Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından kısa bir süre sonra 2012 yılında PYD/YPG Afrin’de Türk, Arap ve hatta dindar Kürt’leri saf dışı ederek sözde hâkimiyet ilan etmiştir.

Bu çaba Suriye’nin doğusundan batısına Cezire, Haseke, Ayn el Arap ve Afrin kantonlarının birleştirilmesi ve sonuçta Akdeniz'e çıkan bir koridor oluşturmak üzere Suriye’nin kuzeyinde Arap, Türk, Çerkez ve diğer etnik guruplar saf dışı edilerek bir terör devleti inşa edilme sürecine doğru evrilmiştir. Bu bölgelerde yaşayan yerel halk bunlar tarafından katledilmiş bir kısmı ise başka yerlere göçe zorlanmıştır.

Afrin bu zulümlerin ayyuka çıktığı yerlerin başındadır.

Sınırlarımıza yönelik tecavüzlerin yapıldığı bölgedir AFRİN. Üstelik Kilis ilimize yönelik saldırılar bu bölgeden yapılmaktadır. Onlarca mal ve can kaybı yaşanmıştır. Sınırlarımıza göç hareketinin olduğu yerlerin başında gelir. Nüfusun çoğunluğu Kürt olsa da kırsalda Arap kuzeyde Türk sınırında Türkler yaşamaktadır.

Herkesin bildiğinin veya terör örgütünün empoze ettiğinin aksine Suriye’deki Kürt nüfusu birleşik bir coğrafyada yaşamamaktadır. Ağırlıklı olarak biri birinden ayrık 3 bölge ile büyük şehirlerde yaşamaktadır. Kürt nüfusun yüzde 30’u Afrin'in Kürt dağı bölgesinde, yüzde 10’u Ayn-el Arap (Kobani), yüzde 40’ı ise Cezire (Kamışlı ve Amuda) çevresinde yaşamaktadır. Diğer Kürt nüfus ise büyük şehirlerde dağınık olarak yaşamaktadır.

Suriye nüfusu 2013 yılında CIA Factbook verilerine göre 22 milyon 457 bindir. Bu nüfusun yüzde 9.7 si Arap olmayanlardan (Kürt, Türk, Çerkez ve Ermeni) oluştuğu belirtilmiştir. Buna rağmen Suriye'de yürütülen PKK zulmü sayesinde etnik ve mezhebi barış ortamı yerini ciddi çatışmalara bırakmıştır. PYD Suriye’de Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgeleri ele geçirmiş Kürdistan ilan etmiş, azınlıkta olduğu bölgelerde ise diğer etnik guruplara karşı baskı ve zulüm icra etmiştir. Bu saldırılar karşı saldırıları sonuçta karşılıklı etnik çatışma zeminini doğurmuştur.

Örneğin Arapların çoğunlukta olduğu Resulayn gibi bölgelerde PYD’nin yaptığı saldırılar Telabyat’ta ki Kürtlerin saldırıya maruz kalmasına veya sürülmesine neden olmuştur. Deyr-ez Zor ve Rakka’da da durum budur. Yukarıda da belirtildiği gibi Suriye nüfusunun yüzde 6,7 si olan Kürtlere bugün Suriye’nin kuzeyinde ülkenin üçte birine yakın bir toprak hakimiyeti sağlanmıştır. Bu durum DEAŞ’tan sonra ülkenin nasıl bir belaya düçar bırakıldığının resmidir.

Ülkemizin güneyinde Suriye sınırında 911 km hat üzerinde bir terör devleti inşa edilmek istenmektedir. Devletimiz ve hükümetimiz güneyimizde kurulmak istenen ve İslam dünyası ile aramıza bir bariyer oluşturacak bu terör devletinin kurulmasına mani olmak için seferber olmuştur.

Bugün Suriye ile olan 911 kilometrelik sınırımızın 516 km’si PKK’ya teslim edilmiştir. Bu durumun sonucu olarak hükümetimiz Suriye’ye yönelik 4’ncü askeri harekatı yapma kararı almıştır. TSK, Suriye’de iç savaşın başlaması sonrası bundan önce de üç kez Suriye'ye giriş yaptı. İlkinde Süleyman Şah türbesinin bulunduğu yerin DEAŞ'ın hâkimiyetine geçme tehlikesinin artması üzerine 22 Şubat 2015'de “Şah Fırat” harekâtı ile türbeyi Türkiye sınırı yakınındaki Suriye Eşmesi'ne taşıdı.

İkincisinde, 24 Ağustos 2016'da da Suriye sınırında Azez-Cerablus hattını ve El Bab'ı DEAŞ'tan temizlemek için Fırat Kalkanı Harekâtı yapıldı. Üçüncüsünde ise Şubat 2017 ‘den itibaren başlayan ASTANA ve SOÇİ süreçleri ile İDLİP’in çatışmasızlık bölgesi olması adına TSK unsurlarının İDLİP HAREKATI ‘gerçekleştirildi.

Dördüncü Harekât ise AFRİN HAREKATI’dır.

Fırat Kalkanı Harekatı‘nın sona ermesinden tam 295 gün sonra Afrin’e yönelik başlayan harekatta terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin bölgeden temizlenmesi hedefleniyor. Operasyon kapsamında birçoğu Türkiye’nin eğittiği gruplardan oluşan ve 15 bin kişilik gücü olduğu söylenen “Milli Suriye Ordusu” da ön saflarda yer alacak.

PKK ve sempatizanları siviller üzerinden kara propaganda yapıyor. TSK sivil hassasiyeti gereği meskun mahallerde yürütülen harekatta sadece Fırat Kalkanı Harekatı’nda 72 şehit vermiştir. Bu harekatta adeta iğne ile kuyu kazılarak hareket edilmiştir. Fırat Kalkanı harekatının süre olarak uzun sürmesinin ve şehit sayımızın yüksek olmasının nedeni bu hassasiyettir.

Terör örgütü DEAŞ’ın Fırat Kalkanı Harekatında meskun mahallerde inşa ettiği tüneller ve savaşı meskun mahale taşıma çabasının AFRİN’de de uygulanacağı kanaatine sahibim. Bu sayede çatışma süresini uzatmak askerimizin zayiatını arttırmak amaçlanacaktır. Bölgeden gelen haberlere göre özellikle MİNNİĞ (Minnak) havaalanı bölgesinde terör örgütünün ciddi yığınak ve tahkimat yaptığı ifade edilmektedir.

PYD/YPG/PKK da DEAŞ’ın taktiği ile hareket edecektir. Biz yaşatmak için varız, öldürmek için değil. Terör örgütleri ve arkalarındaki güçler bunu çok iyi bilmektedirler. Türk ordusu bölgede yaşayan tüm halkların huzuru güveni ve mutluluğu için ordadır. PYD Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgeleri ele geçirdikten sonra Türklere ve Araplara “bu topraklar artık bizim terk edin” dediği gibi DENMEYECEKTİR.

Kürtler ne öldürülecek nede korkutulacaktır. 16 haneli bir köyde 3 hane Kürt ise PYD/PKK burayı KÜRDİSTAN ilan etmektedir. Bunun neticesinde Araplar, Türkler ve hatta muhalif Kürtler ya çatışmak zorunda kalmış yada göçe etmek zorunda kalmışlardır.

Terör örgütleri kara propaganda yapıyor.

Şanlı ordumuz şanlı tarihi boyunca masum savunmasız insanlara asla zarar vermemiştir. Böyle olduğu halde ordumuzun sivillere karşı katliam yaptığını söyleyerek iftira ve asılsız ithamlarla algı oluşturup bunu batıdaki alıcılara satma çabasına girilmiştir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner624