Hiçbir bilim dalı birbirinden bağımsız değildir. Uluslararası ilişkiler kurulurken ekonomiden, coğrafyadan, tarihten, kültürden, enerjiden, nüfustan bağımsız düşünülemez.

Türkiye tarihi ve kültürel temelleri bakımından dünyanın en eski ülkeleri arasında yer almaktadır. Coğrafi konumu dünyanın merkezinde yer alırken ekonomisi gün geçtikçe büyüyen bir performans göstermektedir.

Türkiye son dönemde aktif ve stratejik dış politika izlerken sürekli yeni güç dengesi kurarak hareket etmektedir. Ortada küresel bir satranç oyunu var. Akıl ile hareket eden kazanacaktır.

Bir süredir merkezi yönetim ile problemler yaşanan Kuzey Irak yönetimi küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği günümüzde süreci fırsat olarak değerlendirip bağımsızlık hayaliyle referanduma gitti. Self-determinasyon açısından meşruiyeti bulunmayan referanduma İsrail’in açık desteği dışında hiçbir ülkenin onay vermemesine rağmen özellikle bölge ülkelerini karşısına alma pahasına 25 Eylül’de referandum gerçekleşti.

Meşru herhangi bir sebebe dayanmaksızın yapılan referanduma İran, Irak ve Türkiye tepki göstererek bir takım yaptırımlar uygulanmaya başladı. Trilyonlarca dolar değerinde olan Kuzey Irak petrolünün uluslararası piyasalara açılması için Türkiye’ye olan ihtiyacına Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz hafta bir konuşmasında değinmişti. Erdoğan, itirazlara rağmen referandum kararı uygulayan Kuzey Irak yönetimine, “Bundan sonra Kuzey Irak Yerel Yönetimi, bakalım petrolünü hangi kanallarla nereye akıtacak veya satacak? Vana bizde. Vanayı kapattığımız anda o iş de bitti... Bütün adımları atacağız” sözleriyle seslenmişti.

Bu sözler sadece Kuzey Irak yönetimine değildi elbette. Kuzey Irak’ta gerçekleştirilen referanduma açıktan bir şekilde desteğini ilan eden İsrail’de bu sözlerden nasibini almıştı. Çünkü İsrail, bir miktarı kayıt dışı olmak üzere petrolünün %80’ini Kuzey Irak’tan alıyor. İsrail’in Kuzey Irak’tan aldığı petrole karşılık ödediği paralar da Kuzey Irak’ın gelirinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. İsrail’in günde 240 bin varil petrol talebi olduğu düşünüldüğünde milyarlarca dolarlık bir potansiyelin tehlikeye gireceğini söyleyebiliriz.

Peki, Türkiye vanayı kapatırsa Türkiye’ye zararı olmaz mı?

Türkiye, taşıdığı petrol karşılığında yıllık ortalama 310 milyon dolar civarında gelir elde ediyor. Bu gelirin kesileceğini düşünürsek Türkiye için çok da önemli olmadığını söyleyebiliriz. Ancak Kuzey Irak yönetiminin yıllık 9,1 milyar dolarlık zararını düşündüğümüzde Türkiye’ye ne derece ihtiyacı olduğunu görebiliriz.

Petrol ticareti konusunda bir açıklama yapan Irak başbakanı Haydar el İbadi, Türkiye’nin petrol ticareti konusunda yalnızca Bağdat’ı muhatap alacağını açıkladı. Bu arada Rus haber ajansı Sputnik, İbadi’nin Türkiye ile IKBY arasında daha önce yapılan petrol anlaşmasının da merkezi hükümete lehine revize edileceği konusunda da uzlaşıya varıldığını duyurdu. Bu gelişmelere karşılık Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Rusya temsilcisi olan Hoşavi Babakr, “Kürtlerin petrolü Suriye üzerinden satmak gibi bir seçeneği var. Rusya’yla sevkiyatın Akdeniz üzerinden yapılması konusunda anlaşabiliriz." Şeklinde açıklama yapsa da hayalden öteye geçemeyeceğini göremeyecek kadar gözlerinin kör olduklarını görüyoruz. Nitekim Rus petrol şirketi Gazprom Neft, Kuzey Irak’taki Halepçe petrol kuyusunu geliştirmekten vazgeçtiğini açıkladı. Diğer taraftan İran, İran şirketlerinin Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nden petrol ürünleri taşımasını geçici olarak yasakladı.

Türkiye yaptırımların başlangıcı olarak peşmerge güçlerine verdiği askeri eğitimin Kuzey Irak'taki referandum nedeniyle sonlandırıldığını açıkladı. Bir yandan Türkiye ve Irak Türkiye’nin Irak sınırında tatbikat yaparken diğer taraftan İran ve Irak da ortak tatbikat yapma kararı aldı.

Bu arada tüm bunlar yaşanırken geçtiğimiz perşembe günü Rusya Devlet Başkanı Putin Türkiye’ye geldi. Görüşme sonrası açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapılan görüşmede Irak ve Suriye’deki gelişmeleri ele aldıklarını kaydederek, “Gerek Irak’ın gerekse Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda hemfikiriz” dedi. Suriye’de yaşanan iç savaşın çözümü konusunda önemli adımlar atan iki ülke lideri de Irak konusunda da hemfikir olduklarını açıkladı. Yani Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda…

1990’lı yılların başından beri adım adım hayata geçirilen böl-parçala-yönet projesi bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi stratejisiyle hedefe ulaştırılmaya çalışılıyor. Yüz yıl önce Osmanlı’nın parçalanmasıyla beraber çizilen Ortadoğu haritası yüz yıl sonra bugün yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı açık bir şekilde ortadadır.

Kuzey Irak ile olan ticaret hacmimiz üzerinden birçok şey söylense de konu Türkiye’nin bekası olduğu için bazı maliyetlere katlanmak gereklidir. Nitekim küresel geçiş dönemi sona erdiğinde yani güç dengesi oluştuğunda Türkiye hak ettiği konuma olacaktır. Yüz yıl önce tarih nasıl değiştiyse içinde yaşadığımız dönem de aynı şekildedir. Bize düşen akıllı ve çok çalışmaktır.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.