18 Mayıs 2018 Cuma 00:00
Oruç: Yenile(n)mek

Prof. Dr. Mustafa TEKİN

İnsan alışkanlıklarının çocuğudur. Gündelik hayatın bilgisi ile hayatını yaşamaya devam eder ve bu hayatta her şey olağan gittiği sürece, sorgulamaya çok fazla konu olmaz. Oruç, işte bu sıradanlığı bozarak sorular üretilmesini sağlar. Doğrusu ramazanın bir ay olması da süre olarak buna imkan verir.

Bu açıdan ramazanı hem beden hem de düşünce iklimi açısından yenile(n)me imnkanı olrak görmek gerekir en başta. Önce beden ile başlayalım. İçinde yaşadığımız çağ tüketim toplumu ve tüketim kültürü ile karakterize edilmektedir. Tüketim toplumu, insanın kimlik kazanımını da tüketimi üzerinden şekillendirmektedir. Buna göre insan tükettiği kadar vardır ve tükettiği şeylere göre kimliği şekillenmektedir.

İkincisi, tüketim toplumunun önümüze koyduğu fikir; insanın hiçbir şeyden kendisini mahrum etmemesi gerektiğidir. “Mahrumiyet” reklamlardan filmlere ve haberlere kadar her yerde negatif bir bakış açısıyla değerlendirilir. Bu sebeple de bireyler kendilerini hiçbir şeyden mahrum etmemelidirler. Bu fikrin yarattığı bir takım sonuçlar vardır ki, kişinin arzularını geleceğini ipotek etme pahasına yerine getirmesi; yani büyük bir borç altına girmesidir.

Bu perspektif oruca da hoş gözle bakmamaktadır. Çünkü oruç da bedenin uzun bir süre yiyecekten, sudan yani bir takım arzulardan mahrum kalması demektir. Artık böyle bir mahrumiyetin mantığı nedir diye sorulmaya başlanmıştır.

Mahrumiyetin çok derin boyutlarda yaşanması insan için sağlıklı değildir. Meselâ; aşırı fakirlik, kişiyi yanlış yollara saptırabilir; tıpkı aşırı nimetin saptırma ihtimali olduğu gibi. Ama insanın kemale erebilmesi mahrumiyetlerle birlikte mümkündür. İslam mentalitesi açısından bakıldığında, nefsin birçok arzuları vardır. Bu arzular anında yerine getirilmek isterler. Fakat insanın kemale ermesi, yani insanlık bakımından olgunlaşması bir takım maghrumiyetlerle birlikte mümkündür. Bu açıdan da tüm arzuları yerine getirmek değil, ona mahrum olmayı da öğretmek gerekiyor. İşte oruç bunun eğitimini insana sağlamaktadır. Hz. Peygamber (SAV)’e atfedilen bir hadiste, “bir insanın canının çektiği her şeyi yemesi, ona israf olarak yeter” buyururlar. İnsan arzuları dizginleştikçe kemale erecektir.

Bütün dinlerde oruç veya oruca benzer perhizler mutlaka bulunur. Dolayısıyla temel mentalite hepsinde aynıdır. Pre-modern dönemde temel mantık, insanın tabiata uyumu ve kendisini değiştirmesi üzerine kurulu idi. Bu, insanın nefs-i emmaresini kontrol etmek üzerine dayanıyordu ve bu sebeple “içsel kontrol” ve “içsel dönüşüm”ü önemsiyordu. Dolayısıyla insan bir hakikati bütünüyle barındırmıyosa şayet, bu durumda hakikate ulaşmak için içsel dönüşümü sağlamalıydı. Bunun ilk baştaki yeter şartı, bedenin kontrol edilmesi idi.

Modern mantık ise, insanın kendisini (dolayısıyla arzularını) merkeze aldığından, değişmesi gerekenin insan değil dış dünya olduğunu belirtmiştir. Doğal olarak, işe tabiatı değiştimekle başladı ve sonra her bir insanı mikro tanrı haline getirdi. İşte tam da bu sebeple, orucu mantığı alamıyor ve bunu insanın mutlak anlamda mahrumiyeti olarak gören zihniyet giderek sirayet ediliyor ve içeselleştiriliyor.

İnsanın kendisini gerçekleştirmesinin, insanlık yolunda kemale ermesinin, arzuların kontrolünden geçtiği ve dolayısıyla bedenin bazı mahrumiyetlerden geçmesi gerektiğini oruç bize hatırlatıyor ve talep ediyor.

Bu yaz gününde akşamleyin iftarda ilk içtiğiniz bir bardak suyun tadına varabilmek için, oruç tutmak gerekiyor. Böylece “su içme” faaliyetini bile sıradan olmaktan çıkarıp hayattan tat almaya başlayacaksınız.

Son Güncelleme: 17.05.2018 17:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.