Hegel’in efendi ile köle ilişkisini bir başka bağlamda ele almak istiyorum. Her şeyden önce özgürlük, zihinsel bir sorundur ve insan kendisine özgürlük alanlarını önce zihinde açar. Efendi ve köle isimlerinin verilmesi, bu etiketlemelerin kabul edilmesi önemli bir aşamadır. Efendi ve köle bir hiyerarşiyi ifade eder. Ancak kölenin kelimenin gerçek anlamında köle olabilmesi, efendinin değil kölenin bunu kabulüne bağlıdır. Efendi, bunu kölenin kabul etmesini ve onaylamasını bekler. Efendinin bu beklentisi, aslında köleden daha fazla efendiyi bağımlı kılan bir durumdur. Denilebilir ki, efendi kölenin bedenine sahip olmuştur. Bedenini yönetmektedir; dolayısıyla kölenin kabul edip etmemesi neyi değiştirir? Kölenin bedence teslim olması, zihnen de teslim olduğu anlamına gelmez. Hem beden hem de zihnen kabul etmişse tam teslimiyet gerçekleşmiştir. Fakat bedenin teslimiyetinden öte zihinsel özgürlük taleplerini, “beden” diliyle de ifade edebilir. Kabullenmeme, en fazla efendiyi kölenin kendisine zihince bağlaması teşebbüslerini ve baskılarını artıracaktır. Fakat bu, köle zihnen direndiği sürece asla mümkün olmayacaktır. Aslına ilişkinin köle tarafından zihince kabulü üzerine yoğunlaşan efendi, aslına kabul ettirme bağlamında daha bağımlı değil midir?

Tarihte buna birçok örnekler bulmak münkündür. Bir köle olan Spartaküs köleleştirmeye karşı olduğu gibi, bedenen de özgürleşme çabaları içine girmişti. Bilal-i Habeşi’nin yaptığı ise sadece bir dini kabul etmek ve bunun için işkencelere göğüs germek değildi. Bedenen özgürlüğün olanaklarını önce zihnen yoklamıştı. Efendilerinin onun bedeni üzerindeki tasarruf ve baskıları, onun zihnen direnişiyle başlamış ve devam etmiştir. Faşist iktidarlar, önce zihnen insanı güçsüz düşürmek istemezler mi? Nitekim Stephan Zweig, Nazi iktidarında kendisine yapılan muameleleri anlattığı kitabı Satranç’ta bu noktaya yoğunlaşmakta değil midir?

Bugün özgürlük çok boyutlu bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Öznelliklerin yükseldiği, arzu, tüketim ve taleplerin yoğunlaştığı bir çağ, insanlara çok kolaylıkla özgür oldukları duygusunu verebilmektedir. AVM’lerde istediği raflardan ürün alabilmeyi bir özgürlük göstergesi olarak sunan imajlar bolluğu, insanların ve bilhassa gençlerin etrafını sarmış durumdadır. İdeolojisiz bir ideoloji olan postmodernlik ve tüketim kültürü, medya, reklam ve aparatlarıyla gündelik hayatta takip etmesi gereken adımları insana dikte etmektedir. İnsan, her şeyden önce, bedenen serbest görünse de zihince tutsaktır. Aslında zihinler üzerine geliştirilen kontrol sistemi, bedenleri de bu aparatların yörüngesinde tutsaklaştırmıştır.

İçinde yaşadığımız dünyada, küresel sistemin kurduğu iktidarların, insanı en başta zihnen köleleştirdiğini ve giderek bu köleliğin bir yaşama biçimi olarak benimsendiğini görmek önemlidir. George Orwell’ın meşhur romanı 1984’te, romanın kahramanının sonunda gönüllü olarak sisteme teslimiyeti söz konusu edilir. Bugün belki bu süreçleri ciddi olarak hayatımızın içinde görmekteyiz.

Fakat kanaatimizce önemli olan soru şudur: İnsanları esasen özgür olmadıklarının nasıl farkına vardıracağız? Ve diğer soru: yaşadığımız tüm bu handikaplardan kurtulmanın yolu nedir? Özgürlük konusundaki temel problemleri ortaya koyarak, temel özgürlük sorunlarına dair farkındalık oluşturacak gündemler oluşturmak elzemdir. Böylece kişi özgürleşmesi gerektiğinin farkına varmalıdır. İkincisi de, zihinlerin ve bedenlerin tüketim kalıpları ve dayatılan hayat tarzları çerçevesinde köleleştirilmesi karşısında, öncelikle özgürlüğün mümkün olduğunu ve özgürleşebileceğimizi zihnimizde diri tutmaktır.

Evet, özgürlük önce zihnimizde başlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Talebeniz 2017-10-30 22:50:04

Değerli hocam, uzun bir aradan sonrak tekrar yazmanız bizi ziyadesiyle mesrur etti. Zamanında derslerinizde çok istifade ettik...
Düşünceye ve düşüncemize katacağınız çok şeyin olduğu kanaatindeyim...