Netameli bir seçim sürecini daha geride bıraktık. Her seçim öncesi yaşadığımız “bundan hayatisi olmaz” sendromu bu seçimde de depreşti, bizatihi seçimi kazanmanın çözüm olacağı yanılgısına bu seçimde de düşüldü. Oysa tarihsel serencamımız gösteriyor ki bir sonraki seçimde sendromumuz yeniden depreşecek ve seçim kazanmanın çözüm ile eşanlamlı olmadığı yeniden görülecek. Bugün yaygın şekilde seçimi, meselenin nihayeti olarak görenler esasında zor ve sancılı bir sürecin yeni başladığından bihaber olanlardır. Bu açıdan ne biten ne de kemale eren bir şey var. Hayatın niyetlerimiz, düşüncelerimiz, duygularımız, iradelerimiz ve eylemlerimiz üzerinden cereyan eden gerilim-çatışma ve ittifaklar ile şekillendiğini göz önünde bulundurduğumuzda nereye doğru gittiğimiz, gideceğimiz ve gitmemiz gerektiği biteviye güncellenmesi gereken bir mücadeleyi zaten zorunlu kılıyor. Dolayısıyla sevgi-nefret türbülansında savrulmamak ve ülkenin kuruluş yıllarından miras kalan yozlaştırıcı dil ekosistemine esir düşmemek temel vazife olarak duruyor.

Bu açıdan referandum mevzusunu, Heidegger'in düşünce üzerine yaptığı ayrımı gözeterek ele almakta fayda var. Heidegger hesaplayıcı düşünme ve sükûnetle düşünen düşünme şeklinde bir ayrım yapar ve dünya için giderek büyüyen tehlikenin-tehdidin sükûnetle düşünen düşünmenin giderek hesaplayıcı düşünmenin baskısı altında görünmez hale gelmesi/anlamlı/zorunlu bir seçenek olarak akla gelmeyecek şekilde kaybolması olduğunu ifade eder. Tam da bu nedenle “çağdaş insan düşünmeden firardadır”, der . Zira sükûnetle düşünen bir varlık olan insan, özel türde bir düşünme olan hesaplayıcı düşünme ile verili şartları hesaba katıp tasarlayan, araştıran, örgütleyen kısacası hesap eden, bir fırsattan diğerine koşan düşünmedir. Sükûnetle düşünen düşünme bir coşku halinden ziyade sükûna ihtiyaç duyan, şatafattan uzak, buraya, yaptığına, yapılana ve yapılması gerekene odaklanan sakin ve sahici bir düşünmedir. Her türlü gerilim ve kutuplaşmanın tetiklendiği bir vasatta sükûnet başlı başına bir meziyet. Dünyanın hızdan-hareketten başının döndüğü bir dönemde hele bunu başarabilmek, işin nasıl çetin ve mühim olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla hesaplayıcı düşünmenin sınırlı bir evreni dikkate alarak yaptığı okumaya mahkûmiyetimizi öteleyerek birkaç hususun altını çizmekte yarar var. Zaten herkes bir şekilde ortaya çıkan sonuçları irdeliyor. Eksikleri, yanlışları ortaya döküyor, dökmekte de fayda var. Bunu kurumsal yapılar başta olmak üzere tüm kesimlerin kemali ciddiyetle yürütmesinde ayrıca ülkenin yarınları için zorunluluk taşıyor. Türkiye'de ki sosyolojik devinimini dikkate alarak “Evet” cephesinin özellikle bu cephedeki Ak Parti'nin sonuçları dört başı mamur ele almasında zaruret var. Ele alma çıkan sonucun “neden yüzde 51 çıktı?” üzerinde tüketilmesi değildir. Daha şümullu bir şekilde, araç-amaç uygunluğundan olası tüm komplikasyonlarına, varoluşsal gereksinimizden pratik-pragmatik sonuçlarına değin, meselenin ele alınıp tartışılmasıdır.

Tabi Ak Parti kanadı şeklindeki vurgu sadece kurumsal düzeyde partinin bir muhasebede bulunmasını ima etmiyor. Aynı zamanda Ak Parti tabanının bu işte rol almasının önemini vurguluyor. Özellikle referandumun propaganda sürecinde parti sözcüleriyle özdeşleşen hatta çoğu yerde onları da geride bırakan bir şekilde kendini kaptıran kesimlerin vaziyetlerini gözden geçirmelerinde bilhassa zaruret var. Bu abartılı destekte tuhaf bir şeylerin olduğunu görmek için ciddi raştırmalara gerek yok. Zira çoğu zaman koparılan vaveyla ihmal edilen bir şeyleri örtmeye, dikkatleri başka yöne çekmeye matuftur.

İkincisi ortaya çıkan sonucu başarı olarak görmek çok teknik-hesaplayıcı düşünme- ve dar bir bakış açısıdır. Zira çıkan sonuç altı çizilmekten ziyadesiyle hoşlanılan dış koşulların sonucu olarak değil içsel zaaflar nedeniyle olmuştur. Ve bu sosyal-siyasal kümenin potansiyeli-ufku dikkate alındığında ortaya çıkan sonucun tartışmaya açık olduğu ortadadır.

Üçüncüsü sorun çözme iddiasının-söyleminin gerçekten de sorun çözücü olup olmadığını irdeleme gerekliliğidir. Sorunları büyütmek, yönetilemez hale getirmek, kontrolsüz ve yüksek maliyetli hale getirmek riski ile karşı karşıyayız. Zira kurucu irade olma iddiası aynı zamanda ötekiyi de kuşatacak, sağaltacak bir vaziyeti zorunlu kılıyor. Bu hem yönetilebilirliği sürdürmenin gerekliliği hem de olması gerekendir.

Dördüncüsü behemehal yandaşlığı bir rant talebi şekline büründüren, aleni bir kayırma ve imtiyaz beklentisine dönüştüren yapılara karşı adil-şeffaf ve öngörülebilir bir sistemin inşası hayata geçirilmelidir.

Beşincisi siyaset-medya arasında şekillenen ilişki son sonuçlarda da görüldüğü gibi netice alıcı olmadığı gibi tersine yıpratıcı ve maliyetlidir. Ayrıca ilkesel ve ahlaki değildir ve daha da önemlisi hem siyaseti hem medyayı hem de toplumsal yapıyı ifsat edici niteliktedir.

Altıncısı vaziyeti zaten tartışmalı olan hukuk mekanizmasının behemehal tesisine ilişkin bir sürecin başlatılmasıdır. Yaşanan darbe sürecinin oluşturduğu fiili askıya alma durumu, el atılması ve giderilmesi gereken öncelikli gündem maddesidir. Tarihsel olarak kamu vicdanını yaralayan niteliği açık olan bu husus özellikle 15 Temmuz sürecinin eklemlenmesiyle iyice mağduriyet-umutsuzluk üreticidir.

Din, eğitim, ekonomi, kültür, yerel yönetimlere ilişkin pek çok hususun ilişkilendirilebileceği bu süreç, başta da belirtildiği gibi, sadece siyasi partilerin sırtına bindirilerek hal yoluna koyulabilecek bir durum değil. Nitekim bugün vaziyetin travmatik bir hal alması en çok da işi gönül rızasıyla siyasete havale eden görev kaçkınlarından ve şüphesiz siyasetin bunu pekiştiren sorumsuzluğundan  kaynaklanmaktadır.

O yüzden kültür, eğitim, din, ahlak alanında oluşan boşluk için acilen hükümete ödevler yükleyen kaçkınların gazına gelmeden, siyaseti özellikle ve öncelikle devletin adalet, ahlak ve özgürlük temelinde kurumsal bir hüviyete büründürmeye çağırmalıyız, yönlendirmeliyiz, baskılamalıyız.  Sivil kesimler olarak ayartmalara, gönüllü gaza gelmelere bir son verip görev ve sorumluluklarımıza sahip çıkmalıyız. Bize yapıp ettiklerimizden başka birşey nasip olmayacak çünkü.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.