“İzmir’de okul müdürünü vahşice katleden öğrencinin jandarmadaki ilk ifadesinde olay için pişman olmadığını söylediği ve “Yine olsa yine yapardım” dediği belirtildi. Olayla ilgili gözaltına alınan öğrencilerin sağlık kontrollerinde vücutlarında uyuşturucu madde kalıntısına rastlanmıştı.” Bu satırlar İzmir Ödemiş’te Ayhan öğretmenin ölümüne sebebiyet veren öğrenci ve çevresiyle ilgili basında yer alan bir haberden. Gazetelerin üçüncü sayfalarının dilini ve kurgusunu taşıyan bu haberler yapılageldiği gibi sorunu kamuoyunun ilgisini ve merakını tahrik etme üzerine oturtuyor. Sansasyon yaratarak, olayın faillerinin sıra dışı olduğuna kamuoyunu ikna ederek mevzuyu ele almak maalesef kitle iletişim araçlarının savrukluğuyla sınırlı değil. Eğitim kamuoyunun, MEB’in, Eğitim Sendikalarının olayı kavrayışı ve tepki verme biçimi de gazetelerin üçüncü sayfalarını aratmıyor.

Hal böyle olunca ayartıcı bir duygusallık ve AKUT bir-iki tedbir ile on yıllardır süregelen rutine demir atmak isteniyor. Buradaki telaş, üzüntü ve uğraşı sarsıntı geçiren rutinin tesisi içindir. Oysa ünlü savunma avukatı Jacques Vergès’in altını çizdiği gibi ‘her suç topluma yöneltilmiş bir sorudur.’ Meseleyi sorulan soruyu örtbas etmek, keyfe keder lakırdılarla, ezberlerle, klişelerle geçiştirmek, bir saadet menbaı olarak işlevsiz rutine sığınmak şeklinde ele almak yaşanandan ders almamak, öldürülen Ayhan öğretmenin kemiklerini sızlatmaktır.

Bir sorunun oluşum, gelişim süreçlerini görmezden gelerek sonucuna abanmak, pek çok boyutu olan bir sorunu bütün sosyal bilim literatürü hilafına tek bir nedene indirgemek en hafif ifadeyle sorunla yüzleşmekten kaçınmaktır. Olayın failinin ürkütücü bir suç envanteriyle karşımıza çıkartılması, hadisenin de bu öngörülmesi mümkün olmayan irrasyonel figürün irrasyonel tavrına iliştirilmesi mevzuyu magazinel bir lokasyona indirgemek ve orada buharlaştırmaktır. Ancak bizim hadiseyi buharlaştırmaya ve dar bir lokasyona sıkıştırmaya değil tüm bağlantılarıyla açığa çıkarmaya, tüm bileşenleriyle yüzleşmeye ihtiyacımız. Bu hadisenin döl yatağı, koşar adım tesis etmeye yeniden işler hale sokmaya didindiğimiz rutinin kendisidir. Projeksiyonu çevireceğimiz, efradını cami ağyarını mani şekilde sorgulayacağımız yer burasıdır. Bunun yerine katilin sıra dışı kişiliğine odaklanan okuma olayı, olay mahalini, kişileri, ilişkileri örten bir etki yapıyor. Bauman’ın bütün bir ‘Holocoust’u, ‘toplama kamplarını’ kafayı sıyırmış bir Hitler üzerinden ele alan ana akım okuma karşısında 2. Dünya Savaşı sürecinde Almanya’da yaşanan vahşette ince bir stratejiyle temize çekilen modernliğin mağdur değil kodları itibariyle zanlı olduğu gerçeğini görebilen tavrına muhtacız. Görüntünün altında gizlenen gerçeği açığa çıkartmak icap icap ediyor. Dünyada niçin bulunduğuna ve yapıp ettiği her hususun bir maksada uygun işlemesi gerektiğine müdrik olanın özelliklerinden sayılan basirete ve ferasete ihtiyacımız var. Dikkatli olmak, kendi kendimize operasyon çekmekten vazgeçmemiz gerekiyor. Depremi, kazayı, tacizi, cinayeti veya başımıza gelen her türlü bela ve musibeti kahvehane jargonuyla karşılamak bela ve musibetlere çağrıdır. Rutini bozduğumuz için başımıza bu işler gelmiyor tersine bu işler başımıza rutinimiz bu olduğu için geliyor.

O halde Ayhan öğretmenin ölümü üzerinden öğretmen, öğrenci, okul, MEB gibi göndergelerle işaret ettiğimiz kurumsal eğitime bakmak durumundayız. Milyonları bulan öğrencisi, bir milyonu bulan eğitim çalışanı, merkez ve taşra teşkilatı ile devasa bir aygıtı sıradışılıkla iş görmeye alışkın bir zihniyetin pençesinden kurtarmamız lazım öncelikle. MEB ve eğitim kamuoyu Ayhan öğretmenin ölümünde olduğu gibi ya sorunu her türlü kötülüğün odağına çevirdiği öğrenciye yüklemekte veya bir türlü kendisinden beklenen mucizeyi gerçekleştiremeyen öğretmende aramaktadır. Oysa oluşturulan bu sarkek icap ediyor. Onun ne tür bir ideolojik-politik aygıt, ne tür bir iktidar sistematiği, modern toplumsal dizaynın ne tür bir cüzü olduğunu görebilirsek mesafe alabiliriz. Milyonları fordist bir yaklaşımla üretmeye matuf bu aracın, bu çözüm sistematiğinin başlı başına sorun olduğu ortadadır. Modern zorunlu eğitimi, onun kuluçka evresini, gelişimini ve serpilişini sosyal, siyasal, ekonomik ve teknolojik dinamiklerini, kendisini meşru ve muteber kılan zihinsel-felsefi kodları açıpa çıkarmamız gerekiyor. Günümüz dünyasının her türlü yapıbozuma uğradığı bir eşikte yine Bauman’ın ifadesiyle katı modernliğin arkaik bir uzantısı ve ulus devlet yapılanmasının toplum üretme sevdasının ve siyasetinin uzantısı olan zorunlu eğitime çekince koymak Ayhan öğretmenin hatırasını hayırla yad etmek olacaktır. Bu ölümün bize bıraktığı mesaj budur ve bu olmalıdır. Bu mesaj uyarınca katili abartarak geçiştirmek, sosyolojik bir hadiseyi kriminalize etmek-şahsileştirmek, dar ve sınırlı bir lokasyona indirgeyip kamuoyundan, kamuoyunun ilgi ve tartışmasından uzak tutmak yerine rutini, rutinin ruhuna sinmiş irrasyonelliği ve yavaş yavaş öldüren şiddeti hedef tahtasına koymak MEB’in ancak daha çok da eğitim kamuoyunun boynunun borcudur.

Not: Ayhan Kökmen’e Allah’tan rahmet diliyor, aramızdan ayrılmasına neden olan menfur saldırıya tepki göstermek, sorumlulara sorumluluklarını hatırlatmak ve toplumda bir farkındalık yaratmak ümidiyle Özgür Eğitim-Sen’in Cuma günü öğretmenlerin ilk derse girmemeleri yönünde almış olduğu eylem kararının önemli bir somut tepki olduğunu düşünüyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.