini tehdit etmektedir.

Arakan’daki sıkıntılar dinmiş, zulüm ortadan kalkmış değil. Buradaki zulme dikkat çekmek, mazlum insanların sesini duyurmak ve hak arayışlarına katkı sağlamak,  Avrupa’da gündem oluşturmak maksadıyla konferansı Almanya’da yapıyoruz. Maritim Hotel’de (Köln) gerçekleştireceğimiz konferansa ilgi duyanları bekliyoruz. Katılım ve sorular için conference(at)hasene.org  mail adresi üzerinden iletişim kurulabilir.”

*****

Abdullah Gül ve etrafı!..

Abdullah Gül; aday olmak isteyip de olamayan Eski Cumhurbaşkanı!!!

Yazık oldu, çok yazık!!!

Abdullah Gül...

'Birilerine' uydu, yazık oldu!..

Ah, her dediğini, her yaptığını alkışlayan 'etraf'takiler!!!

Üzerinden 'kariyer planları'yapan eyyamcı tipler!

Bugüne kadar kim yandıysa 'etrafı' yaktı!..

Gaz verir, dolmuşa bindirirler...

Ve LİDER'leri mutlaka bitirirler!..

Gerektiğinde destek veren, gerektiğinde de uyarana 'dost' derim ben.

Çok uyardık, çok!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.