https://twitter.com/alimuratkirik

Evi olacaktı, arabası olacaktı, maaşı, yatı, katı olacaktı…

 Esmer olacaktı, kumral olacaktı, 20-30 yaş arası hiç evlenmemiş olacaktı…

 Evlenmiş boşanmış olabilirdi ama asla çocuğu olmayacaktı… Olsa da aynı evde birlikte yaşamayacaktı…

Daha iyi tanışabilmek için çaya çıktılar, akşam yemeğe bile gittiler.

 Her şey iyiydi hoştu, lakin elektrik alamamıştı…

 Bir döneme damga vuran evlilik programlarının en meşhur cümleleriydi bunlar… 2007 yılında Dest-i İzdivaç’la Esra Erol’un başlattığı bu furya; “kalkacak mı kalkmayacak mı?” tartışmaları arasında 10 yıl sonra 690 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sona ermişti.

 Dile kolay 10 yıl… Bir nesil kayboldu, bir nesil köreldi…

Kimler sunmadı ki bu programları… Seda Sayan, Uğur Arslan, Songül Karlı, Zuhal Topal, Hande Ataizi, Seda Akgül ve akla gelmeyen daha niceleri…

Toplumun ne örfü kaldı ne adeti, ne gelenekleri kaldı, ne görenekleri!…

Herkes birbirinin arkasından atıp tuttu, taliplerin biri gitti, diğeri geldi. Uçağa, trene atladılar stüdyoya geldiler. Reyting uğruna her türlü kavgayı, gürültüyü yaptılar. Amerikalı ressam ve film yapımcısı Andy Warhol’un “Herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak.” sözünü tasdiklediler…

 Adayların kimisi fuhuş operasyonunda göz altına alındı, kimisi adam öldürmeye teşebbüsten hapsi boyladı.

İşte bir devir böyle kapandı!

Yeni yayın dönemi geldi çattı! Yapımcılar kara kara düşünmeye başladı. Evlilik tiyatrosu yerine ne uygulanacaktı? Reyting uğruna hangi ahlaksızlıklara yer verilecekti? Ancak kolaya alışılmıştı bir kere… Alternatif hikaye, özgün fikir hak getire…

Neredeyse tüm programların ithal olduğu bir medya ortamında özgün bir fikir nasıl üretilebilirdi, hele ki reyting mücadelesinin olduğu ve bunun uğruna yapılan her türlü rezilliğin mübah sayıldığı bir ortamda…

 Düşündüler taşındılar en sonunda “hayatın içinden dramalar” sunma noktasında karar kıldılar! Bu sefer de evlendirerek değil ağlatarak, gererek toplumun psikolojisini bozmaya çalıştılar. Çocuğunun başkasından olduğunu öğrenen babayı teşhir ettiler, kendisini ünlü bir iş adamının gayri meşru kızı olarak tanıtan kadının yaptığı ahlaksızlıkları ekranlara taşıdılar.

Cinayet aydınlatmaya, suçlu bulmaya başladılar! “Gerçeğin peşinde” koştular! Vatandaşlara “artık susma” diyerek telkinde bulundular! Kurgulanmış olayları gerçek diye sunarak izleyici bulmaya çalıştılar…

Ancak hedeflenen olmadı, programların hiçbiri istenilen reyting oranını yakalayamadı!

Bu nedenle yayından kaldırılan programlar oldu, bir kısmının da eli kulağında… Bir kısmı ise acil format değişikliği kararı aldı. Çünkü netice fiyaskoyla sonuçlandı.

Şiddetin, cinselliğin, ahlaksızlığın, ayrımcılığın pompalandığı bu programlar tabiri caizse evlilik programlarını aratır oldu. Ailelerin özel sorunlarının milyonlarca kişinin önünde paylaşılması ne kadar etiktir? Ne kadar ahlakidir? Ailevi sorunların reytinge alet edilmesi ve birbiriyle sorunlar yaşayan genç çiftlerin reyting malzemesi halini alması içinde yaşanılan topluma ihanettir. Çünkü medyanın temel görevlerinin başında bilgilendirme ve eğitme yer almaktadır.

Gelen gideni aratır!

Birbirine benzer bu programlarla istenilen temel amaç “tekrardan eskiye dönmek” ve “evlilik programları daha masumdu” fikrini kamuoyuna benimsetmektir. Bu noktada yapılacak geriye dönüş toplumsal travmalara da neden olacaktır. Dolayısıyla RTÜK acilen gündüz kuşağında yer alan bu tarz programlara yönelik izleyici şikayetlerini göz önünde bulundurmalı ve çeşitli yaptırımlar uygulamalıdır.

               

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.