Yine rahmet ayı Ramazan’a hüzün, hicran ve hasretle girdik… Oruca kahırla başladık… Kan durmuyor, vahşet bitmiyor… Katliamlar katlanarak devam ediyor…

Mescid’i Aksa’nın çevresinde filler geziniyor, Filistin kan ağlıyor…

Ebreheler atakta, Calutlar cinayetlerini seriye bağladı…

Bugün Kudüs daha yalnız… Mescid’i Aksa şimdi bize daha uzak…

Niçin uzak düştük?

Birbirimize düştüğümüz için mi?

Dünyanın peşine düştüğümüz için mi?

Yoksa Allah’a uzak düştüğümüz için mi?

Ya da Kudüs’ü taşıyamadığımız için mi?

Evet, felçli ve engelli bedenlerin tekerlekli sandalyeler üzerinde taşıyabildikleri Kudüs’ü taşıyabilme takatimiz var mıdır?

Şeyh Ahmet Yasin ve İbrahim Ebu Süreyya’dan sonra Fadi Ebu Salah’ta ahdine sadakat gösterdi… Tekerlekli sandalyesi ile zulmün üzerine yürüdü ve muradına erdi…

2014’te İsrail’in hava saldırısında iki bacağını kaybeden Fadi Ebu Salah direnişte en ön saftaydı… Onun tankı yoktu, sadece tekerlekli sandalyesi vardı…

O ne muhteşem bir duruş… Filistin’in kutsal öfkesini yüzünden okuyoruz… Son derece vakur, kudretli, kararlı, onurlu ve olgun… Mazlum ama zelil değil…

Öfkesini biriktirmiş ama özgürlüğe olan inancını yitirmemiş…

Kıyıma rağmen kıyam devam ediyor..

Bu fotoğraf beni eziyor, kendimden utanıyorum… Acziyetimi bir tokat gibi yüzüme çarpıyor…

Bu resme baktıkça sormadan edemiyorum… Engelli olan kim? O mu, biz mi?

Mahşer günü yüce Rabbimiz bu tekerlekli sandalyeli kullarını, diğer kullarına gösterip ‘mazeretiniz ne idi?’ diye soracak olsa ne cevap vereceğiz?

Anlıyorum ki, önemli olan yürekten engelli olmamak… O zaman hiçbir engel sizi engelleyemez.

Şimdi biz ne yapacağız?

Herhalde Fadi Ebu Salah’ın bu fotoğrafını profilimize koyacağız… Belki de yılın fotoğrafı yarışmasına teklif edeceğiz!..

Evet, Filistin bir günde 60 şehid, 3 bin yaralı verdi… Onlar bir günde üç bin yaralı verebilirken, biz Türkiye’de hangi ilde, İsrail’i protesto eylemlerinde üç bin kişiyi bir araya getirebildik?

İşte aramızdaki fark.

Ölümün üstüne yürüyenlerle, ölü toprağı serpilmişlerin farkı…

Filistin için yas tuttuk, ama henüz saf tutamadık…

Biz İsrail’in bayrağını yakıyoruz, onlar bizim bağrımızı yakıyor…

Biz sloganlarımızı haykırıyoruz, onlar haremi ismetimizi çiğnemeye devam ediyor…

Biz kınamalarımıza devam ederken, Filistin’de ne kıyım bitiyor ne de akan kan duruyor…

Belki de Gazze’de akan bunca kan, kan kaybına maruz kalmış ümmeti kurtarmak için…

Biz ne yapmaya çalışıyoruz?

Yine yardım kuruluşlarımız insani yardım için harekete geçecekler… Katsayısı artan yetimlerin yaralarını saracaklar…

Sadece sonuçla ilgilenecekler… Bu acı sonuçları hazırlayan süreçleri sorgulamayacaklar… Bunca zulüm, kıyım, musibet kaderimiz mi yoksa kusurumuz mu, sorusu yine cevapsız kalacak…

Herhalde ömrümüz şeytana lanet okumakla geçecek…

Bir şey yapmalıyız…

Öncelikle tevbe etmeliyiz…

‘’Kudüs kaderimizdir’’ dedik, Kudüs’ü kendi kaderine terk ettik…

Gecikmişliğimize tevbe etmeliyiz…

Gaybi yardımları engelleyen günahlarımıza tevbe etmeliyiz…

Özgürlüğü geciktiren özensizliğimize, umursamazlığımıza tez elden tevbe etmeliyiz…

Tevbe ve takvamızla yüzyıllık parantezi kapatabiliriz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa 2018-05-18 16:18:42

Filistin için yas tuttuk, ama henüz saf tutamadık… Canı olanlara can yakıcı bir tespite "maalesef" demek zorunda kaldık.Biz Müslümanız, mazlumun yanındayız. Bize arafta olmak yasak. Müslümanlar öncelikle kendilerini düzeltmedikçe bu düzen, düzelmez.Boğazımızdan helal lokma geçirme hassasiyetinde olmalıyız ve sonra dua etmeliyiz. Duamız nasıl kabul olacak, kendimiz de şaşıracağız.