15 Haziran 2018 Cuma 00:00
Erdoğan, Alem-i İslam için büyük şans

Güldalı Coşkun

Bir Güzel Adam’ın Tanıklığı: Zübeyir Yetik (2)

— Hocam, Tayyip Bey demişken.. Recep Tayyip Erdoğan, bu hareketin içinden gelen bir isim ve bugün Türkiye siyasetinin en önemli figürü. Kendisiyle ilk tanıştığınızda, hangi pozisyonda idi ve sizde nasıl bir intiba bırakmıştı?

— Milli Gazete’yi yönettiğim dönem; 1974 veya 75... Milli Selamet Partisi Beyoğlu İlçe teşkilatınca “sohbet” için davet edildiğimde tanıştık diye hatırlıyorum. Henüz Gençlik Kolu Başkanı değilken (bu göreve 1976’da geliyor) sergilediği performansı dikkatimi çekmiş olması, edindiğim intibaa işaret olarak alınamaz mı?  Sonrası, partide farklı kademelerde başkanlıklar, Milletvekili adaylığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, hapishane dönemi, AK Parti’nin kuruluşu, seçim zaferi, başbakanlığı ve nihayet Cumhurbaşkanlığı… İlk görüşmemizde başlayan ve sonrasında gelişen benim “fart-ı muhabbet” diye yorumladığım bir gönül bağım oldu, hep, Tayyip Bey’e karşı; bu uzun süreçte tek bir elin parmak sayısından daha az ve belki de toplamda saatle bile anılamayacak kadar kısa olan görüşmelerimize rağmen. Onu ve adımlarını dışarıdan/uzaktan izlemek, takdir duygularımın devamına ve böyle bir muhabbet beslememe yetiyor, artıyordu bile..  Düşünün ki, sayısı üç-beş olan -kimisi de “aracı”lı- istişari görüşmelerimizin en uzunu Belediye Başkanı olduğu dönemin sonlarına doğru, ancak bir kaç dakika sürmüştü… Böylesine “uzaktan” ve bu derece “yakın”…

Erdoğan’a tavsiyeler

— İlginç... Hocam, bu “en uzun istişare” bahsini, çok özel değilse, anlatmanızı istesem…

— “Bem-Bir-Sen” Genel Başkanı olarak veya Memur Sen adına görüşme için yapılan bir ziyaret...  28 Şubat kararlarıyla sonuçlanacak kasırgaların estiği dönem... Refah Partisi de gidişattan payını almış, kongreler, yönetime girme çabaları filan… Tayyip Bey, Parti Başkanlığına aday olması konusunda fikrimi sordu. Ona, “Partinin akıbeti bile belli değil, biraz sabretseniz. Bu fırtına dinsin. Parti kapatılırsa yeni bir oluşum için girişimde bulunsanız, bence daha uygun. Bu süreçte -gerekirse- bir dönem daha Belediyede bulunun. Ben, huyumu bilirsiniz yalakalık yapmam, size bir sorumluluğunuzu hatırlatmak için şunu söyleyeceğim: Sizi İslam Âlemi için bir şans olarak görüyor ve hengamede heder olmanızı doğru bulmuyorum…” dedim.. İstişaremizin tamamı bu kadar…

— Sormam şart oldu Hocam: Düşünceniz, görüşünüz hâlâ böyle mi?

— Evet; hâlâ böyle… Sonraki gelişmelerin tamamı bu öngörümü teyit etti, hatta güçlendirdi. Tayyip Bey bu ülke için, bu ümmetin geleceği için büyük bir şans… O yüzden önümüzdeki 24 Haziran Seçiminde de onun desteklenmesi gerektiği kanaatindeyim.. Bu, yalnız bu ülkenin geleceği bakımından değil, mağdur ve mazlum ümmetin geleceği, yani kendine gelerek toparlanması, zilletten izzete doğru yürüyüşle başlaması için de verilmesi gereken bir destek… Tayyip Bey, tekrar olacak ama yine de hatırlatayım, bu ümmet için bir şanstır; bu kanaatim hiç değişmedi, hatta güçlendi…

‘Miras kavgasını bırakın, Müslümanları kurtarın’

— Affedersiniz, ama, bu “şans” konusundan nasıl bu kadar emin olabildiniz, hâlâ nasıl olur da emin oluyorsunuz?

İslamcılarca toplantılar yapılıyor, benim de ilkine katılıp sonrasından uzak durduğum toplantılar… Katıldığım o toplantıda konuşmalar “siyasal miras” odaklı.. Hemen belirteyim, Tayyip Bey yok.. Parti kapatılırsa, yenisi için eli çabuk tutmak, kapatılmazsa yönetime gelebilmek konuşuluyor. Müslümanların kan kustuğu aşamada bu miras kavgasını ibretle izliyorken, bana söz verilince, “Arkadaşlar, şu miras kavgasını bırakın da, Müslümanları bu uçurumdan kurtarma çareleri arayın” dedim.. Çare için önerimi sormaları üzerine de o anda toparlayarak şunları söyledim: “Mekke Kongresiyle başlayan ve bize tercümelerle gelen Siyasal İslam, evet, ufkumuzu açtı, fikrimizi genişletti ve olgunlaştırdı; tamam. Ama işte 90 yılın sonunda yolumuzun tıkandığını görüyoruz. Türkiye öyle, Cezayir öyle.. Bu gidişle diğer yerlerin de farkı kalmayacak. Yeni bir söyleme ihtiyacımız var” dedim. “Yeni Söylem”i sorduklarında da, “Mesela” dedim, “İslam hukuku yerine, İslam’ın Fıtrat üzere olduğunu dikkate alarak Doğal Hukuk ya da kavgada devleti muhatap almak yerine Firavun Melesi paralelinde OIigarşi diyelim. İşlerimizi şûrayla görme buyruğunu da Katılımcı Demokrasi diye ifadelendirelim.. Bunun gibi bir söylem…”  diye sözlerimi tamamladım. Toplantıdan çıkınca önerimin bir “birikim” sonucu olduğunu fark ettim. Kitaplaştırmak ya da makalelere dökmek konusunu teemmül ederken önüme açılan Sendika kapısını bu söylem için biçilmiş bir kaftan telakki ettim ve hemen Anadolu yollarına düşerek konferanslar, sohbetler, basın toplantıları, TV ve radyo programlarıyla, Müslümanlar için korunak olsun diye, bu düşüncemi yaymaya başladım. İşte Tayyip Bey’le istişare tam da bu döneme denk gelmişti. Bu düşüncemin “zamanın aklını” okumak olduğu kanısındaydım ve Tayyip Bey’in de “zamanın aklı”nı okuyacak bir karihaya sahip bulunduğu inancıyla -İslam anlayışımızda farklılıklarımız olsa da- bu bahiste görüşlerimizin örtüşeceğini düşünüyor ve böyle bir yaklaşımın onun konumu ve pozisyonuyla desteklendiğinde “şans” oluşturacağına kanaat getiriyordum, daha doğrusu getirmiş olacağım ki, “şans” konusunda emin bulunuyordum. Nitekim AK Parti’nin “zamanın aklı”nı okumaya uygun ve uyumlu ilkeleri ve yürüyüşü de yanılmadığımı, “emin” olmakta haklılığımı gösterdi…

‘Erdoğan, tam bir Anadolu insanı’

— Hocam, şu “İslam anlayışımızda farklılıklar olsa da” cümleniz dikkatimi çekti.. Nasıl farklılıklar diye sorsam…

— Uzun süreceği için ayrıntıya girmeyecek, konuyu aydınlatmaya yeterli olacak bir kalıp vereceğim. Tayyip Bey, halk deyimiyle tam tamına bir “Anadolu insanı...” Anadolu’da yaşanan İslam ise, tarihen sabit ve halen de meşhut olduğu üzere Yesevi tornasından geçmiş bir öğreti; Yunus’lu, Rumi’li, Hacı Bektaş’lı, Edebali’li, Akşemsettin’li, türbeli, şeyhli, mürşitli-müritli, menkıbelerle örülü, Gazali etkisiyle Maturidilik adı altında, sanısıyla Eşari itikadine bağlı, Sufiliği de -her nasıl olmuşsa- bünyesine dâhil ederek kendini “Sünnilik” ya da “Ehl-i Sünnet” diye adlandıran bir İslam anlayışı… Tayyip Bey, izlenimime göre, böyle… Ben ise, Sünnilik, Şiilik, Vehhabilik, Selefilik, Kadiyanilik, Bahailik ve  varsa bütün diğer şuculuk ve buculuk şemsiyesinin dışında, Sünnet ve Hadisleri de ancak Kur’an’a arz ederek “sahih” sayıcı bir anlayışla Kur’an’ı merkeze alan, daha açıkçası dinin tek kaynağı olarak Kur’an’ı kabul eden bir İslam anlayışına sahibim, tıpkı Resulullah’ın da Kur’an’ı dinin tek kaynağı kabul edip, ömrü boyunca bu kaynaktan aldıklarını uygulamaya koyuşu gibi.. Farklar, işte bu yaklaşımların yol açtığı ayrıntılarda… Sanırım yeterli bir yanıt oldu.

— Facebook sayfanızda durum tespitlerinde bulunuyor ve bir bakış açısı koyuyorsunuz ortaya. Örneğin şu paylaşımınız hakkında, günlerce sürecek fikir tartışmaları yapılabilir.

“Yeni bir coğrafyaya göçme, taşınma aşamasında/şartlarında değiliz...
Meselemiz mührümüzü basarak coğrafyamızı -memalik'ten öte- yurt edinmek...
Bunun için güçlü/büyük/milli/"yerli" bir "Devlet", evet, lakin yetmez/yetmiyor..
"Medeniyet" mührü gerekli... Medeniyet için de -İmar'a evet, ancak-  bir "ruh"a, bir "devlet imanı"na, bir "ülkü"ye ihtiyaç var..
"Tarih" mi, "Doğu" mu, "Batı" mı esas alınacak yoksa sahiden bir "yeniden doğuş" mu?
Yanıtlamak zorunda olduğumuz soru, bu...”

— Sizce Hocam, biz neyi esas almalıyız? Sanki tıkandık. Zira; bildiğiniz gibi homojen bir yapı değiliz. Cumhuriyet, her ne kadar homojen veya tek tip bir ulus yaratmaya çalıştıysa da bu gömlek bize dar geliyor ve dikiş tutmakta zorlanıyoruz. İmparatorluk bakiyesi bir ülke olarak, birbirimizle didişmeyi bırakıp, yeniden bir olmayı başarabilecek miyiz?

 — “Zamanın aklı”nı esas almalıyız desem, yeterli olur mu, bilmiyorum. Bakınız, sizin de değindiğiniz bir Cumhuriyet, daha doğrusu bir “Cumhuriyet Nesli” vardı ve var. Oldukça başarılı bir “sosyal yapılandırma” örneğidir. Orada olduğu gibi ilk okuma kitaplarından itibaren örgün ve yaygın eğitimde esas alınacak bol tekrarlı bir motto lazım bize: “İnsan” ve “insan hakları”… Kur’an’ın nüzul hikmeti, bu… “Zamanın aklı”nı bu hikmetle okumak ve okutmak... Kudema’nın “Âdil Devlet” vurgusunu, inanç ya da ırk gibi ayraçlara itibar etmeden “ülkü”leştirerek yaşama geçirmek. Eğitim.. Eğitim.. Eğitim… Müfredat programları, TV ve radyo programları, kitaplar, küçüklere ve büyüklere masallar ve romanlar.. Milli Eğitim seferberliği.. Kültür Bakanlığı da türbeler yerine insanları imar etmeye başlasa ya artık… Uzun konunun mikro filmi, bu kadar…

YARIN: Feto meydanı boş buldu!

Son Güncelleme: 15.06.2018 15:04
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.