Ortak değerler umumiyetle iki grupta toplanır. Biri müspet diğeri menfidir. İnsanlık iklimi bu iki değerin etrafında dokunur. Doğru okumalar ise -Aristo'dan beri müsellem kaidedir ki- ancak ve ancak sebepler ve münasebetler belirlenince bilinecek olanın kökenine inilerek yapılır. Bu itibarla böylesi bir okuma, bir taraftan ruh ve nefis mücadelesi olarak görülür. Diğer taraftan İblis ve Âdem mücadelesidir. Bambaşka tarafı ise insanın tabiatına yerleştirilmiş inşa ve imha içerikli bileşenleri dışarı vurmaktır.

Tarihe projektör tutulduğunda bu iki değerin içkin ve aşkın özellikleri aşikar biçimde görülebilir.

Öncelikle olumlu olan değerlerin aşkın özellikleri kanun veya prensip merkezlidir.

Şahısları ön planda tutma endişesinden uzaktır. Ancak bu dışarda bırakma bir red ve inkardan ziyade değere perde olma kaygısının neticesidir.

Adalet şemsiyesi tutarlar her kesime. Değiştirmeden ve yok saymadan kendi içkin değerleriyle, varlıklarının devamı için başkalarına da yaşam alanı açarlar.

Yok etmekten ziyade restore ve rehabilite ederek şeyleri olumsuzluklarından arındırıp varlıklarının devamını arzularlar.

İradenin, zihnin, hissin ve sezgilerin bir bütünün yansımaları olduğunu vurgularlar. Ancak bu paydaşlıkla vicdanın varlığının vacip olacağını ortaya koyarlar.

Birlikte yaşamanın yolunu tek tipleştirmede aramazlar. Bunun arzuların esareti altında olan dogmalarda hatta bu dogmaları oluşturanların aydın görünümlü karanlıklarında olmadığını savunurlar.

Sorumsuzluk ve yetkisizlikle başkalarının hakkını gasp ederek haksız alan açmazlar. Hatta bu halleriyle çok gülünç duruma düşenleri gömüldükleri alanların bataklığından kurtarma merkezlidirler.

Ne denetimsiz arzu ne hikmetsiz akıl ne şefkatsiz duygu ne de sınırlanamaz sezgidirler.

Dehanın nevrotik sınırlarında dolaşan ve sapıtarak şizofrenleşen bir saldırı alanı da açmazlar. Hatta şizofrenik deha olarak pompalanan, hakikatte sıradan ve anormal bir anomali olan reel durumu ortaya koymaya çalışırlar. Her zaman asıl dehanın, ortalamanın yansıması ve toplumun aynası olan, herkes tarafından da kabul gören bir normal değer olduğunu öncelerler.

İlahi olana itaati ve insani olana da tabiiyeti içerik olarak sunarlar. Sorgulamanın ve şüphelenmenin en münasip insani tavrı sergileme olduğunu öne sürerler.

Deha odacıkları hesaplanabilir riskler taşır ve geçmişle gelecek arasında köprü kurar.

Bir ego tatmininden uzak, sokratik sorgulama merkezli ve sosyal fakirleşmenin önüne geçerek tek tipleştirmeyi engelleme içeriklidirler.

Ayna nöron toplumun bütün yönleriyle kendisidir. Bu aynanın muhafazası ise adalet ile temin edilir. Gösterme gerçekliği ise yansının arkasındaki gerçek öğeler olan din, dil ve topraktan oluşan sağlam karışımın ta kendisidir.

Bilimsel radikalizmden ziyade tasarımsal varoluşu sezgisel becerilerle ortaya koyarak ben-merkezci anlayıştan biz-merkezli anlayışa evirirler toplumu.

Başlangıçtan günümüze kadar seküler ego vizyonunu öne çıkarmaktan ziyade reformist-transformist müteceddit ego vizyonunu öncelerler.

Olumsuz ortak değerlere gelince en baskın hususiyetleri yapılan işten çok yapan kişiyi öne çıkarmaktır.

İçkin ve aşkın değerleri ego tatmini ile yıkarak inşa etme merkezlidir. Asıl hedef de yenilik adına bütün geçmişin yok edilişidir.

Kaostan hareket ederek ortama düzen verme amaçlıdırlar.

Odak noktaları her türlü vasıtayı meşrulaştıran pragmatist ve medyatik ilgidir.

Kutsalları bir dogma diye sunarken asıl amaçları kendilik dogmalarına yer açmaktır. Bu yer açmada Makyavel kılavuzları Marks ise uygulayıcılarıdır.

Bunların ontoloji ile epistemoloji arasındaki tekabuliyeti ilgası, yöntemsel kuşkuculuk adı altında, bizatihi ispata muhtaç, cogito ergo sum aforizmasına dayanır. Böylelikle, düşünen özne harici diğer varlık alanını salt yer kaplama kategorisine indirgerler. Descartes’ın Kartezyen felsefesinin akabinde ve Locke’un tabula rasa sadedinde bu durumun yalnız deneyimle elde edileceği mekanik bir anlayışa terk edilir. Önsel bilgiden yoksun aklın, alışkanlıkların reflektif ediminin sınırları içinde matematiksel aksiyomlar ve olgu durumların ötesine everilerek dile getirebileceği önermelerin anlamsızlığı evvela David Hume’la bilahare Kant’la iyice izale edilir. Artık fizik sahada metafizik ve aşkın olana söz düşmez. Ontolojinin önceliği ve belirleyiciliği yerini epistemolojiye ve öznesi olan akla bırakır. Böylece üstündeki aşkın değerden kurtulmuş kendinden menkul AKIL, mutlaklaşmasının süreği, ilerlemeci tarih anlayışında toplumsal varlık olan insanların bir aradalığını da evrensel ahlaki inşa edip yine kazanılan bilinç durumuna bağlı rasyonel davranma modelitesi geliştirerek sağlayacak olması itibarıyla kadim düşüncedeki faal aklın dahi edinemediği bir payeyi de kazanır.

Neticede ontolojinin, epistemolojinin ve etiğin tek öznesi haline gelen aklın zarafeti ve hükümranlığında yeryüzü cenneti yaşamayı umut eden ahir zamanlara, isyan bayrağını açan Nietzsche’nin, kendini beğenmiş, kibirli akil eseri modernitenin, hayatı yozlaştırdığı ve gelinen aşamanın bir inkıraz, bir dekadanslaşma olduğu saptaması balyoz gibi iner cümle aleme. Öylesi bir hipnozdan böylesi sersemletici bir şaşkınlıkla uyanılınca, perde oyunundaki ‘medet yar bana bir eğlence aman’ diye Hacivat’ın okuduğu gazel misali, medet yar beşeriyete hayat verecek yeni bir nefha amannn... avazı gök kubbede Davud gibi hoşça sada bırakmadığı ve dahi makes bulmadığı aşikâr olur. Bu nedenle de onlarda çağın dilini konuşmak adına sergiledikleri kişilik paradigmaları tamamen tek tiplik olur. Uygulama alanı ise antidemokratik ve anti formalistlikte kalır.

Her türlü ritüellere ve geleneklere karşı çıkarak hatta onları yıkarak kendi ritüel ve geleneklerine ikonik ve ayinsel bir biçim verme aşkın özellikleri olur.

Kişisel egodan ziyade ideolojik egoyu bütün ayinlerinde öne çıkararak, Allah’a mahsus mutlak itaati, kendi ritüellerinin merkez bileşenleri arasına yerleştirirler. Bu amaçla da üretmeden ve toplumun önünü açmadan, toplumu nasıl yönetiriz nihilist sorgulaması ve anarşist itaatin dayanılmaz hazzı yegâne arzularıdır.

Çatışmalı iletişim, onların ampirik yaklaşımları olması hasebiyle kendi dünyalarında barışık lakin kendilerinin dışındakilerle kavgalı ve iletişim dışıdırlar.

Görünürde sistemin bekasını arzularlar. Gerçekte bütün ritüel, ayin, törenlerle oluşturdukları resmi din veya dogmalarla bireysel arzuların tatminini öncelerler.

Evrensellik adı altında yaptıkları elitist ve kent soylu sunumları şehrin nimetlerinden sürekli faydalanma boyutludur.

Her türlü tapınak ve tapılacak olanlara reaksiyon verme konumunda dururlar. Lakin taptıkları putlarını tek kutsal olarak sunarlar. Bu halleriyle 21. asrın aydınlığında olan vücutlarıyla beraber cahiliye devrinin veya skolâstik karanlığın en kuvvetli zihniyetleri olduklarını tereddütsüz sunarlar.

Onlar sendromik mağdurlar olmanın trajedisini pozitivist ve determinist görünme absürtlüğüyle hafifletmek isterler.

Evet, olumsuz değerler, dine karşı kurulan dinin zavallı savunucularını çağdaşlık adı altında ve modernizmin çoklu yüzünde, arzuların kölesi olarak peşlerinde koşuştururlar. Ta ki kendi varlıkları devam etsin.

Evet değerlerle akla kapı açılır fakat irade elden alınmaz.

Zarara rızasıyla girene de merhamet edilmez. İster bu tarafta ister öte tarafta.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
CERRAH 2017-12-16 13:05:41

Kaleminize sağlık hocam

Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-16 10:52:12

Yazarımızın kalemine ve gönlüne sağlık. ALLAH im bizleri kendi ego muzdan korusun bizleri razı olduğu kullarının arasına katsin Amin.

Avatar
Diyar Bekir 2017-12-17 21:11:22

Sağalasın Hocam

Avatar
Ölmez 2017-12-17 21:10:05

Emeğinize yüreğinize sağlık hocam.