BİZ iyi insanlar, bu dünyada daima iyi olmak zorundayız. Çünkü burası dünya. Biz, burada geçiciyiz. Burayı çocuklarımıza miras değil onlardan emanet almışız. Çocuklarımıza şayet bırakacağımız bir miras varsa o da iyiliktir. Onlar, bu dünyada iyi insanların çocukları olarak yaşayacaklar ve iyi olmak zorunda kalacaklar. Ya da zorlanacaklar.  

Biz iyi insanlar, karanlık bir yere girdiğimizde oradaki her şeyi karanlık görebiliriz. Bu, iyi insan olmamızı engellemez. Kapkaranlık bir tünelden apaydın bir vadiye yol bulabiliriz. Kötülükler de iyi insanların karanlıkları gibi. Daima bizi zifiri karanlıktan apaydın bir vadiye atan bir ruh vardır.

İyi insanlar, korkmaz ölümden ve ölüme bakmayı cam arkasından. Çünkü iyi insanlar bu dünyada göçse de bilir ki gidecekleri ebedi bir dünyaları daha vardır. Ve orada iyi bir yerin taliplileri olacaktır. Asıl yolculuk da buraya doğrudur. Bu nedenle iyi insan zulme başkaldırır.

Peki, iyi insanlar neyden korkuyorlar. İhanet, ihanet ve ihanet… Aklında geçirdiği türlü kötülüğe yenilmeyen, Nefsine, günlük menfaatlere hatta ölüme yenilmeyen iyi insanlar, ihanetten çok korkarlar.

Bunu neden söylüyorum. Meseleyi sıcağı sıcağına anlatayım. “Kuşlar gibi bakarken kuşlar gibi vurulan çocuklarla çok yenildik.” diyordu Mevlana İdris bir şiirinde. Biz de yani iyi insanlar, tam bu mısraların işaret ettiği gibi sahile vurmuş çocukların çığlıkları gibi olmuşuz. Sahilde kalmak sahile vurmaktan iyidir.  Durmadan dönen bir dünyada nerede olduğumuzu kestirebilene aşk olsun. Konumlanan, konum atan, konumlandırana aşk olsun.  

Biz iyi insanlar vurulduk, yaralandık ama kendi toprağımızda kaldık. Vurulduk şehit düştük ama kendi toprağımıza gömüldük. Fransız’ı, İngiliz’i, Yunan’ı bilmem kaç belayı yurdumuzdan kovduk. Çoğunu denize döktük. Ve bir vakit geldi ki modern kültür ve tehditlerine maruz kaldık. Çoğu zaman bizim düşmanlarımız bizimkiler oluverdiler.

İyi insanlar derken İhsan Süreyya Sırma hocamızın “Nehirlerin Dili” adlı kitabı hatırıma geliyor. Hocamız, orada iyi insanların başına gelenleri bir bir anlatıyor. “Nehirlerin Dili”nde en çok beni etkileyen hikâye, Fırat nehri kıyısında penceresi nehre bakan bir hapishane ve buradaki mahkûm… Bu mahkûma, bir gün sonra idam olacağına dair bir tebliğat verilmiş. Mahkûm da bunun üzerine acıklı bir mektup yazmış.

“…Zindanından yazıyorum. Kaldığım hücrenin penceresi, Fırat’ın sularına bakıyor. Bir insan vasıtasıyla kimseye ulaştıramıyorum şu satırları yazdıktan sonra, gömleğimin bir parçasını yırtıp hücremdeki mumdan akan mayi ile muşamba haline getirdim ve yazdığım kâğıdı içine sararak sularda ıslanıp silinmemesi için katlayıp penceremdeki Fırat’ın sularına atıyorum. Ola ki birileri bunu bulur, okur; din için, iman için, vatan için, istiklal için savaşmış olan bizlere, bizden gözüküp hatt-ı zatında bizimle hiçbir alakaları bulunmayanların neler yaptıklarını öğrenir de anlatır evlatlarımıza… Din’le bizi kandırıp katlettiler yüce dinimizi… Ezanla toplayarak bizleri,  ezanı yok ettiler; Kur’an’la açtıkları toplantılarda Kur’an’ı mahkûm ettiler…

Benim adım Müezzin İsmail Efendi. Köyümde müezzinlik yaparken Arapça ezan yasaklandı. Bize dayatılan yeni ezanı bir türlü öğrenemediğimden eskiden olduğu gibi “Allah u ekber” deyip ezan okumaya devam ediyordum…

Bu müezzinin bu imamın günahı neydi. Mahşerde ve mizanda herkes hakkına erişir elbette. Ezanı susturdular,  İmam’ın sarığını çıkarıp şapka taktılar ve bunu takmadığı için İskilipli Atıf Hoca gibi büyük zatları idam ettiler. Olan hep iyi insanlara oldu. İyi insanlar, beyaz kefenlere bürünüp hayatın bu durağından diğer durağına bir seremoni eşliğinde gittiler. İyi insanların devşirdikleri bütün çiçekleri koklayarak gittiler.

Peki, bu iyi insanlar bütün bu zulmü görmelerine rağmen neden geriye doğru eski hatıraları unutuyorlar. Hem de sessizce bu hatıraları unutuyorlar. İsmet Özel, affet ama unutma, diyordu. Şimdi de iyiler,  hem affediyor hem de unutuyor. Yazık çok yazık. Hem de sessiz sessiz unutuyorlar. Mengüşoğlu Hocamız gibi hayıflanır ve üzülüyoruz.

“Ah! Nerde kaldı bütün bu çıbanları iyileştiren ecza?”

Sahte sabır taşları bulabilir miyiz, bilmiyorum. Ama kafamızı vuracağımız her taş, bize pişmanlığı hatırlatacak. Bana sorarsanız Sahilde kalmak sahile vurmaktan daha iyidir. Sahilde kalan iyi insanlara selam olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.