Kalpler günah ve kötülüklerle paslanır...

“Bu kalpler, kendisine suyun değdiği zaman demirin paslanması gibi, paslanırlar.

Denildi ki:

– Ya Resûlallah, onların cilâsı nedir?

Buyurdu ki:

– Ölümü çok hatırlamak ve Kur’an okumaktır.”

(Beyhaki)

Suyun değmesi, demiri paslandırır. Her pasın ise, o pası giderecek bir cilası vardır. Demir gibi, kalpler de paslanırlar. Kalbi paslandıran hallerin başında, hiç şüphesiz günahlar gelir.

Her günah kalbe siyah bir leke olarak düşer. Tövbe istiğfarla ve pişmanlıkla bu siyah leke silinmezse, kalpte lekeler çoğalır, nihayet tüm kalbi kaplayıp kapkara hale getirebilir. Buna kalbin kararması veya taşlaşması denir.

Kalbi paslandıran ve karartan başka sebepler de vardır.

Gaflet, bunlardan biridir. Gaflet, insanın ahireti unutması, helal-haram ölçülerine dikkat etmeyi bırakması, dini yaşamakta lakaytlığa ve gevşekliğe düşmesi, hırsla dünyaya sarılması demektir. Gaflet içinde sürdürülen bir hayat, kalbin pasını artırır, kararmasını çoğaltır.

Kötü ahlak da, kalbi paslandıran davranışlardandır. Kötü huylu insan, insanlar hakkında kötü duygular taşır, kötü davranışlar sergiler. Onun kalbinden pek iyilik çıkmaz.

Zulüm ise kalp pasını iyice artıran bir haldir. Zalimin kalbinde Allah korkusuna, Allah sevgisine yer yoktur. Merhamet, acıma, şefkat, yardım duyguları silinmiştir.

İnsanın nefsinin mahkumu olması, heva ve heveslerinin esiri haline dönüşmesi de yine, kalbi paslandıran sebeplerdendir.

Neyse ki, yukarıdaki hadiste, kalbi kararmaktan ve paslanmaktan kurtaracak bazı tedbirin olduğu haber verilmektedir.

Birinci tedbir, ölümü çok hatırlamak, âdeta hiç unutmamaktır. Çünkü ölümü hatırlamak, insanın imanını, ihlasını taze tutar. Kişi ölümü hatırlayarak başkasına kötülükten geri durur, günahlara meyletmez ve gaflet uykusuna yatmaz. Böylece kişi, kalbini karartan tüm halleri giderir.

Ölümü düşünmeye, rabıta-i mevt de denir. Rabıta-i mevt, ihlası elde etmenin vazgeçilmez şartıdır. Peygamberimiz, “haram lezzetleri acılaştıran (insana hesabı ve helali hatırlatan) ölümü çok zikrediniz.” buyurmuştur.

İkinci tedbir ise, Kur’an’ı çokça okumak. Kalbi ve zihni Kur’an’ın hakikatleri ile meşgul etmektir.

Kur’an’dan kopmak, hakikatlerinden uzaklaşmak, öğütlerinden ders almayı terk etmek, insanı günahlar batağına çeker, kalbinin kararmasına yol açar.

Bu sebeple mü’min, Kur’an’dan kopmamak için elinden gelen çabayı göstermelidir. Kur’an’ı sadece diliyle okumak değil, haliyle de yaşayarak Kur’an eksenli bir ömür sürmeyi gaye edinmelidir.

Bu iki tedbirin dışında, kalpleri paslanmaktan kurtarmanın bir diğer çaresi olarak, Allah’ı zikretmek belirtilmiştir. Zaten, O’nu her an hatırlayarak yaşamak, tıpkı ölümü hatırlamak ve Kur’an’la içli dışlı olmak gibi maneviyatımızı zinde tutan tedbirlerdir.

Bu konuda İbn-i Ömer şöyle bir hadis nakletmiştir:

“Şüphesiz her şeyin bir cilası vardır. Kalplerin cilası ise, Allah’ı zikretmek ve O’nu anmaktır. Seni Allah’ın azabından, Allah’ı zikretmekten daha fazla koruyucu başka hiçbir amel yoktur.” (Beyhaki, Şuabu’l-İman; Camiussagîr, 2419)

Allah’ı zikir, Allah’ı her an hatırlayarak yaşamak, rızasını hayatının gayesi yapmak, hüküm ve takdirine teslimiyetle boyun eğmek demektir. Böyle bir anlayışla yaşamaktan daha hayırlı bir amel, kul için söz konusu olamaz. Allah’ı zikir, kalpleri cilaladığı gibi, kula cehennem ateşine karşı koruyucu siper görevi de görür.

Rabbim bizleri de bu şuurdaki kullardan eylesin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.