08 Haziran 2018 Cuma 12:27
Mevlana Hazretleri kimdir?

Mevlana Celaleddin-i Rumi Hazretleri 1207 yılında bugünkü Afganistan'da yer alan Belh'de doğmuş, uzun bir yolculuktan sonra Anadolu topraklarında Konya şehrine yerleşmiş ve Konya'nın manevi anlamda ihya olmasında büyük hizmet sahibi olan bir ariftir. Mevlana denilince ilk akla gelen aşk'tır. Ancak bu aşk mecazi aşk değil ilahi aşktır. Mevlana aşkın hakikatini Allah'a kullukta bulmuş, kul olmak ile Allah'a aşık olmayı özdeşleştirmiştir. Aynı şekilde Mevlana denilince akla gelen bir diğer kavram da hoşgörüdür. Nitekim Mevlana "hoşgörüde deniz gibi ol" sözleriyle bu prensibi dile getirmiştir. O yaşadığı dönemde çevresi için bir kandil gibiydi. Hem o dönemde çevresinde bir çok insanın hidayetine vesile oldu, hem de günümüzde kadar ve hala pek çok insanın İslam'a girmesine vesile olmaya devam etmektedir. 

Hz. Mevlana'yı en iyi anlatan onun 7 prensibidir. Bu prensipler şöyledir: "Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, Hoşgörülükte deniz gibi ol, Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol."

HZ. MEVLANA'NIN HAYATI

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı. mevlana dervislerSultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini  mevlana celaleddin rumimuhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler. Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolundu. Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını”görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk’ ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı. Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

Mevlânâ’nın Vasiyeti: Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.

Mevlana ve Mevlevilik 

Mevlevilik; tamamen sevgi ve hoşgörü üzerine kurulmuş bir müessesedir. Hazreti Mevlâna, yaradana gönül veren, bütün dünyadaki yaratıkları yaradandan ötürü sevmeyi ve bizlere sevgiden söz etmeyi öğreten bir aşk piridir. Denizi bir testiye dökersen ne kadar alır? Bir günün kısmetini İşte deniz nasıl testiye kabın genişliği kadar sığarsa Mevlâna da kelime kalıplarına ve bizim idrakimize, istidadımız nisbetinde sığar. Zaten Mevlâna en kuvvetli, en üstün idrakin de ötesindedir.

Aşık ol aşık, aşkı seç ki sen de seçilmiş bir insan olasındiye seslenir. Kendi varlığından geçerek Allah’ta fani olmak; yani Allah’a tam bir gönül bağlamak Allah’a giden en kısa yoldur. Gönlünü Hakk’a vermiş bir insanın artık kendi benliği kalmamıştır. Onun her zerresinden işleyen Allah’tır. Böylece o kişi nefsine uyup başkasına zarar verecek kötü işlerde bulunmaz. Allah ahlakına bürünmüştür. Hz. Muhammed ve Hz. Mevlâna bize bu vasıflarıyla örnek olmuşlardır.

Mevlâna cihana sığmayan hudutsuz bir varlıktır. Güzeli, doğruyu, iyiyi, aşkı, hakikati arayanlara müjdeler veren lâhudî sestir. Zulmette kalanlara teselli sunan Rahmani sedadır. Ayrılıktan inleyenlere şifa bahşeden devalı nefestir. İnsana insanı öğretendir. Her şeyin insanda olduğunu ve tüm evrenin insanın emrine verildiğini öğretendir.

Mevlâna büyük bir Hak aşığıdır. Aşkın efendisidir. Aşkta yok olmuştur. Bizzat aşktır. Aşkın ne olduğunu soranlara; "Benim gibi ol da bil, ister nur olsun, ister karanlık, o olmadıkça, onu tamamiyle bilemezsin." buyurur.

İnsan düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin fikir ve sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlâna Celâleddin-i Rûmi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir güneştir. Onun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir. O, bir veli hüviyetiyle gönüller coşturmuş, bir pir, bir mürşid olan insan aklını nur ile yıkamış, akıl ve gönülleri kirden ve ikilikten kurtarmış ve temizlemiştir. O, hiçbir şeyi inkar etmez, ama her şeyi birleştirir, bütünleştirir ve sevdirir. O kimseyi ayrı görmez; Çünkü O, herşeyin Allah’ın zuhur ve tecellisi olduğunu bilir ve bunu gönlüne ve insan aklına hâl olarak yansıtır.

Mevlâna, aziz ve yüce bir üstattır. Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı, tavrı, idraki, davranışları ve herşeyi ile yüceliği öğreten bir HAL ABİDESİ’dir. Peygamber’in gerçek temsilcisi, aşkın ve aklın en yüksek öğesi ve gerçeğidir. İnsan yaratılmışların en şereflisidir düsturuyla; her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlâna sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

Eserleri

MESNEVİ

Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla “İkişer, ikişerlik” demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.

Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî’de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.

Mesnevî her ne kadar klâsik doğu’şiirinin bir şiir tarzı ise de “Mesnevî” denildiği zaman akla “Mevlâna’nın Mesnevî’si”gelir. Mevlâna Mesnevî’yi Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi’nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram’da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

Mesnevî’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlâna Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.

Mesnevî’nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün – Fâ i lün’dür

Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî’sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

DİVAN-I KEBİR

Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr “Büyük Defter” veya “Büyük Dîvân” manasına gelir. Mevlâna’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr’in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr’in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

MEKTUBAT

Mevlâna’nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.

Fİ Hİ MA Fİ H

Fîhi Mâ Fih “Onun içindeki içindedir” manasına gelmektedir.. Bu eser Mevlâna’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd, aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.

MECÂLİS-İ SEB’A

(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb’a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna’nın yedi meclisi’nin, yedi vaazı’nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlâna’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. için tıklayınız. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :

1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç’daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah’ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.

Bu yedi meclis’de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.

BBC "Mevlana neden ABD'de popüler" sorusunun peşine düştü. İşte buldukları cevap:

1207’de Horasan’da doğan Celaleddin Muhammed Rumi’nin şiirleri son yıllarda milyonlarca sattı ve onu ABD’nin en popüler şairi haline getirdi. Dünya çapında da çok sayıda Rumi hayranı var.

Rumi’nin biyografisini yazan Brad Gooch, “Rumi her kültürde ilgi uyandıran bir şair. Hayatı boyunca 4000 kilometreden fazla yol katetmiş,” diyor. Gooch, Rumi’nin doğum yeri olan ve günümüzde Tacikistan sınırları içinde yer alan küçük kasaba Vahş’ın yanı sıra Semerkant’a ve İran’a; daha sonra onun 20’li yaşlarda Suriye’de eğitim gördüğü Şam ve Halep’e, oradan da ömrünün son 50 yılını geçirdiği Konya’ya gitmiş.

1244’te Tebrizli Şems ile tanışması Rumi’nin yaşamında bir dönüm noktası olur. “Rumi o sırada 37 yaşında, babası ve dedesi gibi geleneksel bir Müslüman din adamıdır,” diyor Gooch. “Aralarındaki elektriklenme ile başlayan ve üç yıl süren arkadaşlıkları boyunca ilişkileri aşıklar gibi midir, yoksa şeyh ile öğrencisi gibi mi belli değildir.” Üç yıl sonra Şems ortadan kaybolur. “Muhtemelen Rumi’nin oğlu tarafından öldürüldü ve bu ayrılığın Rumi üzerinde büyük etkisi oldu.” Rumi şiirde şifa buldu. “Şiirlerinin çoğunu 37 ila 67 yaşları arasında yazmıştır. Toplam 3000’i bulan şiirlerinin bir kısmı Şems’e aşk şiiri olarak, bir kısmı ise Tanrı’ya ve Muhammed Peygamber’e yazılmıştır. 2000 rubaisi vardır. Altı ciltlik Mesnevi en büyük eseridir.”

Ölümünden yüzlerce yıl sonra bile Rumi’nin eserleri hâlâ şiire, müziğe, romanlara, filmlere konu oluyor (Gooch, İngilizce tercümeleri Twitter’da @RumiSecrets adresinde paylaşıyor). Bu eserlerin bu kadar uzun yaşamasının nedeni ne?

İçe yönelen göz
Gooch, Rumi’yi “keyif ve aşk şairi” olarak adlandırıyor. “Eserleri Şems ile ayrılığı, aşkı, yaradılışın kaynağını, ölümü konu ediniyor. Rumi’nin bu eserlerdeki mesajları içinize işliyor ve size hitap ediyor.”

“Rumi günümüz açısından çok gizemli ve provokatif bir şairdir; Sufi geleneğini, vecde geçme durumunu, kendini adama halini ve şiirin gücünü anlamaya çalışıyoruz,” diyor Anne Waldman, Naropa Üniversitesi’nde şiir tekniği profesörü.

ABD’de Rumi ile ilgili bir kütüphane serisi başlatan Poets House adlı kurumun yöneticisi Lee Briccetti’ye göre ise “Rumi’nin şiirleri yer, zaman ve kültürleri aşarak hayatta olmanın nasıl bir duygu olduğunu ifade ediyor. Günlük hayatın sıradanlığı içinde kendi aşk ve heyecan arayışımızı anlamamıza yardımcı oluyor.” Briccetti, “güzelliği ve yansıması” bakımından Rumi’nin şiirlerini Shakespeare’inkilerle kıyaslıyor.

Amerika’da çevirileriyle Rumi rönesansını başlatan ve onu en çok satan şair haline getiren Coleman Barks ise Rumi’nin günümüze kadar gelmesinin nedenini şöyle açıklıyor: “Yaratıcılığındaki şaşırtıcı tazelik, şiirlerinde ortaya çıkan derin özlem, bilgelikle karışık şakacılığı.”

Barks’ın Rumi çevirileri 33 yılda 22 cilde ulaşmış. HarperOne yayınevi tarafından yayımlanan Rumi kitapları dünya çapında 2 milyon satmış ve 23 dile çevrilmiş.

Barks, yüzyıllar boyunca Türkiye’de ve İran’da kütüphanelerde ya da derviş toplulukları içinde saklı kalan Rumi şiirlerini son yıllarda araştırmacıların gün yüzüne çıkardığını ve İngilizceye çevrildiğini belirtiyor.

Döneminin 800 yıl ötesinde
Barks’a göre “Günümüzde dinlerin yarattığı sınırlara ve mezhep çatışmalarına son vermek isteyen güçlü bir eğilim var. Ve 1273’te öldüğünde cenazesine her dinden insanın gittiği Rumi de bu eğilime cevap veriyor.”

Rutgers Üniversitesi’nde Sufilik üzerine araştırma yapan ve Rumi şiirleri çeviren akademisyen Jawid Mojaddedi’ye göre ise “Rumi İranlı şairler arasında yenilikçi bir şair ve mutasavvıftı. Onun bugünkü popülerliğinin kökeninde yatan şey bu mistik zenginlik ile şiir tarzındaki cesur adımların bileşimidir.”

Mojaddedi, Rumi’nin şiire getirdiği dört yenilikten söz ediyor: Okuyucuya doğrudan hitap, öğretme arzusu, gündelik yaşama dair imgelem, aşk şiirlerinde kavuşmaya dair iyimserliği.

Mojaddedi, Rumi’nin altı ciltlik şaheseri Mesnevi’nin üç cildinin çevirisini tamamlamış. 26 bin beyit ile Mesnevi’nin tek kişi tarafından yazılmış en uzun mistik şiir olduğunu belirtiyor. Ayrıca İslam dünyasında Kuran’dan sonra en çok etkide bulunmuş eser olduğunu söylüyor. Mesnevi’nin Farsça orijinali öylesine etkiliymiş ki Osmanlı zamanında onun incelenmesi için özel kurumlar oluşturulmuş.

Yeni tercümeleri yayınlandıkça ve eserleri günümüzde karşılığını buldukça Rumi’nin etkisi devam edecek görünüyor. Onun insana ilham veren sözleri, şiirin günlük yaşamın idamesinde ne kadar büyük bir yeri olabileceğini gösteriyor.

Son Güncelleme: 08.06.2018 13:56
Anahtar Kelimeler:
Mevlana
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.