Her taraftan aynı ses yükseliyordu. Bu bir şikayet miydi yoksa trajedileri hikaye etme miydi. Tam bilemedim. Bu trajedinin benim de başıma geleceğini çok geç fark ettim. Artık her yerde bir sessizlik hakim olmaya başladı. Konuşmalar azaldı. Sohbet denen şey maveraya kalktı. Yerde olanların belirgin tarafı ise sürekli yalnızlıktı. Evde yalnızlık. Sokakta yalnızlık. Okulda yalnızlık. Hastanede yalnızlık. Kahvehane de bile yalnızlık. Hatta camide dahi yalnızlık. Hasılı kelam iki kişinin olduğu yerde üçüncüsü hep o oluyordu. Tek başımızda iken bizi bize hiç bırakmıyordu. Büyük kalabalıklar içindeki yalnızlığımızın farkında olmadan yaşayıp gitmeye başladık. Galiba bu gidişle sonumuzu kendimiz hazırladık. Bu haldeyken birden irkildim. Şu konuşmaya dikkat kesildim. Sizler de çok şahit olmuşsunuz. Hepimizin ortak yarası olmuş. Kabuk bağlayan bir yara değil bu. Kanayan bir yaradır. Buyurun her gün karşılaştığımız ve bir o kadar da çaresiz kaldığımız bu konuşmaya:

-Görmüyorum seni.

-Buradayım.

-Hani neredesin göremiyorum seni.

-Buradayım dedim ya.

-Yahu sen beni kör mü zannediyorsun. Her tarafa bakıyorum. Ama seni göremiyorum. Hem aklım hem de gözlerimle alay mı ediyorsun. Bak kızmaya başlıyorum haaa.

-Çok komiksin gerçekten. Beni hem sırtında hem de cebinde taşıyorsun. Hatta bütün zamanını bana ayırıyorsun. Neredeyse tuvalete dahi benimle gitme modundasın. Bir de kalkmışsın göremiyorum seni diyorsun. Sahiden kör müsün.

-Kalbimi kırıyorsun gerçekten. Sana sadakatim asla tartışma götürmez doğru. Seni o kadar seviyorum ki anlatamıyorum. Bütün ailemi karşıma alacak kadar tutkunum sana. Bir de geçmişsin karşıma. Bak neler söylüyorsun bu sadık kuluna. Hatta sadakatim o kadar ileri ki. Bu zamanın modern kölesiyim sanki. Ne olursun sorgulama böyle acımasızca beni. Yoksa parmaklarımın ucundan düşürürüm seni. Sevindiririm heyecanla başka birilerini.

-Ha ha ha. Sende o cesaret. Benden ayrılmak ve parmaklarının ucundan bırakmak. Galiba hayal görüyorsun. Bana olan tutkunu hafife alıyorsun. Ve istediğim zaman bırakırım hezeyanlarını hakikat sanıyorsun. Gıdıkla da güleyim bari. Sen ve parmaklarının ucundan beni bırakmak. Yeni sevgililer bulmak. Gerçekten hiç gülesim yoktu. Hadi yürü işine be esirim. Sen gerçekten benim kemendimsin. Bırak parmaklarından düşürmeyi beni. Kısa süreliğine ayrı kalmayı aklından geçirmeye bile korkuyorsun. Bana olan hastalıklı tutkunu unuttun mu. Sende o cesaret yok zaten. Bırak da biraz uyuyayım. Kendime gelip havamı bulayım. İçimdekileri çok meşgul ettin. Hepimizi rahatından ettin. Bak olmuş gecenin bu vakti. Alamıyorsun hâlâ parmaklarını belli ki. Sen hastasın dostum. Bu kadar ileri gitmemeliydi bana olan tutkun. Ben dahi acıdım bu zavallı haline. Galiba kendim düşmeliyim parmaklarının o narin uçlarından. Cısssss.

-Şu densize bak. Gerçekten gitti. Hem de hiç ardına bakmadan. Ona olan tutkumu hesaba katmadan. Bıre nadan. Sabah olsun seninle hesaplaşacağız. Tekrar bunları konuşacağız. Bu defa ben terk edeyim seni. Gör gününü. Nasıl bulacaksın yalnızlıkta kendini. Bunca zamandır sana olan esaretim boşunaymış. Hakkını teslim edeyim. Beni çok güzel aldatmışsın. Evet sabah olsun. Bak nasıl kararımda ısrarlı olacağım.

Bu hararetli konuşmalara şahit olmuştum. Bir anda kendimi iki şey arasında kalmış bildim. Bir tarafım acizliğimin diliydi. Diğer tarafım ise meselenin bu kadar aşikar olmasına sevindi. Bu konuşma sanki büyük bir hastalığın küçük bir teşhisiydi. Galiba tedavisi teşhisi kadar kolay değildi. Konuşmalardaki sırrı anlamak için çok zorlandım. Biri sanal diğeri doğal olan iki sevgilinin birbirinden ayrılmasının neden bu kadar zor olduğunu çok geç anladım. Yorganın altından çıktım. Tekrar birbirinden dargın olan sevgililerin odasına gittim. Sanal olanın ruhsuzluğu ve gururlu duruşu bana çok soğuk geldi. Elimden gelseydi ben de ona verip veriştirecektim. Ama muhatap olmayayım dedim. Sonra benim de parmaklarımı esaretine çekecek diye endişelendim. Doğal olana baktım. Acizliği içinde masumluğunu seyretmekten doyamadım. Umarım yarın verdiğin sözü tutarsın dedim. Odalarından çıktım. Yerime geldim. Seyreylemeye koyuldum olacakları. Acaba barışacaklar mı.

-Gece uyku arasında dahi olsa. İnsanın def-i hacet etmesi ne büyük nimetmiş. Aaaaııı hapiş. Çok uykusuz kaldım. Hep onun yüzünden. Bak onun da ışığı yanıyor. Galiba o da uyumuyor. Bir selam versem mi sevdiğime. Hayır hayır bana yaptıklarını unutmadım. Bu hastalıklı halden kurtulmalıyım. Onun bana bu kadar zulmetmesine artık dayanamam. Evet o bir sevdiğim oldu. Lakin bütün sevdiklerimle aramı bozdu. Hatta neredeyse sevdiklerimi de esir alacak. Beni bütün kalabalıklar içinde yalnız bırakacak.

Hem seyahat hürriyetimi de aldı elimden. Mahkum etti bir sandalyenin veya yatağın hadi gönlünüz kalmasın bir odanın içine. Yabancılaştırdı diğer bütün şeylere. Akrabalarımla kestim irtibatımı onun yüzünden. Sadece tanınmayı değil sevilmeyi de kaybedecektim. Güzelliğin hoş bir estetik hali olan yemeyi unuttum. Yediklerimin neler olduğunu dahi hatırlayamaz oldum. Obezite denen bir hastalığa tutuldum. Hem bedenimdeki hoş olmayan kokuları def etmeye bile zaman ayıramaz oldum. Vallahi suyun içinde onunla aşk yaşamak mümkün olsaydı banyoya dahi onu götürecek bir tutkum oldu ona. Yok yok sana artık mesafe koymalıyım. Dedemin bana söylediği şu sözleri unutmamalıyım:

Sevilen bir yere çok gidip gelme


Kesilir muhabbet itibar olmaz

Sana o kadar çok gidip geldim ki bütün muhabbetler kesildi. Hatta hep sana geldim hiç başkasına gitmedim. Bu nedenle de sarardım benzim soldu. Hastalıklı bu hal sanki benim normal halim oldu. Kusura bakma artık sana mesafeli olacağım. Tutkumu bırakıp senden sadece faydalanacağım. Ben senin esirin değil kendime seni esir edeceğim. İstediğim zaman gelecek sana dokunuvereceğim. Yeter yahu. Seni ben ortaya çıkartım. Aklımı çalıştırdım. Seni bir kalıba yerleştirdim. Herkesin seni sevmesi için yıllarımı verdim. Sen haddini aşıyorsun. Beni bunalttın bu ihtirasınla. Düş artık parmaklarımın ucundan. Seni davet ettiğim zaman gelirsin. Parmaklarımın ucuyla temas eder gözlerimi seversin.

Anne duşumu aldım. Bana kahvaltı hazırlar mısın. Sizleri çok seviyoruuum.

-Bey çabuk kalksana. Bir şeyler oluyor çocuğumuza galiba. Yoksa uykuda mı sayıklıyor. Baksana yine o sevgilisi parmaklarının ucunda mı. Veya onun göğsünde uyuya mı kaldı. Lütfen çabuk ol.

-Geliyoruz annecim.

Baba hızlıca yataktan fırladı ve soluğunu çocuğun odasında aldı. Birden durdu. Ve çocuğunun bu haline neredeyse inanamayacaktı.

-Hayırdır babacığım. Seni bir başka halde görüyorum bugün. Bir şeyler mi oldu bu gece. Hem parmaklarının ucunda bir şeyler olmadığı gibi uykunu da çok güzel almış görünüyorsun. Benimle paylaşmak ister misin olanları.

Sarıldı babasının boynuna çocuk. Başladı hüngür hüngür ağlamaya. Hıçkırıklarının kesilmesini istemiyordu. Göz yaşları babasının sadece kıyafetini değil yüreğini de ıslatıyordu. Çok mahcuptu onlara karşı. Çünkü o güzel parmakları onu doğuran ve bütün yaşamı boyunca yanında olan ebeveyninin bedenine ilk defa bu kadar sevgiyle temas ediyordu. Bu haline annesi de biraz sonra şahit oluyordu. Babasının göz yaşları ise zamanın acımasızlığına isyan eder gibiydi. Anne bu duruma daha fazla bigane kalamadı. Sarıldı evladına ve babasına. Bir taraftan olanları anlamaya çalışıyordu. Diğer taraftan o da ağlıyordu. Evlatları ise hâlâ göz yaşı döküyordu. Gönülden göze akan ve oradan da etrafı ıslatan bu yaşlar birazdan duruldu. Herkes bir koltuğa oturdu. Çocuk önce derin bir iç çekti. Ardından da bir kaç cümle sarf etti.

-Hayatımın her anındaydınız sizler. Hiç yokluğunuzu bana hissettirmediniz. Sürekli sevgi ve şefkatle muamele ettiniz. Bir tarafınız annem ve babamdı. Diğer tarafınız ise en menfaatsiz arkadaşım. Fakat ben sadece parmaklarımın ucunu değil yüreğimin içini ve aklımın gerçekliğini de esir etmiştim ona. Bütün haksızlığı da yapmıştım siz anne ve babama. Günlerdir bu esaretten kurtulmak için mücadele ediyordum. Bu halimde sizlerin desteğini çok arzuluyordum. Sonunda sizler haklı çıktınız. Ona olan esaretimin ve tutkumun bir yalnızlık olduğunu bana ispatladınız. Ben de onu düşürdüm parmaklarımın ucundan. Bana biraz daha yardım ederseniz tamamen kurtulurum o tutkudan.

Hayatın hakikati sizlerle olan beraberlikteymiş. İyiki de varsınız. Sizler bana Mevladan en güzel nimetsiniz. Umarım benim gibi onun tutkulusu ve esiri olanlar da bu şansı yakalar. İnsan olan onları sadece hizmetçilikle oyalar dedi. Kahvaltısını yapmadan evden çıkıp gitti. Ebeveyni ise çok heyecanlanmıştı. Çocuklarına olan güvenin meyvesini almıştı.

Bu konuşmalar bana bir daha gösterdi ki evrendeki en anlamlı ve duygulu makina insandır. Onun esareti ve tutkusu geçici bir andır. Yeter ki muhataplar anlayışlı olsun. Sürecin her aşamasında şefkatle onun yanında olsun.

Sevgisiz şefkatin bir eksiklik şefkatsiz sevginin ise büyük bir kötülük olduğunu bilsin.

Yetişkinler düşer, kalkar ve gider. Çocuklar da düşer. Ama kalkamaz ve gidemez. Etrafa bakar ve destek bekler.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hüseyin ZAVALSİZ 2017-12-02 00:22:35

Yazarimizin kalemine ve gönlüne sağlık, malesef acı ama gercek.

Avatar
İzzet ölmez 2017-12-02 10:45:49

Kalabalıklarda yalnız kalmak böyle birşey olsa gerek.Yanınızda sadece sanal arkadadınız oluyor.Kansyan bu yara iyileşir mi dersiniz?

Avatar
Muhammed Şerif AZARKAN 2017-12-02 11:57:38

Değerli M.Emin Hoca'nın kalemine ve yüreğine sağlık...

Avatar
Muttalip Çicek 2017-12-02 18:37:19

Kaleminize sağlık hocam, Yine toplumun bir yarasına parmak basmışsınız, böyle yazılara ihtiyacımız çok.

Avatar
Kasım ŞEKER 2017-12-03 20:09:21

Sayın hocam tüm yazılarınızı kelime kelime takip ediyorum ve bir şeyler aldığıma inanıyorum ama bu yazınızdan hiç bir şey anlamadım. Yinede emeğinize sağlık

Avatar
Abdulmenap Guzel 2017-12-07 00:08:59

Allah razi olsun. Buyuk bir sorunu çok guzel kaleme almışsınız. Ellerinize sağlık