Eskişehir CHP’de bayramlaşma sırasında milletvekili adayları sırayla konuşmalarını yaparken, sıra CHP Eskişehir Milletvekili Adayı Sibel Yeşildal’a geldiğinde, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir konuşma duyuluyor. Sözlerine Ramazan Bayramı’nı kutlayarak başlayan Yeşildal, "Çok değerli yol arkadaşlarım, öncelikle hepinizin Ramazan Bayramı’nı kutluyorum. Bu arada bir konuyu da atlamadan geçmek istemiyorum. Biliyorsunuz bize bu bayramları armağan eden Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını sizlerin huzurunda saygı ve rahmetle anıyorum" diyor.

Şimdi bunun neresini düzeltelim. Gülelim mi ağlayalım mı? Klasik bir CHP’li çıkışı işte! Cehalet mi, bilgisizlik mi? Kasıt mı şuursuzluk mu? Cehalet gibi gözüküyor. Hadi biz adayın cehaletine verelim de konu kapansın. Ancak meselenin bir boyutu çok önemli. Bu insanlar milletin oylarıyla seçilip meclise gidecekler ve milleti temsil edecekler. Ramazan Bayramı’nın milli değil dini bir bayram olduğunu bilemeyecek kadar cahil olan, bu bayramı Atatürk’ün, yani bir kulun, yani bir faninin değil, Allah’ın kullarına armağan ettiğini dahi bilebilmekten aciz olan bu insanlar kimi, nasıl temsil edecekler? Din bilgilerindeki eksikliğe mi, cehalete mi yanalım? Milletin değerlerine uzak oluşlarına mı yanalım, yoksa toplumun ortalama kültüründen dahi son derece uzak olduklarına mı yanalım! Gülünecek bir tarafları varsa o da şüphesiz ahmakça cehaletlerini serdetmeleridir.

CHP bu kafayla normal yollardan bu ülkede asla iktidar olamaz. Çünkü CHP ile bu millet arasında büyük bir doku uyuşmazlığı var. CHP bu milletin gündemine cebren sokulmuş bir hançerdir. Türk modernleşmesinin yukarıdancı, seküler aleti olan CHP, maalesef cumhuriyetin ilk yıllarında rejime damgasını vurmuş ve milleti büyük oranda zehirlemiştir. Bunu bazen baskıyla bazen de hileyle yapmıştır. Memleketteki dini ve kültürel yabancılaşmanın büyük müsebbiblerinden birisi şüphesiz CHP’dir. CHP faşizan, totaliter, otoriter ve seküler uygulamalarıyla Müslüman Türk milletinin gevurlaştırılması için elinden geleni yapmıştır. Ancak ülke bunların sayesinde öyle bir hale getirilmiştir ki millet ne tam anlamıyla batılı olabilmiş ne de tam olarak doğulu kalabilmiştir. Bugünkü dinsiz, kimliksiz, toplumuna yabancılaşmış, elitist, jakoben kalabalıkların büyük ve ilk sorumlusu ne yazık ki CHP’dir. CHP sayesinde toplumun İslam’la olan bağı koparılmış, dini pratik baskı altına alınmış, kamusal alandan din tamamıyla silinmek istenmiştir. Şimdi kendi hallerine ağlayıp dursunlar bakalım. Normal yollardan ömrü billah iktidar yüzü göremezler. Ancak ve ancak geçmişte olduğu gibi bir askeri darbe olup da zorla işbaşı yaptırılırlarsa iktidar umutları doğar. Yoksa Bağdat Caddesinin, Çankaya’nın, Bodrum’un oyuyla iktidara gelebilecekleri vaki değil. Bırakalım onlar Ramazan Bayramı’nı Şeker Bayramı olarak kutlamaya devam etsinler. Hatta Kurban Bayramı yerine “Kuşbaşı Bayramı filan da icat etsinler de milletle aynı bayramı kutlamak zorunda kalmasınlar. Hatta mümkünse sırf CHP’lilerin paşa gönlü için bir “şeker” bir de “kuşbaşı” bayramı ihdas edelim onlar bu bayramları kutlayadursunlar. En azından milletin bayramlarına göz dikecek kadar acizleşmemiş olurlar. Zavallılar…

***

Ne hale geldik!

Birisi kalkıyor savunmasız bir hayvanın, minicik bir köpeğin patilerini kuyruğunu kesip yol kenarına, ölüme terk ediyor. Birisi kalkıyor hastane koridorlarında alkollü kafayla kendisini muayene edecek doktora uçan tekme atıyor, öbürü kalkıyor kendi yavrusuna kurşun sıkıyor, bir diğeri kendi kızına tecavüz etmeye kalkıyor, bir başkası trafikte hakkı olmayan bir yolu kullanıyor, hem suçlu hem güçlü vaziyette muhatabına küfürler, tekmeler sallayabiliyor.

Noluyoruz beyler? Rahatlık canınızı mı sıktı? Eksiğiniz, derdiniz nedir? Fakirlikse, kurtulmanın yolları var. İnanç eksikliği ise vicdan yoksunluğu ise diyecek bişey yok ama bu rezillikleri yapmanızı gerektirmiyor. Kültürel yozluksa her önüne gelenin kendisinden başka bir canlıya zarar vermesi Allah’ın kanunu değil. Bunalım ise her bunalanın bir yeri yakıp yıkması, başkasına zarar vermesi gerekmiyor! Hadi diyelim ki hepsi, o zaman devlete büyük iş düşüyor; caydırıcı cezalar koymak. Madem ki bu olayların arkasında daha büyük sosyolojik, dini, kültürel ve sosyal sebepler var, madem ki bu hsatalıkların, bu saçmalıkların kısa sürede tedavi edilmesi mümkün değil, o zaman uzun sürecek bir rehabilitasyon sürecinde insanların en azından başkalarına zartar vermesini engelleyecek caydırıcı cezalara ihtiyaç var. Bunu yapacak olan da devlettir.

Mesela doktor dövene hastanede bir ay ücretsiz müstahdemlik yapma mecburiyeti ve para cezası, bir hayvana zulmedene misliyle mukabele, tecavüze hadımdan daha ağır bir ceza, mesela 3 yıl hücre cezası gibi… Trafikte adam dövmeye kalkana 5 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası gibi caydırıcı cezalar koyun bakın nasıl uslanıyorlar. İçimizdeki bu şuursuz psikopatların hakkından ancak bu cezalar gelir. Çünkü bunlarda Allah korkusu yok, kul hakkı mefhumu yok, polisten jandarmadan zaten korkmuyorlar. Öyleyse kimini kodese, kimini de akıl hastanesine yatır, bak bir sene sonra cesaret eden çıkıyor mu? Ha bu şu demek değil. Yani uzun vadeli rehabilitasyona dönük politikalar uygulanmasın. Asla bunu kast etmiyorum. Ama bir kaç kişi ağır ceza aldığında diğerleri bu suçları işlemeye cür’et edemeyecektir. Eden de sonucuna katlanacaktır.

***

Gevur Yapınca Oluyor, Biz Yapınca Höst Deniyor?

Barcelona’ya gitmiştim yaklaşık 10 sene evvel. Bizi gezdiren ve orada yaşayan Türk rehbere “neden insanlar trafikte çok sakinler. Mesela şurada şimdi bir kaza oldu hiç kavga etmediler, neden bu kadar sakinler?” diye sordum. Rehberimiz dedi ki “burada trafik ortamında kavga etmenin çok büyük cezası var. Önce şu kadar para cezası, sonra da şu kadar adli ceza… Yoksa insanların sinirleri alınmış değil.” Şaşırmadım, adamlar düzeni bazen kültürel ve ekonomik gelişmişliğin sayesinde bazen de caydırıcı cezalarla sağlıyorlar. Yani tek başına kültür ve refah yetmiyor. Biz bunları teklif edecek olsak dünya ayağa kalkıyor. Hele de hukukçuların ağzı burnu durmuyor. Vay efendim ağır cezalar orantısızmış, vay efendim insan haklarına adalate aykırıymış, falan filan… Gavur yapınca oluyor, biz yapınca höst çekiliyor nedense?

***

Çöpü Yolun Kenarına Fırlatan Alamancı!,

Birkaç sene evveldi. Hep birlikte memlekette, köydeydik. Dayımın oğlu da gelmişti. Bir gün bizim dayıoğlu bir gurbetçinin arabasına biniyor şehre inmek için. Direksiyondaki Alamancı arkadaş elindeki çöpü yolun kenarına fırlatıyor. Dayıoğlu uyarıyor. Verdiği cevap şu. Haklısın şimdi ben bunu Almanya’da yapsaydım 70 Euro cezası vardı! Dayıoğlu da yapıştırıyor cevabı: “Köyün çöplük mü, köyünün ne suçu var!” Ha demek ki cezanın suçtan caydırma özelliği var. Bazen eğitimle halledemediğin işi cezayla halledersin. Ha diyeceksiniz ki o adam kültürlü-eğitimli-şehirli olsa bunu köyünde de yapmazdı. Doğru ama değil ne yazık ki! E geriye o zaman caydırıcı ceza kalıyor. Türkiye’de bence siyasiler toplumdan bir sonraki seçimde oy alamam korkusuyla toplumu biraz bunaltacak cezalar ihdas etmekten kaçınıyorlar. İşin çözümsüzlüğü biraz tribünlere oynamakla alakalı! Oysa insanlar bazen bazı suçları kasten ve bilerek işliyorlar. Bunların eğitimsizlikle alakası yok!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.